|
Haber almak İstiyorum! |
Sitemize üye olmadan Organizasyon ve Etkinliklerden haberdar olmak istiyorsanız aşağıdaki bilgileri doldurunuz.
|
|
|
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz] |
AYMELEK [Bay]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 22.02.2005
Mesajlar: 2.406
Yaşı: 35
Ad, Soyadı: Tumonun Muzefer İkamet Edilen Yer: Ankara Meslek: vatandaş
 |
|
| Hemşin Tarihi |
22.02.2005 16:03 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Doğu karadeniz yöresi hakkında yapılan çalışmalara bakıldığında görmekteyiz ki, bu çalışmaların büyük bir çoğunluğunu yabancı seyyahların seyahatnameleri, yabancı bilim adamlarının osmanlı öncesi döneme dair yazdıkları kitaplar veyahutta dini ve etnik görüşleri çerçevesinde genellikle papazların ve yanlı yazarların eserleri oluşturmaktadır. Bu kaynaklardan hareketle nisbeten objektif bilgilere dayanılarak hazırlanan ve daha çok trabzon'la ilgili pek çok çalışma vardır. Ancak rize hakkında bu kaynaklarda çok az bilgi yer almaktadır. Ayrıca osmanlı dönemine ait bilgi ise hemen hemen hiç yoktur. Ansiklopedik küçük bir ayrıntı bilginin konu ile ilgili eserlerde devamlı tekrarını görmekteyiz. Sadece kurtuluş savaşı ile ilgili bazı askerî ve tarihî kaynaklar varsa da bu bilgiler henüz kullanılmamış olduğundan bu konuda da aynı yavanlık karşımıza çıkmaktadır. Halbuki bazı kaynaklara göre m.ö. 750 yılına kadar geriye gidilinceye kadar kesin bilgiler, m.ö. 2500 yıllarına gidinceye kadar da tahmini bilgiler doğrultusunda geçmişi pek eskiye dayanan bir bölge hakkında kaynak sıkıntısından bahsetmek pek inandırıcı gelmiyor doğrusu. Osmanlı imparatorluğu döneminde pek çok yabancı bilim eseri osmanlıca'ya çevrilmiştir. Bu kaynaklara ulaşmak pekâlâ mümkündür. Hele osmanlı arşivi gibi bünyesinde 150 milyon belgeyi barındıran, bugün o coğrafyadan 43 bağımsız devletin çıktığı osmanlı ülkesinin direkt, civar ülkelerin ise endirekt olarak tarihlerinin bulunduğu bir araştırma merkezinde bu tür bir araştırmanın yapılmaması ise anlaşılır gibi değildir. Bir imparatorluğun kendi belgelerinden o yörenin tarihini çıkarmak mümkündür. Ancak osmanlıca kaynaklara ulaşılmamıştır. Bunun için şimdiye kadar rize'nin osmanlı belgelerine dayanılarak hazırlanmış tarihi g ortaya konmamıştır.
Uzun yıllardan beri osmanlı arşivi'nde yaptığımız araştırmaların bir sonucu olarak "osmanlı belgelerinde rize" adlı bir çalışmayı bitirmiş bulunmaktayız. Bu çalışmada rize'nin geniş bir tarihçesi osmanlı arşivi dışındaki kaynaklardan hareketle verilmektedir. Ayrıca osmanlı belgelerinden seçme yapılarak rize'nin osmanlı dönemindeki durumu belgesel olarak ortaya konmaktadır. Belgelerin açıklamaları, sonuçları ve orjinallerinin resimlerinin de bulunduğu bu çalışma hamiyetli hemşehrilerimizin katkılarıyla siz değerli hemşehrilerimizin beğenilerine kitap olarak sunulmayı beklemektedir.
Kitaptaki belgeler, kısaca şu konu başlıklarını taşımaktadırlar:
çayeli'ne bağlı latom köyündeki madenin 99 yıllığına vasilaki yuvanidi adlı birisinin varislerine ihale edildiği ve işletmeye açıldığı, üretilen madenlerin ihracatının esasları, gelirinden vergi alınması -ki buradan darülaceze'ye bile vergi alınıyordu-, madenin bulunduğu yerin haritası, rize'ye bağlı bütün kaza, köy, mahalle ve nahiyelerin eski ve yeni adlarının listesi, rize'ye bağlı ilçelerle ilgili belgeler, nüfusun kalabalık olmasından dolayı asayişi sağlamak için güvenlik kuvvetlerinin çoğaltılması, örnek olması için perkam köyünden bir hemşehrimizin nüfus cüzdan sureti, evinin basıldığı ve kızkardeşinin kaçırıldığından bahseden babikli birisinin şikâyetinin sonuçlandırılması çabaları, rusya'dan gelen malların herhangi bir bulaşıcı hastalık tehlikesine karşı tedbir olsun diye çayeli başta olmak üzere sahil şeridindeki bazı yerlere sokulmaması, enver paşa'nın emriyle bütün türkiye genelinde uygulanan ve bir uygulaması da trabzon vilayetinde yapılan eski rumca, ermenice ve bulgarca yer adlarının değiştirilmesine dair belgenin rize ve bağlı kaza, mahalle, nahiye ve köylerine ait yer adları listesi, rize'ye bağlı yerlerin imarına, bölgenin kalkınmasına, genel özelliklerine, insanının yapısına ve sair bilgilere dair hazırlanan bir rapor, kurtuluş savaşına ait belgeler, pazarlı bir tüccara başarısından dolayı mükâfat olarak iran, amerika ve avrupa'ya ihracat yapma izni verilmesi, rize'deki cami, tekke ve medreselerin tamir edilmesi vs.
Kitabın ilk bölümü, yukarıda da belirtildiği gibi osmanlı arşivi dışındaki diğer kaynaklar ile osmanlı devlet yıllıklarından yararlanılarak rize ve ilçelerinin nüfusu, ihracat ve ithalatı, iklimi, sanayisi, coğrafyası, tarihi ve sair özelliklerine dair geniş bir tarihçeden oluşmaktadır.
Bu yazımızda sadece rize merkezdeki yer adlarının değiştirilmesine dair iki belge verilecektir.
Rize ile rize'ye bağlı kaza ve nahiyelerin köy ve mahallelerinin eski isimleriyle bunların rize livası idare meclisi tarafından değiştirilen yeni adlarının bulunduğu defterin, rize merkez ve bağlı köylerin eski ve yeni adlarının bulunduğu liste. Bu belgeden anlaşıldığına göre bugün kullandığımız köy, mahalle ve nahiye adlarının pek çoğunun adları bu belge ile belirlenmiştir. (belgenin osmanlı arşivi'nde bulunduğu referans numarası: boa., dh.id., no: 97-2/25 bu belgelerin trabzon ve giresun'la ilgili bölümleri ayhan yüksel tarafından trabzon tarihi sempozyumu (trabzon-1999)'nda ve giresun dergisi'nde (sayı: 127, ağustos 1998) yayınlanmıştır.)
Rize'deki bütün yer adlarının değiştirildiğinden bahseden bu belge ve içinde yer adlarının bulunduğu defter bilgi olsun diye merkeze, yani içişleri bakanlığı'na trabzon vali vekili kadı ömer fevzi imzasıyla gönderilmiştir. Daha sonra bu defterin bir suretinin dahiliye nezareti tarafından harbiye nezareti'ne (milli savunma bakanlığı), nüfus genel müdürlüğü ve defter-i hakanî nezareti'ne (tapu kadastro genel müdürlüğü) gönderildiğini öğreniyoruz. Belgenin tarihi 2 kânûn-i sâni 1329 (15 aralık 1913)'dur.
