Hemşin Platform

Ziyaretçi Bugün:
Ziyaretçi Dün:
Toplam Ziyaretçi:
Ziyaretçi Rekoru:
1.728
2.115
2.192.950
6.123 Ziyaretçi Tarih 03.04.2008
Atatürk
Bayrak
 
Sevgili Ziyaretçi, Karadeniz'lilerin Buluştuğu Ortak Nokta Web Sayfasına Hoş Geldiniz.
 
Hemşin Platform » ~Özel Bölümler~ » Genel Kültür » Bu adamı tanıdınız mı? » Sevgili Ziyaretçi [Giriş yap|Kayıt Ol]
 
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz]
» BAŞLIK: Bu adamı tanıdınız mı?
Yazan
Mesaj

saksu [Bay]


images/avatars/avatar-6039.jpg

Üyelik Tarihi 14.02.2005
Mesajlar: 4.639
Yaşı: 52

Bu adamı tanıdınız mı? 31.07.2008 01:30 [SEÇENEKLER] [YUKARI] [AŞAĞI]

Yorumsuz...
************

Bu adamı ve dedesini tanıdınız mı?30 Temmuz 2008 05:57Haber 7 Dinine ve devletine inanılmaz derecede bağlı bir adamın bir oğlunun devlete ihanetten linç edilmesi torununun bir başka din üzere yetişmesi nasıl bir aile kaderidir.

Bu adamı tanıdınız mı?
Anadolu’da, “ne oldum deme, ne olacağım de” şeklinde güzel bir söz vardır.
Bugün sizlere, atası dedesi hangi dine, hangi millete mensup olursa olsun, farklı kültürel ortamlarda milli kimlik ve benliği unutmanın ve kökten kopmanın ne kadar olası olduğunu yansıtan bir örnek aktaracağım. Ta ki, hepimize ibret olsun diye.
Peyam-ı Edebî gazetesinin 25 Aralık 1913 tarihli nüshasından aldığım aşağıdaki satırlar, günümüzde bile hala tartışılan çok ünlü bir gazeteciye ait.
Gazetecinin yazısına konu ettiği kişi aslında babası… Fakat o yazısında bir Osmanlı beyefendisinden söz etmesine rağmen, yazının son cümlesine kadar sözünü ettiği kişinin aslında babası olduğunu açıklamıyor. Yazının son cümlesinde, işte o benim babamdı” diyor.
Şimdi hep birlikte, bir ailenin nerden nereye diyeceğimiz hikâyesinden bir kesit sunalım. Bakın kader ağlarını nasıl örüyor.
Şimdi önce ünlü gazetecinin 95 sene önce yazdığı satırlara bakalım, ardından da günümüzde torununun kim olduğundan söz ederek yazımızı sonlandıralım. Devletine sonuna kadar bağlı bir Osmanlı beyefendisinden söz eden ve 95 sene önce kaleme alınan satırlar şöyle:
“Hacı Ahmet Efendi aslen Kengiri (Çankırı)’den, İstanbul’a gelmiş, çalışmış, çabalamış, yirmi otuz sene zarfında alnının teriyle haline, menşeine göre fevkalade bir mevki ihraz etmişti. O zaman henüz gazyağı dediğimiz “petrol” madeni memleketimize girmemişti. Ekseriyetle ahalimiz mum, hatta yağ mumu yakarlardı. Hacı Ahmet Efendi bu ticareti hemen hemen taht-ı inhisarına almıştı. Bilhassa camilerimizin mumlarını veren o idi.
Bu adam bir faaliyeti mücesseme idi. Her gün güneş doğmadan evvel uykudan kalkardı. Kış yaz soğuk su dökünür, yıkanır, abdestini alır, Süleymaniye Camii’nde cemaatle namazını eda ederdi. Pek nadir o vazife-yi diniyeyi öylece ifa edebilmekten geri kalmıştı, o derecede metin sıhhate malikti. Camiden çıktıktan sonra konağa döner, çocuklarıyla kahvaltısını yapar, sonra doğruca mağazasına giderdi. Ta akşama kadar orada çalışır, günlük işlerini tesviye ederdi. Akşamüstü evine dönerek yemeğini yedikten sonra geceyi komşularıyla geçirirdi. Bu muhitte Hacı Ahmet Efendi’nin mümtaz bir mevkii vardı.
Güvenilir kişi...
İstanbul’da ne kadar ufak tefek esnaf varsa her işte ona müracaat ederlerdi. Hatta hacca, sılaya gidecekleri vakit, paralarını emanetlerini senetsiz, şahitsiz ona bırakırlardı. O derece emniyet ederlerdi. O da bu vediaları sahiplerinin isimlerini üzerine yazarak kasasına yerleştirirdi. Hatta onlardan birine emr-i hak vaki olursa emanetleri vereseye behemehal îsal eylerdi.
Yalnız cuma, bazen de pazar günleri mağazaya gitmezdi. Çocuklarını giydirir, kuşatır, yanına alır, sırasına göre ya Arnavutköy’e, ya Yedikule’ye, ya başka bir yere götürürdü. Senede bir iki kere ise ilkbaharda kayıklar tutarak, yemekler yaptırarak bütün çoluk çocuğu ile beraber Kâğıthane’ye, ya da Göksü sefasına giderlerdi.
Ailesine düşkünlüğü...
Sabahları mağazasına giderken çocukları en küçükten en büyüğüne kadar selamlık merdiveninin başına dizilirler, safvet ve hürmetle elini öptükten sonra hep bir ağızdan yüksek sesle “Allah işini rast getirsin” diye babalarına dua ederlerdi.
Ahmet Efendi ailesini severdi, memleketini severdi, lakin dinini en ziyade severdi. Feraiz-i diniyeden asla geri kalmazdı. Hayatında bir müşkile uğradı mı ancak Allah’tan yardım dilerdi. İlmen o sadeliği ile beraber Kur’an ayetlerinden çoğunu bilirdi. Her sene Ramazanda muntazaman Kur’an’ı hatmederdi.
Dinine o derece kalpten merbut idi, öyle hürmet ederdi ki, edyan-ı saire (diğer din) eshabını fena değilse aşağı bir nazarla görür, o cemaatleri Müslümanlardan mutlak surette ayırırdı. Bu gayret-i diniye saikasıyla Padişah’a da pek sadık, pek hürmetkâr idi. Bazen çocuklarıyla beraber cuma günleri selamlığa gider, Sultan Abdülaziz Han’ı uzaktan görür, bu temaşadan derunî bir inşirah duyardı. O gün büyük bir bayram imiş gibi sevinirdi.
Hacı Ahmet Efendi’nin saltanata bu hürmeti ve muhabbeti saf, samimi idi. Çünkü hükümetle resmi hiç bir irtibatı yoktu. Saf, samimi bir Osmanlı idi. İşte bu Hacı Ahmet Efendi benim babamdı.”
İşte o gazeteci…
Peyam-ı Edebî gazetesinin 25 Aralık 1913 tarihli nüshasında yukarıdaki satırları kaleme alan ve “İştebu Hacı Ahmet Efendi benim babamdı” diye babasından söz eden o ünlü gazeteci kim biliyor musunuz?
Bu gazeteci, aradan geçen 95 yıla rağmen hain olup olmadığı tartışmaları hala süren Ali Kemal’dir. Hani şu, Milli Mücadele’ye muhalefet ettiği için yargılanmak üzere Ankara’ya götürülürken 6 Kasım 1922’de kafası çekiçlerle ve taşlarla kırılarak İzmit’te linç edilen Ali Kemal.
Devletine bu kadar bağlı Hacı Ahmet Efendi’nin oğlunun devlete ihanet ettiği gerekçesiyle linç edilmesi ne garip değil mi?
Bitti mi, bitmedi…
Devletine olduğu kadar dinine de oldukça bağlı olan Hacı Ahmet Efendi’nin Ali Kemal’den olma torununun isminin Boris olması ve bugün İslam karşıtı bir İngiliz vatandaşı olarak bilinmesi nasıl bir kaderdir?
İşte büyük dedesi Hacı Ahmet Efendi olan torun Boris, geçtiğimiz Mayıs ayında Londra'ya belediye başkanı seçilen Muhafazakar Partili Boris Johnson’dan başkası değildir.
Nerden nereye…
Devletine ve milletine bu kadar bağlı olan Hacı Ahmet Efendi’nin oğlunun devlete ihanetten linç edilmesi, torununun dinini milliyetini unutması trajik bir aile kaderidir.
Yazının başlığını bu adamı tanıdınız mı şeklinde koyduk. Demek rüyada görülse kâbus diye uyanılacak bir kaderle ve gerçeklerle yüz yüze gelmek de var hayatın cilvesinde.
Neslimize sahip çıkalım ve asla bizim çocuklara bir şey olmaz demeyelim.
Hele bu zamanda…

