|
Haber almak İstiyorum! |
Sitemize üye olmadan Organizasyon ve Etkinliklerden haberdar olmak istiyorsanız aşağıdaki bilgileri doldurunuz.
|
|
|
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz] |
| » BAŞLIK: I.DÜNYA SAVAŞINDA HEMŞİN .. |
rgünday [Bay]

Üyelik Tarihi 09.05.2005
Mesajlar: 412
Ad, Soyadı: Rifat Günday Meslek: ÖĞRETMEN
 |
|
| I.DÜNYA SAVAŞINDA HEMŞİN .. |
31.10.2005 20:50 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞINDA HEMŞİN İŞGAL EDİLDİ Mİ ?
Birinci dÜNYA sAVAŞINDA BÖLGEMİZİ İÇİNE ALAN cEPHE kAFKAS CEPHESİDİR.Kafkas Cephesi
Doğu Cephesinde askerî harekât, 1 Kasım l914 günü Rus Ordusunun sınırı geçmesiyle başladı. Bu cephede, Osmanlı devletinin 3. Ordusu bulunuyordu. 21 Kasım’da sınırı geçerek Erzurum istikametinde ilerleyen Rus kuvvetleri, önce Köprüköy ve ardından da Azap muharebelerini kaybederek geri çekilmek zorunda kaldı. Ancak Türk Ordusu da ağır zayiat verdiği için geri çekilen düşman takip edilemedi; daha elverişli bir arazide toplanmak, takviye kuvvetlerinin gelmesini beklemek ve yeni bir Rus taarruzunu karşılamaya hazır olmak amacı ile geri çekildi.
Avrupa’da savaşın mevzî harbine dönüşmesi ve Galiçya’da Avusturya’lıların Ruslar karşısında zor durumda kalmaları üzerine; Harbiye Nazırı ve Türk Başkomutan Vekili Enver Paşa, doğu cephesinde Rus kuvvetlerinin imhasını hedef alan büyük ölçüde kuşatıcı bir taarruza karar verdi. Bu amaçla 14 Aralık 1914’te Erzurum’a geldi. Taarruz için mevsimin uygun olmadığını ve bu nedenle bahara bırakılmasını isteyen 3 Ordu Komutanını görevden aldı. Ordu komutanlığını kendisi üstlendi. Savaş plânı, düşmanın cepheden ve yanlardan kuşatılarak imha edilmesi esasına dayanıyordu.
Tamamen karla örtülü çok yüksek dağlık ve yolsuz bir arazide, o günün şartları altında kış donatımından yoksun yaya ve atlı birliklerle yapılan bu hareket çok riskli idi. Nitekim Türk Kuvvetlerinin büyük bir kısmı donarak öldü. Sarıkamış’a girebilen çok az sayıda bir kuvvet de Ruslar tarafından geri atıldı. 3. Türk Ordusu tamamen elden çıktı. Bu savaşta Türklerden 60.000 asker kaybedilmiş, çok sayıda da esir verilmişti. Bu başarısızlık üzerine Doğu Anadolu’nun kapıları Rus ordularına açılmış oldu.
1915 Nisan sonlarında Rus ordusu tekrar taarruza geçti. Bu arada, Van bölgesindeki Ermeniler de ayaklanarak Türk ordusunu arkadan vurmaya başladılar. Bu durumda Osmanlı Devleti, Ermeni azınlığı, çıkartılan “Tehcir Kanunu” ile başka yerlere göç ettirerek buradaki Türk kuvvetlerinin arkasını sağlama almaya çalıştı.
1915 yılı sonunda doğudaki kuvvetlerinin sayısını 700.000’e çıkaran Ruslar karşı taarruza geçtiler ve Erzurum, Muş Rusların eline geçti. 1916 ve 1917 yıllarında cereyan eden savaşlar sonunda Doğu Anadolu’nun büyük bir kısmını işgal ettiler. Ruslar, TRABZON ve Erzincan’ı aldılar. 1917 Mart’ında başlayan Rus İhtilâli, cephedeki Rus kuvvetlerini de etkilemişti. Ekim 1917’de gerçekleştirdikleri bir ihtilalle Rusya’da ‚arlık rejimini yıkarak yönetimi ele geçiren Bolşevikler, savaştan çekilme kararı aldılar. Bunun üzerine, 16 Aralık 1917’de Ruslarla Erzincan Mütarekesi yapıldı. Bu mütarekeden sonra Rus kuvvetleri Doğu Anadolu’yu boşaltmaya başladılar. Rusların boşalttığı bu toprakları bu kez Ermeni birlikleri istila etti. Ermenilerin bölgedeki Türkleri toplu katliamlarla yok etmeye başlamaları üzerine; Şubat 1918’de başlarında ileri harekata geçen Türk ordusu, bütün Doğu Anadolu’yu istiladan kurtardı.