-----------------------------------------------------------------
muhammet safi - osmanlı arşiv uzmanı
___________________________________
|
|
22.02.2005 16:03 |
[AYMELEK şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 212] [Mesaj No: 324]
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
| ::: Hemşin Tarihi ::: |
06.03.2005 20:53 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Hemşin tarihinin belli bir bölümü hakkında herkesin mutabakatı vardır.Hemşinliler'in tarihi konusunda bir dönemi aydınlatan bu önemli tarih kesiti su şekildedir: AMAD-UNILER'in Beyi olan Hamam ve çok sayıdaki kadın, erkek ve çocuktan müteşekkil akrabaları göç ederek Hemşin'e yerleştiler. İşte bugünkü Hemşinliler'in ataları Hemşin'e adını veren bu kişilerdir.Bu olaya ilişkin elde iki rahibin yazdığı kronikler vardır. Bunlardan ilki; 'Muş'taki Çangli Kilise papazi Mamikonlu Hohanes (V.Bab), 628'de biten'Daron (Mus-Ahlat bölgesi) Tarihi' adlı eserinin sonunda diyor ki: Bizans Kayseri Herakliyus Sasanli Şehenşahı (II.) Khosrov'a savaş açtığı sırada(626 yılında), Gürcü Beyi Vastyan'ın Çoruh'u geçerek, (Balkar Dağları kuzey yamacındaki) Dampur denilen şehri yıktığından, onun (kızkardeşinden doğma) yeğeni (Amaduni'li urugu beyi) Hamam, bu şehri yeniden imar ederek, kendi adını verip Hamamaşen (= Hamam-Abad / Hamam'ın şenlendirdiği) dedi.'Hemşin'in bundan önceki adı Dampur veya Tampur iken, 626 yılında Hamam Bey'in şehri imar etmesiyle yeni adı ilk şekliyle 'Hamamaşen' olarak ortaya çıkıyor. Buna karşılık, kronikini 788 yılında yazan Gevond, bu haberi 160 yıl sonra olmuş gibi göstererek; 'yağmalanıp yoksul düşen çoluk-çocuklu onikibinden çok kimseler, boybeyleri Amatunili Hamam'ın öncülüğünde göçüp kaçarak Kol (Göle) üzerinden Tayk (Oltu- Narman) bölgesine vardılar; oradan da, kuzeybatıdan akarak Egeristan (Eceristan/Acara)'a, Post Denizi'ne (Karadeniz'e) karışan Akapsis'i (Çoruh'u) geçtiler. Bunu haber alan Bizans Kayseri (IV.) Konstantin (780-797), onları ülkesine yerleştirerek, verimli topraklar verdi.' Her iki anlatımda verilen tarihler arasında 160 yıl gibi bir zaman dilimi olduğu halde, her ikisinde de Amatuni'li Hamam Bey'in göçünden bahsedilmektedir. İki kronik arasında böylesine bir zaman farkı olması yazarlardan birinin hata yapmış olduğunu akla getirmektedir. Bununla birlikte, anlatımda Acara'dan bahsedilmesi sebebiyle olsa gerek, Kirzioğlu, Gevond'un anlattığı 160 yıl sonraki olayın Hopa'nin koyuncu Hemşenlileri'ne ait olabileceğini söylüyor. Hemşinlilerle ilgili yazdığı kitap Bagdik Avedisyan tarafından Türkçe'ye tercüme edilerek 'Hemşin Gizemi' adıyla yayınlanan Levon Haçikyan adli Ermeni yazar, olayı aynen kabul ederek Gevond'un yazdıklarına itibar ediyor ve olayın 789-790 yıllarında Arap vostikan Obaydullah ve vekili 'beterin beteri' Süleyman zamanında ve onların baskıları sonucu meydana geldiğini söylüyor. Haçikyan, Baspatrik Elipatruslu Yesayi'nin de bu olayla ilgili olarak adinin geçtiğini iddia ettikten sonra, Baspatrigin 788 tarihinde ölmüş bulunduğunu göçün ise 789-790 tarihlerinde meydana geldiğini yine kendisi yazıyor. Bu iki tarihi kaynağı değerlendirdiğimizde, Kirzioğlu'nun bildirdiğine göre Mamikonlu Hohanes'in kitabi 628 yılında bitmiş ve 626 yılına ait bir bilgiyi vermektedir. Hohanes'in 789-790 tarihlerinde meydana gelecek bir olay hakkında 160 yıl önceden bilgi vermesi söz konusu olamayacağına göre, Gevond ya tarih hatası yapmaktadır, veya Hopa yöresine gelen Hemşinlilerin göçü ile Hamam Bey'i karıştırarak yanlış bilgi vermektedir. Amad-Uniler Hamam Bey'in göç ederek harap edilmiş ve o zamana kadar Dampur/Tampur diye anılan şehri aldığı, imar ederek kendi adından mülhem 'Hamamaşen' adını verdiği konusunda Türk ve Ermeni tarihçiler arasında tam bir mutabakat vardır. Hemşinlilerin Müslüman Ermeni olduğunu iddia eden Hacikyan, Amad-Unileri ise aynen kabul eder. Ona göre; 'Amatuni beyliğinin öz yurdu Ayrarat bölgesinin Aragatsotin ve Kotayk eyaletlerini kapsayan topraklar olup idare merkezi de tanınmış Osakan kentiydi.' Prof. Kirzioğlu'da; 'Merkezi Osaga kalesi olan Alagaz dağı ile Gökçegöl arasında yerleşen bu uruga, (geldikleri Hamadan bölgesine göre) 'Amad-uni' (Hamad hanedani) denilmeye başlandı. Ancak bazı İranlılar, onların ilk boy beyine göre bugün bile Manualar diye anarlar' demektedir.Anlaşılacağı üzere her iki yazar da aynı yöreyi değişik yer adları ile anlatmakta ve en önemlisi de Haçikyan onları Ermeni gösterebilmek için bu toprakların onların 'öz yurdu' olduğunu iddia ederken, Prof. Kirzioğlu ise bu bölgeye 'yerleşmiş' olduklarını beyan ediyor.Prof. Kirzioğlu, R.Grousset ve Khorenli'ye dayanarak; 'İlk Partli Hükümdari Arsak (M.Ö. 250-247) tarafından getirilerek, İran'da Hamadan topraklarına, (koruyucu olarak) yerleştirerek gittikçe yükselen 'Manua' adli pehlivan yapılı yiğidin urugunu, (360 yıl sonra) Ardases, tatlılık ve taltif ile getirterek onlara köyler ve arazi vermişti' demektedir. Alıntı olduğu için karmaşık olan metni düzelterek bir başka yerde; 'Horasan'dan M.Ö. 250 yıllarında boybegleri Manua ile HAMADAN bölgesine korucu/muhafız Türkmenler olarak gelen; oradan Küçük Arşaklı Hükümdarı Ardases tarafından 110 yıllarında saygı ve özenti ile getirilip, Gökçegöl-Alagez arasına yerleştirilince, Hamadan'dan gelişlerine göre 'AMAD-UNILER' adıyla anılan kabile' şeklinde ifade etmektedir. Amad-Uniler'in menşei konusunda Prof. Kirzioğlu'nun başvurduğu kaynaklara değinmeyen Levon Hacikyan, gaflet eseri olacak, N.Adontz adlı yazarın Rusça eserine dipnotta atıfta bulunuyor. 'Jüstinyen Döneminde Ermenistan' adını taşıyan ve 1908 yılında St.Petersburg'da yayınlanan esere atıf yapılan dipnotta aynen şöyle deniyor: 'N. Adontz'a göre Amatuniler'in ilk yaşadığı yer İran'ın Maku yöresinde, Artaz yakınlarındadır.' Haçikyan'in ayrıntı vermemesi sebebiyle dayanaklarını göremediğimiz için,Adontz'un Prof. Kirzioğlu ile aynı kaynakları kullanıp kullanmadığını bilmiyoruz. Ancak, Amatuni veya Amad-Uni olarak anılan kabilenin İran'dan gelip Alagaz dağı ile Gökçegöl arasına yerleştiklerini anlıyoruz. İsimlerinin de kaynağı olduğu için ve Prof. Kirzioğlu'nun Khorenli'den naklen verdiği bilgiler ışığında Hamadan'dan geldiklerini kabul etmek gerekiyor. Prof. Kirzioğlu'nun 'Manua adlı pehlivan yapılı yiğit' diye andığı Amad-Uni Beyi'nden Haçikyan şöyle bahsediyor: 'VI.yy.da inşa edilmiş Pitgnavank'in duvarında da 'Amatuniler beyi Manuel' altyazılı bir süvari rölyefi yer almakta. Araştırmacılara göre bu Manuel, manastırı yaptıran kişi olup bundan da Kotayk'in, daha doğrusu bu eyaletin bir bölgesinin (Hrazdan vadisi) Amatunilere ait olduğu anlaşılıyor.' Yukarıda Khorenli'ye atfen Kirzioğlu tarafından verilen metinde geçen 'Manua'nin, ya M.Ö.250 yıllarında Hamadan'a gelişte veya M.S.110 yıllarında (360 yıl sonra) kuzeye Alagaz dağı ile Gökçegöl arasına göç edişte urugunun başında olması gerekiyor.