www.osmanozsoy.com

___________________________________
"Kurulu yayımdan çıktım / Ok olur sana gelirim / Var olmak bu ise bıktım / Yok olur sana gelirim..."
31.07.2008 01:30 [saksu şuan Online] [Yazılarını Ara] [Konu No: 16789] [Mesaj No: 148597]
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz]

Konu içinde arama yap:

[Anasayfa] ·|· [Platform]


Konu Tarih Ve Yazar İzlenim Cevaplar Tarih Ve Yazar
Bu Adamı Vurabilecek Var mı
(Forum: Genel Kültür)
  08.01.2008 14:51
nuriye_53  
610 1   11.01.2008 00:11
turgut  
Hemşinin son adamı
(Forum: Yöremizin Tarihi)
  09.11.2007 23:54
KOBAL  
906 0   09.11.2007 23:54
KOBAL  
Devrimci Bir Devlet Adamı
(Forum: Atatürk Köşesı)
  07.08.2007 15:50
seveholu  
989 2   08.08.2007 23:22
ONCANERGIN  
Din adamı !
(Forum: Din)
  11.03.2007 00:30
Ömer  
1.174 11   16.03.2007 21:33
Ömer  
işte dünyanın en zengin 25 adamı
(Forum: Genel Kültür)
  11.01.2007 19:53
hemsinli  
1.026 4   13.01.2007 22:51
ebruli  

Hemşin Platform » ~Özel Bölümler~ » Genel Kültür » Bu adamı tanıdınız mı?

Hemşin Platform'u 1024 x 768 Çözünürlükle hazırlanmıştır Ve Tavsiye edilir.
Aksi durumlarda Tasarım düzgün görünmeyebilir.
Burning Board 2.3.x, Powered by WoltLab GmbH
© 2005-2009 Hemsinliyiz.Biz Kurucusu, Sayfa Tasarımı Ve Geliştirme Mutlu KOBAL Ve Naci KOBAL'a aittir.
Sitedeki materyaller izinsiz ve/veya kaynak göstermeden kullanılamaz.
Hemşinliyiz Biz | Bulutların Ülkesi | Rize - Hemşin
Bu Konu'da yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Hemşin Platform'u sorumlu değildir.