|
|
06.03.2005 20:53 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
Buna göre bu kişinin VI.yy.da manastır yaptırması söz konusu olamaz. Ancak, Amad-Uniler Hıristiyanlığı kabul etmiş olduklarından 'Manuel' adlı bir başka Amad-Uni beyi olabilir veya manastırı o yaptırmamıştır, fakat tarihi kişiliği sebebiyle onun rölyefi yapılmıştır. Amad-Uniler'in Hristiyan olusu ile ilgili Prof. Kirzioğlu şunları kaydediyor: 'Romalılar'ın yardımıyla ataları Küçük Arsaklılar ülkesini Sasanlılar'dan kurtaran III.Tridat (286-330), kendisini 'dönük' hastalığından, 'İncil' okuyarak iyileştiren ve 'insan kılığına dönüştüren' bu Anak-oglu Aziz-Grigor'un* minnettarı olarak 301 yılı baharında vaftiz edilip Hıristiyan oldu. O yaz yapılan onalt boybegi/satrapin katıldığı 'dernek'te, hepsi çağın Hak-Dini olan Hz. Isa dinini gönülden benimsediler, böylece o yıl ülke resmen Hıristiyan oldu. III.Tridat'in Roma'da getirdiği kâtibi AGATANGELOS'un yazdığına göre, kısa zamanda Hz. İsa Dini; 'her biri bin ve onbin askere sahip bu Beglerin bölgesine dönmelerini müteakip, Torkom (Türkmen/Oguz) ırkı' tarafından benimsendi.' Demek oluyor ki, III.Tridat'in Hıristiyanlığı kabul etmesi ve kendisine bağli beyleri de Hıristiyan olmaya ikna etmesiyle, M.S.301 yılında, bu beyliklerden biri olan Amad-Uniler de Hıristiyan olmuşlardır. Agatangelos'un 'Torkom irki' Hristiyan oldu demesi, Amad-Uniler'in (ve belki başka Türk boylarının da) o zaman Hristiyanlığın Gregoryen mezhebine girmiş olduğunu gösteriyor. Amad- Uniler'in Kimliği Tarihi bilgilerin sıralanışından ve tutarlılık yönünden irdelenmesinden sonra, Hemşinliler'in ataları olan Amad-Uniler'in kökenlerini mantıken de sorgulayabiliriz. Tarihi bilgiler ışığında su değerlendirmelerin yapılması mümkün olmaktadır: Amad-Uniler'in, önce Hamadan'dan Alagaz dağı ile Gökçegöl arasına göç ettikleri, sonra da buradan şimdiki Hemşin yöresine geldikleri anlaşılmaktadır. Hamadan'a da Horasan'dan geldikleri Prof Kirzioğlu tarafından ifade edilmektedir. Tarihin çeşitli dönemlerinde Doğu'dan Batı'ya doğru göç ederek gelen Türklerin tipik 'göç' olgusu ve yönü bakımından uygun bir davranıştır bu. Ermeniler'in kendi tarihlerinden de anlaşılacağı üzere, bugünkü Ermenistan onların anavatanıdır ve buraya göç ederek gelmiş değildirler. Alagaz dağı ile Gökçegöl arasındaki bölgeden Dampur/Tampur (Hemşin'in eski adı) bölgesine gelişlerinde isimleri Türkçe'dir. Hamam Bey ve akrabaları geldiğinde eski Dampur/Tampur şehri tahrip edilerek yıkılmıştı. Yıkılmış bir yeri şenlendirdiği için ismine yine Türkçe olan 'şen' kelimesi eklenerek; 'Hamam'in şenlendirdiği yer' anlamında 'Hamamaşen' ismi ile buranın adi Türkçeleştirilmiştir. Hristiyanlığı kabul etmiş olduklarından bir taraftan Hristiyan adı almakla birlikte, diğer taraftan da Türkçe isimlerini muhafaza etmeleri önemlidir. Gerek isimleri, gerekse göçen bir topluluk olmaları onların Türk oldukları görüşünü destekleyen iki önemli olgudur. 'Tarih Yapan Ama Yazmayan' Türkler'in 'tarih yapan ama yazmayan' bir millet olduğu tarihen sabittir.
|
|
06.03.2005 20:54 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
Bu yüzden eski Türk tarihini Çin kaynaklarından, göçler sonrasını ise İran, Ermeni ve Rum kaynaklarından öğrenmek mecburiyetindeyiz. Elbette henüz 'bilimde objektiflik' kavramının gelişmediği o dönemlerde yazılanların tarafsızlığından emin olamayız. Fakat ne yazık ki yapacak başka bir şey de yoktur. Türkler'in tarih yazmama alışkanlıklarına karşılık, Ermeniler'den ve özellikle de Ermeni din adamlarından önemli sayıda tarih yazarı çıkmıştır. Ayrıca Ermenilerde kitapların kenarına andaç denilen not düşme geleneği vardır ki bu da bir tarih kaynağı olarak kullanılmaktadır. Levon Haçikyan, Hemşin'in tarihi konusunda yeterli bilgi elde edemeyişinden bakın nasıl yakınıyor: 'Tüm ortaçağdan hemen hemen hiç bilgi korunamamış. Bu nedenle ister istemez XIX. Yüzyıl gezginlerinden yararlanmak gerekiyor.' Haçikyan'in şikâyet ettiği gibi Hemşinliler, göç ederek yöreye yerleştikleri 626 yıllarından beri, 1400 yıla yakın bir zaman dilimini bu yörede yasadıkları halde, koskoca tarihten bugüne herhangi bir yazılı eser gelmemiştir. Bu davranış, 'tarih yapan ama yazmayan' bir kavmin; Türk kavminin tipik davranışıdır. Ermeniler ise gerek tarih kitabi yazarak,gerekse kitaplara andaçlar düşerek tarihi bilgi bırakma geleneğine sahiptirler.Samsadin Hoca'nın Mektubu Koskoca Ortaçag'dan elde bilgi olmayışına yanan Haçikyan, Samsadin Hoca'dan kaldığını söylediği bir mektubu sevinçle zikrediyor. Ona göre mektup, Hamsen'in Kostentz manastırından 1422 yılında kopya edilmiş Kudüs Patrikliği kütüphanesinde 1617 numara ile kayıtlı bir elyazmasına kaydedilmiş. Muhatabı ise Hemşin Beyi...Mektubu yazanın Samsadin, Karadeniz üzerinden yapılan uluslararası ticaretle uğrasan, Trabzon'daki Çarkhapan Ermeni manastırını yeniden inşa eden,Kefe'deki Aziz Anton Manastırında Nerses Snorhali'nin şiirlerini el yazması bir kitaptan kopya ettiren bir Ermeni olduğu iddia ediliyor. Mektupta ise söyle yazıyormuş:' Tanrı ve Aziz Nikolas adına, Tanri katında vaad et ki, yolcu için iyi olasın ve yolcunun malını Tanrı'nın sana verdiği can gibi koruyasın, kim olursa olsun, Hristiyan ya da yabancı, bu sana emanet. Ve ben Samsadin, sana ne emanet verirsem onu alasın, daha fazla tamahlık olmasın. Bu konu üzerinde Sper (İspir) beyine de yaz, yükünü yük bilsin, tambalit'i tambalit,iloma'yi iloma, khurçi'yi khurçi, bogça'yi bogça. Ve Basen Sinoru'na ulasana dek, yükler için verilecek tüm harçlar, tamı tamına ne alınacaksa onu yazsınlar ki tamah ve sahtekarlık olmasın 'Haçikyan, 'yük, tambalit, iloma, khurçi, bogça' kelimelerini anlamamış olacak ki söyle bir dipnot düşüyor: 'Sözü geçen yük, tambalit, iloma, khurçi, bogça terimlerinden Hamsen patikalarından Karadeniz'e ve aksi yöne taşınan malların değişik boy ve ölçüleri anlamak gerek.'Bu kelimelerden ilki olan 'yük' tamamen Türkçe bir kelime olup hiç bir açıklamaya ihtiyaç göstermemektedir. 'Khurçi' diye yazılan kelime ise halen yörede kullanılmakta olan 'hurci' veya 'hurc' kelimesi olup bu da Türkçe'dir. Azerbaycan Türkçesi Sözlüğünde 'hurcun' olarak geçen kelimenin anlamını görelim: 'Heybe, hurç, meşin veya kilimden yapılmış büyük torba veya heybe' D.Mehmet Doğan'in Büyük Türkçe Sözlük'ünde ise 'hurç' kelimesinin anlamı söyle veriliyor: 'Mesin veya kilimden yapılmış büyük torba veya heybe, camedan.'Görüldüğü gibi bu kelime hem Azeri Türkçesi'nde hem de Türkiye Türkçesi'nde ayni anlamda ve aktif olarak kullanılan bir kelimedir. Sonuncu kelime olan 'bogça' ise düpedüz Türkçe olan 'bohça' kelimesidir.Bu mektubun tarihi Fatih'in bölgeyi fethettiği 1461'den ve girişilen Türk yerleştirme çabalarından önce olduğuna göre, mektupta kullanılan Türkçe kelimeler, 626 yılından beri bölgede yasamakta olan Hemşinliler'in Türk olduklarını açık biçimde ortaya koymaktadır. Kökenini tespit edemediğimiz 'tambalit' ve 'iloma' kelimeleri ise Ermenice olmadığından Haçikyan tarafından anlaşılamamışlardır.1430'larda yazılmış olan mektupta geçen 'Basen Sinoru'na ulasana dek' ifadesine dikkatinizi çekmek isterim. Burada 'Basen' diye geçen; 'Pasin' olarak günümüze gelen Erzurum'un Pasinler ilçesidir. Ancak, Haçikyan'in özel isim zannettiği 'Sinor' kelimesi ise 'sinir' kelimesinin bölgede halen kullanılan biçimi olup tamamen Türkçe bir kelimedir.Samsadin'in Müslüman 'Şemsettin' mi, yoksa Haçikyan'in iddia ettiği gibi Manastır onaran bir Hristiyan mı olduğunu bilmiyoruz. Yine isminin Davit olduğu iddia edilen Hemşin Beyi konusunda da bir bilgimiz yoktur. Amad-Uniler'in zamanın hak dini Hristiyanlığı kabul etmiş olduklarını bildiğimizden, Davit gibi Hristiyan isimleri almalarını da mümkün ve doğal karsılarız. Ancak, Hristiyan iken de Türkçe konuştuklarını, Haçikyan'dan naklettiğimiz bu mektup bir kez daha göstermektedir.İslamlaşma Süreci XIV. Yüzyıl baslarında Gürcü tarihi yazarı Brosset, İspir ve Bayburt'a gelen 60.000 kişilik bir göçebe Türk topluluğundan bahsediyor: 'Altmış bin kişilik bir Türk göçebe topluluğu Sper (İspir) ve Baberd (Bayburt)'de kışlayıp, yaz aylarında Parkhar dağlarına yayılıyor, Tayk ve daha uzak yörelere saldırılar gerçekleştiriyordu.' Bu Türklerin Müslüman lideri Sahali, 1460 yılında Hemşinliler'in Hristiyan lideri Veke'yi yeniyor ve esir alıyor. Ayni kaynağa göre genç Veke, 'Sekh adi verilen Sofu'ya teslim edilmiş.' (Pornak Türklerinden olduğu yazılan Sahali'nin güçlü ordusu Tiflis'i de ele geçiriyor.) Böylece Hemşinliler'in İslamlaşma süreci de başlamış oluyordu. 1489'da ise Hemşin Beyi de (2.) Çitakh adi verilen Müslüman Türkler'e yenilerek bir başka Türk devleti olan ve 1478-1490 yılları arasında İspir'i elinde tutan Akkoyunlular'a sığınıp Ispir'e yerleşiyor. Böylece Hemşin'i Müslüman Türkler yönetiyor. P.Tumayantz, 1870 yılında hazırladığı topografyasında, Karadere Ermenileri'nin Sper'den (Ispir'den) Baberd'den (Bayburt'tan) ve özellikle Hamşen'den 'din değiştirmekten kurtulmak amacıyla bundan 170-180 yıl önce' yani 1690-1700'lü yıllarda göçtüklerini anlatıyor, ve 'hayli yıllar sonra -diye sürdürüyor- Hamsen ilinde kalan nüfusun tamamını taciklestirdiler
|
|
06.03.2005 20:56 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
Bundan sonra Karadere'ye yöneldi saldırılar ve yokluk içinde binlerce aile Trabizon, Ordu, Yuniya, Çarsamba, Pafra, Sinop ve ta Adapazarı köyleri ile kentlerine sığındılar.' Bu ifadelerden anlaşıldığı kadarıyla Ispir ile Bayburt'ta yerleşik olan ve Hamam Bey'in gelişinden önce Hemşin'de yasamakta olan Ermeniler göç ederek önce Karadere bölgesine gitmiş, sonra da Trabzon- Adapazarı arasına giderek yerleşmişlerdir. Burada anlaşılmayan konu, bütün Doğu Anadolu'da çok sayıda Ermeni varken ve din değiştirmeye zorlanmazken neden Bayburt, Ispir ve Hemşin'de böyle bir baskıdan bahsedildiğidir. Bunun temelinde yazarın Hristiyan olması sebebiyle, başka amaçlarla gerçekleşmiş göçleri çarpıtarak vermiş olması yatıyor olabilir.H.Acaryan adli Ermeni yazarı da Hemşin ve Karadere'den binlerce Ermeni'nin Sinop-Trabzon arasına yerleştiğini yazıyor ve I. Dünya Savası öncesi göceden Ermenilerin dağılımını söyle veriyor: -Trabzon'da 800 ev Ermeni,-Değirmendere'den Yambol nehrine kadar Gavata ve Yomra'da 2.340 kişi,-Sürmene'de 100 ev,-Akçaabat'ta 4.000 kişi,-Tirebolu'da 40 ev,- Giresun'da 400 kişi,-Samsun-Canik 2.000 ev Ermeni.Acaryan bunların sonu ile ilgili olarak; 'Hamsen Ermenilerinin bu büyük göçmen toplulukları yüzyılımızın basındaki üzücü olaylarda yok oldular ' demektedir. Yazarın suçlayıcı imasına karşılık bunların da 1915 tehciri*(göçü) ile Suriye-Lübnan tarafına gönderildikleri anlaşılıyor.1915 tehciri öncesinde Doğu Anadolu'da yer yer nüfus oranları %15-20'lerekadar düştüğü halde Ermeniler'in İslamlaşmaya eğilimli olmadıkları bilinmektedir. Hemşinliler'in Müslümanlığı kabul etmeleri, onların Türk olmaları ve ayni dili konuşan Türklerle kolayca anlaşmaları sebebiyle olmuştur. Ermeniler ise gerek Hemşin'den gerekse Karadere'den göç edip ayrılmışlardır. Trabzon-Adapazarı arasına yerleşen Ermeniler ise, bütün Doğu Anadolu'daki soydaşları gibi 1915 tehcirinde Suriye - Lübnan tarafına göç etmeye mecbur edilmişlerdir. 93 Harbi diye anılan 1877-78 Osmanlı-Rus savası sonucu Karadeniz'in kuzey kıyıları Rusların eline geçince, Rusları tabii müttefik olarak gören Ermenilerden bir kısmı o bölgelere göç etmişlerdir. Haçikyan'in naklettiğine göre bunlar arasında Hemşin'deki artık az sayıda kalmış olması gereken Ermeniler de vardır. '1877-78 yıllarında Rus-Türk Savası sonucu Karadeniz'in Kafkas kıyılarının Rus Çarlığına geçmesiyle, 1860'li yıllarda başlamış olan Hamsen Ermenilerinin Abhazya göçü daha da büyük boyutlara ulaştı. Onlar Abhazya'nin Sukhum, Soçi, Matzesta, Lor, Mitsuri, Tsabella, Adler, Sapuska,Yeni Afyon, Gogri vd. kentlerine yerleştiler.'Demek oluyor ki, 1843- 44 yıllarında Prof. Karl Koch'un Hemşin - Ispir arasında rastladığı az sayıdaki misafir-sevmez Ermeniler, böylece göç ederek 1877-78 savası sonrasında Hemşin'den ayrılmış oluyorlar.Hemşin'de Yer Adları Doğu Karadeniz'de yer adları uzun yıllardır küçük söyleniş farklılıkları ile varlıklarını muhafaza etmektedirler. 1843-44 yıllarında Rize'yi ve bu arada Hemşin yöresini de ziyaret eden Prof. Karl Koch bu durumu söyle tespit ediyor: 'Küçük Asyanın kuzey sahilleri ve özellikle Pontus Krallığının topraklarının kendine özgü bir özelliği su idi: Bir yandan önemsiz isimler bile en yakın zamana değin hemen hiç değişmeden kalırken, diğer yandan eski çağın önemli büyük kentleri iz bırakmadan kaybolup gidiyordu.'Bir kültür politikası olarak yer adları ancak Cumhuriyet döneminde Türkçeleştirilmiş, Osmanlı döneminde ise önceki halleriyle aynen muhafaza edilmişlerdi. Hemşin yöresinde ise Cumhuriyet öncesi dönemde Türkçe yer adlarına rastlıyoruz.Prof Koch 'Cimil dağındaki ilginç evime döneyim' dedikten sonra Kumbasar Süleyman Aga'nın evinden gördüğü çevreyi anlatır: 'Buradaki dağ silsilesi, yarımay, Sogorni köyünün yaz evlerinin (yaylasının) orada bulunmasından olsa gerek, 'Sogorni - Jailanin- Baschi' diye adlandırılırdı.' Karl Koch'un yazmaya çalıştığı ifade düpedüz 'yaylanın başı' kelimeleridir. Demek ki1843'te, Devlet elinin ulaşma güçlüğü çektiği bir yerde -ki zaten Osmanlı yer adlarını değiştirmemiştir- öz Türkçe yayla isimleri mevcuttur. Prof. Koch'un kaydettiği Türkçe yer isimlerinin önemlileri şunlardır:Çağırankaya (Arici-Deveci s.17), Demirdağı veya Temirtagi (s.19), Ortaköy(s.23), Çoban dere (S.32), Şeytan dere (s.32), Çobanköy (s.33), Ot deresi (s.45), Balkar suyu ve Balkar köyü (s.52), Hala suyu ve Hala köyü (s.59).Ayrıca Kanlıdere, Kavran deresi, Cennet dere, Furtuna deresi ve Fırtınanın bir kolu olan Büyük dere de Koch'ub zikrettiği Türkçe isimlerdir. Hemşin yöresinde görülen Türkçe dağ, yayla ve göl adlarına başka örnekler de vermek mümkündür. Davali yaylası, Anadağın Denizi, Gölgeli Göl, Karadere bunlardan sadece birkaçıdır.Karl Koch'un kaydettiği Dasçeh deresi üzerindeki köprüye ait bir Türkçe kitabede ise şunlar yazılıdır: 'Güzel ve iyilikle dopdolu, Tuna Nar Mustafa Ağa, Muhammedoğlu tarafından, Hicri 1212 yılında (1797/9) kuruldu.'Rize'nin sahil kesimlerinde Cumhuriyet öncesi Türkçe isimlere rastlamak son derecede zor iken, Hemşin yöresinde çok sayıda örnek bulunması ilginçtir.Bunun sebebi, sahil kesimindeki (eski Kimmer ve Saka'lar müstesna) Türk yerleşiminin daha geç tarihlerde meydana gelmesine karşılık, Hemşin'de Türklerin daha 626 yılında yerleşmiş olmalarıdır.
Kaynak Alıntısı Yapan: A.Rıza Saklı
|
|
06.03.2005 20:57 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
| HemŞİn Tarİhİ |
06.03.2005 20:58 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Tarihi geçmişi itibarıyla Hemşin yöresini"Rize ve çevresinin"içerisinde ele almak gerekmektedir. M. Ö ki dönemlerde Rize ve çevresinde çeşitli kavimlerin yaşadığı;yörenin zaman zaman değişik kavimlerin yönetiminde kaldığı bilinmektedir.
M. Ö 63'te Roma imparatorluğu egemenliğine girmiştir. Roma imparatorluğunun bölünmesi ile Rize ve çevresi Bizans yönetimi sınırları içerisinde kalmıştır. Bizans döneminde Rize'nin iç kısımlarında Alon, Kıpçak ve Kuman adlı Türk boyları yerleşmiştir. Bu Türk boyları içerisinde M. S 623 yıllarında Hamam Beğ İdaresinde bugünkü Hemşin yöresinde bir oğuz Oymağı, daha önce Oğuz-Türkmen -Partlı/Arşaklı Devletini kuran 1. Akşak(M. Ö 250 - M. Ö 257) tarafından Manua idaresinde bir ön kuvvet koruyucu olarak Amadan Hamadan yöresine yerleşmişti. Uzun süre Amadan- Hamadan yöresini kendilerine yurt edilen bu Türk oymağı. daha sonraları Sasaniler'in bu dine geçmeleri için zorlamaları üzerine . bu yörede tutunamayacaklarını anlayınca 623 yıllarında Hamam Beğ idaresinde Rize yöresine göçüp"Danpur"denilen yıkık kasabayı imar ettiler. Yeniden imar ettikleri bu beldeye beylerinin adına izafeten"Hamama Şen (Hamama Bad/Hamamın şenlendirdiği)"adını verdiler. Bu Türkçe ad zamanla Hemşen/Hemşin biçimine girerek günümüze kadar geldi.
Tarihi kaynaklardan Hemşinlilerin atalarının Hamadan/Hemedan'dan ayrıldıktan sonra Kars-Göle dolaylarına yerleştikleri;sonradan Acaristan ve Çoruh bölgesine inerek Çoruh'u karşıya geçtikleri ifade edilmekte ve Bizans kralı 6. Konstantin yerleştirildikleri belirtilmektedir.
Ayrıca Osmanlı vergi defterinde Hemşinliler için;"Muselmanı Kaldı"yani :1461 Osmanlı Fethi öncesi eski Müslümanlar ifadesini kullanması da bu durumu doğurmaktadır. Akkoyunlu Türk Devleti zamanında (1350-1502) Rizenin güney kesimde yer alan Hemşine birçok Türk botu yerleşmiştir. Aşağı Çamlıca (Vişe)ve Molaveyis (ülkü) köy de bulunan Koç heykelleri bu yörelerdeki doğu Anadolu ve Azerbaycan gibi diğer Türk bölgelerinde de bulunmaktadır. Koyun ve koç heykelleri Ortaasya Türk kültüründen kaynaklanmaktadır.
Türkler göçüp yerleştikleri yerlerde ölen ilk atalarının mezar taşlarına taştan oyulma koç heykeli dikerler,bu bir Türklük geleneğidir. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethi ile birlikte Rize ve çevresi de Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1486 ve 1534 tarihli Trabzon sancağı Mustafassal Tapu tahrir defterine göre bölgenin merkezi yönetime bağlandığını görüyoruz. Bu kayıtlara göre Kaza-i Hemşen'e(Hemşin kazası) bağlı 34 köy bulunuyordu. Hemşin kazasının; Hemşin,kara Hemşin,Eskanos (Senos-Kaptanpaşa) olmak üzere üç nahiyesi vardır. 1536 tarihinde yapılan yeni bir idari taksimatla Hemşin,İspir sancağına bağlanmıştır.
1600 tarihli kaynaklarda da bu sancağa bağlı olduğu görülür. 1753 ve 1831 tarihli tapu kayıtları ile ilgili bölgelerde de Hemşin kazasının Trabzon sancağına bağlı olduğu yazılmaktadır. 1836 yılında yapılan yeni bir taksimatla Atina(pazar) ilçe,Hemşin'de Pazara bağlı bir nahiye olur. Daha sonra 1856-1857 yıllarında Hemşin'in kaza olduğu bilinmektedir. Ancak 1878 yılında Berlin Antlaşması ile yapılan yeni bir idare düzenleme ile Çoruh iline bağlı olduğu görülmektedir.
05. 03. 1916 tarihinde Rus işgali sonucunda Hemşin, Batum Sancağı 'na bağlı olarak yönetilmeye başlamıştır. 15. 08. 1918 tarihinde Rus işgalinin kaldırılması sonucunda da Hemşin tekrar Osmanlı İmparatorluğu yönetimine girmiştir. Cumhuriyet döneminde ilk idari taksimat 29. 03,1924 tarihinde yapılmış; yapılan bu taksimatla Hemşin tekrar Pazar'a bağlı bir bucak olmuştur.
Son olarak 09. 05. 1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla Hemşin yeniden ilce olarak kurulmuş;19. 08. 1991 tarihi itibariyle teşkilatlanmaya başlamıştır. Böylece 133 yıl sonra Hemşin ilçe olma statüsüne yeniden kavuşmuştur
|
|
06.03.2005 20:58 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
| İlÇenİn Tarİhİ |
06.03.2005 20:59 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Çamlıhemşin in tarihi bakarken ilçe merkezi olana kadar bağlı olduğu Hemşin in tarihine de birlikte bakmak gerekir. Yöre, 1071 de Malazgirt Meydan Muharebesi sonunda Alparslan tarafından Selçuklu Devleti topraklarına dahil edilmiştir. 1072 de, Alparslan savaş sonrasında, bölgeye 70.000 yaylacı ve göçer Türk yerleştirdi. Daha sonra 1184 te bölgede kurulan Trabzon-Pontus imparatorluğu sınırları içinde kalan Hemşin in bölge halkı, arazinin dağlık ormanlık olmasından dolayı, işgalden etkilenmedi. Türk kimlik ve gelenekleriyle yaşamlarını günümüze dek sürdürdüler. Hemşinliler, zaman zaman azınlıkların kalleşçe saldırıları sonucu zor anlar yaşadılarsa da, hiçbir zaman yurt edindikleri bu topraklardan, gurbet dışında kopmadılar. Çamlıhemşin adını, ilçenin kuruluşundan sonra almıştır. Çamlıca, 27 Haziran 1957 tarihinde yürürlüğe giren 7033 sayılı kanunla 1 Nisan 1961 tarihinde ilçe yapılarak Çamlıhemşin adını aldı. Öteden beri anadilleri Türkçe olan Hemşinlilerin ataları, 1523 teki Kanuni Çağı ilk tarihinde Müslüman-i Kadim yani 1461 Öncesi Müslümanları diye tanıtılıyor.
Hemşin lilerden öteden beri Türklüğe özgü vasıflar görülür:
Harita birimlerine göre 40-22 -41-28 doğu boylamlarıyla 41-314 ve 41-20 kuzey enlemleri arasında yer alan Rize ilinin güneydoğusunda, denizden 22 km içerisinde, Erzurum istikametinde Rize il merkezinden 147 km uzaklıkta sırtını KAÇKAR (Karataş, 932 m), Verçembek (Dilekdağı,3711 m) dağlarına dayanmış, Pazar_ardeşen sınırından denize dökülen Fırtına Deresinin Ayder Deresi ile birleşim yerinde kurulmuş, etrafı gür ormanlar ile çevrili, kaplıcası, yaylaları, krater gölleri ve ve bünyesinde yetişen 6000 tür botanik bitkisi ile özel yetiştirilmiş sera görünümü veren ilçe merkezidir. Pazar, Ardeşen, Hemşin, Çayeli ilçeleri, Erzurum ve Artvin illeri ile komşu olan ÇAMLIHEMŞİN...
Çamlıhemşin ismini aldığı geniş çam ormanlarıyla çevrili olup %80 orman olan arzai, köknar, kestane, kayın, meşe, karayemiş, orman gülleri (kırmızı, beyaz ve sarı), gürgen, şimşir, ıhlamur, karaağaç ve yöreye özgü iri gövdeli meyve ağaçları ile kaplıdır.
Çamlıhemşin in doğal sınırları, denizden 165 m yükseklikten başlayıp 3932 m lik Kaçkar Dağının tepesinde son bulur. Bu iki yükselti arasında, engebeli ve girintili-çıkıntılı bir çok vadiye sahip olan Çamlıhemşin in belli başlı yükseklik teşkil eden tepeler şunlardır: Kumluk Dağı (3054 m), Kardovit Sırtı-Duvar Tepe (2985 m), Kızılkaya (3237 m), Cargovit Tepe (2859 m), Çaymakçur Tepesi (2295 m), Aytimur Tepe (3195 m), Bucaklar Tepe (3121 m), Büyük Kavron Tepe (277 m), At Meydanı (2782 m), koyun Bayırı Huser Tepeleri (2213 m )
|
|
06.03.2005 20:59 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
| Başlıca Yaylaları: |
06.03.2005 21:00 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Çat, Elevit, Kale, Varoış, Verçenik, Başyayla, Ortayayla, Tirovit, Palovit, Haçıvanak, Karmik, Hapıvanak, Samistal,POKUT, Sal, Hazindağ, Amlakit, Aşağı Kavrun, Yukarı Kavrun, Kaçkar, Ayder yaylalarıdır.
Halkın geçim kaynağı gurbetçiliktir. Sahip olması gereken 60.000 nüfusun 50.000 i gurbetçi olup gurbette ekonominin her alanında işveren, işçi, memur olarak çalışmaktadır.
İlçe halkı, mevsimlik orman işçiliği, fabrika işçiliği, ilçe merkezinde ise fırın, bakkal, ayakkabıcılık vb. dallarda esnaflık yapmakta, bölgenin turizme açılmasıyla birlikte, turisttik lokantalar ve alabalık tesisleri faaliyet göstermektedir. Ayder in Bakanlar Kurulu kararıyla turizm bölgesi ve DOĞAL SİT alanı olarak ilan edilmesiyle, turizimde beklenen gelişme, imar planın henüz tamamlanmamasından dolayı sağlanamamıştır.
Çamlıhemşin ilçesi, dağlık ve dağınık arazi yapısı nedeniyle tarihi eser yönünden çokzengin değildir. İlçede ZİLKALE, KALE-İ BALA, KEMER KÖPRÜLER ve TAŞ KONAKLAR ın tarihi ve mimari değerleri yüksektir.
|
|
06.03.2005 21:00 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
| Zİl Kale, Kale-İ Bala,kemer KÖprÜler |
06.03.2005 21:01 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
ZİL KALE
1871 tarihli Trabzon vilayeti salnamesinin 178. Sayfasında Atina kazasına tabi Hemşin nahiyesinde Kale-i Bala ve Zır namlarında iki harap kale bulunduğu belirtilmektedir.
Bölgenin en dikkate değer eserlerinden birisidir. İlçe merkezinin 15 km. güneyinde, Fırtına Deresi nin batı yamaçları üzerinde kurulmuştur. Kalenin üzerinde inşa edildiği sarp kaya kütleis denizden 750 metre dere yatağından yaklaşık 100 metre yüksekliktedir.
Kale dış surlar, orta surlar ve iç kaleden meydana gelmektedir. Kale doğal bir kaya kütlesi üzerine kurulmuştur. Dış kalenin kapısına kuzeybatı yönündeki patika bir yolla ulaşılır. Kuzeydeki kapının söğe taşları sökülmüştür. Bir teras yardımıyla orta surlar seviyesine çıkılır. Buradan ikinci bir kapı yardımıyla kale içerisine girilir.
Kalenin kesin yapılış tarihini belirtecek veriler yoktur. Mimari unsurlarda buna imkan vermez. A.Bryer kalenin Trabzon Komnenosları zamanında mahalli derebeyleri tarafından yapılmış olabileceğini belirtir (14.15. yüzyıl) S. Eyice bu tarihlendirmeye katılırken Kalenin ilk sahipleri hakkında bir şey söylenemez denmektedir.
Bölgenin ilk çağları olduğu gibi orta çağ tarihi de karanlıktır. Hemşin yörenin İlhanlı, Karakoyunlu, Akkoyunlu zamanlarında tam olarak mı kısmen mi fethedildiğini bilmiyoruz. Belki de Bayburt ve İspir deki Türk Beyleri Varoş Kale, Zil Kale Cihar Kale ve Pazar Kızkulesi ile denize ulaşan önemli bir askeri bir kontrol kurmuşlardı ve bu yolla sahile ulaşmak istiyorlardı.
Osmanlıların bölgeyi fethinden sonra kale kullanılmaya devam etmiştir. 16.yy başlarında hazırlanan tarih defterlerin de kalenin adı Kale-i Zir (Aşağı Kale) olarak geçmektedir.
Kalede bulunan el topları:
Kalede bulunan 2 el topu 1979 yılında Trabzon Müzesi ne getirilerek 440 (79-1-1) ve 441 (79-1-2) ile envantere kayıt edilmiştir.
Pirinçten döküm olarak yapılmıştır. Uzunlukları 26 cm. dir. Namlı iç çapları 4-4,5 cm.dir. gövde üzerinde arkada ateşleme deliği bulunmaktadır. 441 nolu topun gövdesi ve namlusu üzerinde yedi süs halkası bulunmaktadır.
KALE-İ BALA
Çamlıhemşin ilçesine 40 km. uzaklıkta Hisarcık Köyü sınırları içerisinde Fırtına Deresi nin kaynaklarına hakim bir noktada kurulmuştur. kaynaklarda geçen bir diğer adı Varoş Kale dir. Kale Kaçkarların iç kısmına geçit verdiği Başhemşin ve Tatos Geçidi ne yakındır. Kalenin surları oldukça harap olmuştur. Duvar işçiliği bakımından Zil Kale ile benzerlikler görülür. Kale-i Bala da 14.15. yy yapıldığı sanılmaktadır.
KEMER KÖPRÜLER
Fırtına dersi boyunca Köprüköyünden itibaren muhtelif büyüklükte 10 adet Kemer Köprü bulunmakta, yapım tarihleri tam tespit edilmemekle beraber 150 senelik tarihi yansıttıkları bölgede meydana gelen fırtınalara meydan okurcasına ayakta kalmayı başarmışlardır. Yontmataş tekniğiyle yapılan bu köprülerin mimari yönden taş tekniğinde ayrı bir yeri vardır.
Şenyuva Köprüsü: Eski adıyla Cinciva Köprüsü, bölgenin yaygın taş köprülerinden biridir. Tek bir kemerle Fırtına Deresi geçilmiştir. Köyün yaşlıları H.1111/M.1699 tarihli bir kitabesinin 1946 yılındaki bir selde kaybolduğunu kaydederler. Eğer bu doğru ise, yapı bölgedeki en eski köprülerden birisidir.
Çamlıhemşindeki diğer eserler ise; Şenköy Camii 1900), Aşağı Çamlıca Köyü Camii ve Köprüköy Köprüsü(19.yy.)'dür.
|
|
06.03.2005 21:01 |
|
|
RÜZGAR Silinmiştir
 |
|
| HemŞİn'İn TarİhÇesİ |
06.03.2005 21:02 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Tarihi geçmişi itibarıyla Hemşin yöresini "Rize ve Çevresinin tarihi" içerisinde ele almak gerekmektedir. M.Ö. ki dönemlerde Rize ve çevresinde çeşitli kavimlerin yaşadığı; yörenin zaman zaman değişik kavimlerin yönetiminde kaldığı bilinmektedir.
M.ö. 63'te Roma imparatorluğu egemenliğine girmiştir. Roma imparatorluğunun bölünmesi ile Rize ve çevresi Bizans Yönetimi sınırları İçerisinde kalmıştır. Bizans döneminde Rize'nin iç kısımlarında Alon, Kıpçak ve Kuman adlı Türk boyları yerleşmiştir. Bu Türk boyları içerisinde M.S. 623 yıllarında Hamam Beğ idaresinde bugünkü Hemşin yöresinde bir Oğuz Oymağı da bulunuyordu. Adı geçen bu Türk oymağı, daha önce Oğuz-Türkmen-Partlı/Arşaklı Devletini kuran 1. Arsak (M.Ö. 250 - M.Ö 247) tarafından Ma-nua idaresinde bir ön kuvvet korucu olarak Amadan-Hamadan bölgesine yerleştirilmişti. Uzun süre Amadan - Hamadan yöresini kendilerine yurt edinen bu Türk oymağı, daha sonraları Sasaniler'in yoğun dini baskılarına maruz kaldılar. Mecusi (Ateşe tapan) inancına sahip Sasaniler'in bu dine geçmeleri için zorlamaları üzerine, Bu yörede tutunamayacaklarını anlayınca 623 yıllarında Hamam Beğ idaresinde Rize yöresine göçüp "Danpur" denilen yıkık kasabayı imar ettiler. Yeniden imar ettikleri bu beldeye beylerinin adına izafeten "Hamama Şen (Hamama Bad/ Hamamın Şenlendirdiği) " adını verdiler. Bu Türkçe ad zamanla Hemşen/ Hemşin biçimine girerek günümüze kadar geldi.
Tarihi kaynaklardan Hemşinliler'in atalarının Hamadan/ Hemedan'dan ayrıldıktan sonra Kars- Göle dolaylarına yerleştikleri; sonradan Acaristan ve Çoruh bölgesine inerek Çoruh'u karşıya geçtikleri ifade edilmekte ve Bizans kralı 6. Kostantin tarafından şimdiki Hemşin yöresine yerleştirildikleri belirtilmektedir.
Ayrıca Osmanlı vergi defterinde Hemşinliler için; "Muselmanı Kadim" yani: 1461 Osmanlı Fethi öncesi eski müslümanlar ifadesini kullanılması da bu durumu doğrulamaktadır. Akkoyunlu Türk Devleti zamanında (1350- 1502) Rize'nin güney kesiminde yer alan Hemşin'e birçok Türk boyu yerleşmiştir. Aşağı Çamlıca (Viçe) ve Molaveyis (ülkü) köy de bulunan Koç heykelleri bu yörelerdeki Türklük'ün bariz delilleridir. Benzeri koç heykelleri doğu Anadolu ve Azerbaycan gibi diğer Türk bölgelerinde de bulunmaktadır. Koyun ve koç heykelleri ortaasya Türk kültüründen kaynaklanmaktadır.
Türkler göçüp yerleştikleri yerlerde ölen ilk atalarının mezar taşlarına taştan oyulma koç heykeli dikerler, bu bir Türklük geleneğidir. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet'in Trabzon'u fethi ile birlikte Rize ve çevresi de Osmanlı topraklarına katılmıştır. 1486 ve 1534 tarihli Trabzon sancağı Mufassal Tapu tahrir defterlerine göre bölgenin merkezi yönetime bağlandığını görüyoruz. Bu kayıtlara göre Kaza-i Hernşen'e (Hemşin Kazası) bağlı 34 köy bulunuyordu. Hemşin kazasının; Hemşin, kara Hemşin, EskanosfSenos- Kaptanpaşa) olmak üzere üç nahiyesi vardı. 1536 tarihinde yapılan yeni bir idari taksimatla Hemşin, ispir sancağına bağlanmıştı.
1600 tarihli kaynaklarda da bu sancağa bağlı olduğu görülür. 1753 ve 1831 tarihli tapu kayıtlan ile ilgili belgelerde de Hemşin kazasının Trabzon sancağına bağlı olduğu yazılmaktadır- 1836 yılında yapılan yeni bir taksimatla Atina (Pazar) ilçe, Hemşin'de Pazar'a bağlı bir nahiye olur. Daha sonra 1856-1857 yıllarında Hemşin'in kaza olduğu bilinmektedir. Ancak 1878 yılında Berlin Antlaşması ile yapılan yeni bir idare düzenleme ile Çoruh iline bağlı bir bucak; 1904 tarihinden sonra da Trabzon'a bağlı olduğu görülmektedir.
05.03.1916 tarihinde Rus işgali sonucunda Hemşin, Batum Sancağı'na bağlı olarak yönetilmeye başlanmıştır. 15.08.1918 tarihinde Rus işgalinin kaldırılması sonucunda da Hemşin tekrar Osmanlı imparatorluğu yönetimine girmiştir.
Cumhuriyet dönemi ilk idari taksimat 20.04.1924 tarihinde yapılmış; yapılan bu taksimatla Hemşin tekrar Pazar'a bağlı bir bucak olmuştur.
Son olarak 09.05.1990 tarih ve 3644 sayılı kanunla Hemşin yeniden ilce olarak kurulmuş; 19.08.1991 tarihi itibariyle teşkilatlanmaya başlamıştır. Böylece 133 yıl sonra Hemşin ilçe olma statüsüne yeniden kavuşmuştur.
Yöremiz tarihi ile ilgili değerli araştırmaları olan Prof. Dr. Fahrettin KiRZiOĞLU Hemşin'den bahsederken Orta Asya Türklerinden kalan bir boyun hatırasını taşıyan 14 Asırlık (Hem-şen) adının yalnız başına bile; Anadolu'nun Karadeniz dağlarının denize bakan eteklerinden islamiyet'ten önceki Türklük varlığını tanıtacak güzel bir vesika mahiyetinde olduğunu ifade etmektedir. Yaşayış bakımından yarı göçebe bir hayat süren Hemşinliler'in Oğuzlar'ın yazı dilinin bozuk bir lehçesi ile konuştukları bir gerçektir. Hemşin'in başlangıçta esas yerleşim merkezi: Fırtına deresinin yukarı kesimlerinde yer alan Baş Hemşin, Aşağı Hemşin ve Kale-i Balâ'dır. Ancak zamanla nüfusun artması ile önce Rusya içlerine daha sonrada Türkiye sathında gurbet hayatına atıldıkları
görülür.
Hemşinliler'in Anadolu'ya ilk gelen Türkler'den olup halen Dede Korkut dilini konuştukları bir gerçektir. Nitekim, Prof. Dr. Laszla KASONYİ türanit (Türk) tipini Doğu Karadeniz'de ilk çağlardan beri mevcut olduğunu ifade etmektedir. Hemşin Dil yapısı incelendiği zaman Türk dilinin en sağlam kaynağı sayılan Divan-i Lügat-it Türk'deki mecvut birçok Türkçe sözlerin halen Hemşinliler'in günlük konuşmalarında yer aldığı görülmektedir. Kaşgarlı Mahmut tarafından 1072-1074 yıllarında derlenen Divan-ı Lügat-it Türk'ün tercümesinde geçen "EMŞEN" kelimesinin kuzu derisi kürk yapılan deri anlamına geldiği görülmektedir. Deriden yapılmış kürk giyen, kabile boy başkanlarına izafetten Hemşen'li deyiminin ortaya çıktığı da ifade edilmektedir. {Hemşin isminin Hemşen kelimesinden ortaya çıkmış olabileceği kuvvetli bir ihtimaldir)- (H harfini) Bu kelimenin yer almaması, Çağatay Türkçe'sinde (H) harfinin bulunmamasından kaynaklanmaktadır. "EMŞEN" kelimesinin Anadolu Türkçe'sinde "HEMŞEN" olarak geçmesi de doğaldır.
Bu gün Hemşinliler'in gelenek ve göreneklerinden halen varlığını sürdüren birçok adetler Orta Asya'dan başlayıp iran üzerinden devam eden ve Doğu Karadenizin iç kesimlerinde noktalanan tarihi yolculuğun birer delili olarak durmaktadır. Örneğin; eskiden Ergenekon dolaylarında dağlarda yapılan "Vartivor" eğlenceleri şimdi aynı ihtişamıyla Hemşin yaylalarında devam etmektedir. Horasan kuşağı ve Farsça Puşiş (Örtülecek Şey) kelimesinden gelen "Püşi" ise; kendine has bağlama biçimi ile Hemşinliler'in hayatında; Orta Asya, Hemedan ve Anadolu hatmin çok güze bir hatırası olarak varlığını sürdürmektedir.
|
|
06.03.2005 21:02 |
|
|
|
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz] |
Konu içinde arama yap:
[Anasayfa] ·|· [Platform]
|
Hemşin Platform'u 1024 x 768 Çözünürlükle hazırlanmıştır Ve Tavsiye edilir. Aksi durumlarda Tasarım düzgün görünmeyebilir.
|
|