Sovyetlerle 3 Mart 1918’de yapılan Brest Litovsk Antlaşmasıyla Kars , Ardahan ve Batum vilayetleri Osmanlı Devleti’ne geri verildi. Bölgedeki Türk kuvvetleri Azerbaycan içlerinde Bakü’ye ve Hazar Denizi kıyılarına, İran içlerinde ise Tebriz’e kadar olan geniş bir sahayı ele geçirdi. Ancak, Mondros Mütarekesi’nden sonra, galip devletlerin baskısı üzerine, Türk Ordusu harbin başladığı yere 1914 hududuna çekildi ve İstiklâl Harbinin Doğu Cephesi de tekrar bu huduttan başladı
daha sonra Mustafa Kemal’in bu cepheye atanmasıyla muş ve bitlis osmanlı’lar tarafından geri alınıyor. rusya, 3 mart 1918’de brest litowsk antlaşmasıyla savaştan geri çekiliyor.
• kars, ardahan ve batum, bu anlaşmayla geri alınıyor.
• i. dünya savaşında, toprak kazanabildiğimiz tek cephe kafkas cephesi OLMUŞTUR.
RUSLARIN DOĞU KARADENİZ VE dOĞU ANADOLUYU İŞGALİ GENİŞ BİR ARAZİYİ KAPSAMASINA RAĞMEN Ç.HEMŞİN işgal edilememiştir.iŞGAL SAHİL ŞERİDİNDEN İÇERİLERE İLERLEYMEMİŞTİR.Hiç bir kaynakta işgale rastlanmmaktadır.Yöre insanlarına göre ; Pazar ve ardeşenden daha içerilere Rusların geçemediğini anlatmaktadırlar, HATTA FIRTINA DERESİ BOYUNCADA hEMŞİNLİLERİN BİRLİKTE KİSMİ BİR MÜDAFAA DA DA BULUNMUŞLARDIR.ancak Bu işgalin sona erdirilmesi süresinde bölgemize yakın yerlerde cereyan eden bazı MEZALİMLERİ olayları aktaracağız.
1- MAÇKA DA CEREYAN EDEN OLAYLAR :
Maçka kazâsının İpsila [İpsil] karyesinden Alemdar oğlu 40 yaşlarında Besim bin Mehmed'in ahz ve zabtedilen ifâde varakası sûretidir.
- Sen Maçka'dan ne vakit ve kimlerle çıkdın?
- Şehr-i Haziranın yirminci gecesi berâberimde bulunan zevcem Setriye ve kerîmem Fikriye ve Emine ve Vasfiye ve hemşîrem Nûriye ve kerîmesi Kadriye ve diğer kerîmesi Zehra ve amcam Mustafa Efendi'nin kerîmesi Âsiye ve Meksila karyesinden Kör Ömer oğlu Hacı Yusuf vâlidesi Hanım ve hemşîresi Gülizar ve yeğeni Âsiye ve daha isimlerini bilemediğim iki kızlarıyla birlikde sâ‘at iki buçuk karârlarında bulunmakda olunduğumuz Hortakopzir karyesinden çıkdık ve Meksila karyesine üst tarafından beri geçerek Osmanlı askerinin bulunmakda olduğu Hamurya-Sahanoy (?) karyesine vardık ve sabahdan Osmanlı askerinin karakoluna gitdik. Çoluk çocuk, asker berâberinde Hamsiköy Jandarma Karakoluna gönderildi ve beni de yalnız olarak kumandan beyin yanına götürdüler ve isticvâb etdiler. Ben de lâzım gelen ma‘lûmâtı verdim. Serbest bırakdılar. Şu kadar ki; "Zigana Karakolu'ndan ileri gitmeyiniz. Îcâb ederse daha bazı şeyler su’âl ederiz" dediler. Bunun üzerine Hamsiköy'den â’ilemi alarak Balahor yaylasına gitdim ve bir gece orada kaldıkdan sonra, doğruca Gümüşhane'nin Pekün karyesindeki eniştem Tahsîldâr Abdullah Efendi nezdine vardıksa da bir hafta sonra Bayburd'un sukûtu ve askerimizin çekilmesi üzerine yine ma‘a-â’ile Karahisâr'a geldim ve oradan da Çambaşı'na ve Çambaşı'ndan dahi iki gün evvel buraya geldim. İsimlerini bâlâda söylediğim diğer â’ile, Hamsiköyü Karakolu'ndan bizden ayrıldılar.
- Düşman askeri Maçka'yı ve sizin karyeyi ne vakit işgâl etdi?
- Düşman askeri Trabzon'un sükûtundan iki gün sonra Maçka'yı ve bizim karyeyi işgâl etdi.
- Mâdemki karyenizden çıkmak niyetinde idiniz, niçin işgâlden evvel çıkmadınız ve mu’ahharan çıkmağa neden mecbûr olduğunuzu söyleyiniz?
- İşgâlden bir gün evvel ma‘a-â’ile Mülaka karyesine kadar gitdik. Orada bulunduğumuz sırada yolumuzun düşman askeri tarafından kesilmiş olduğu şâyi‘ oldu. Bunun üzerine â’ilem berâberimde olduğu hâlde karyeme avdet etmek üzere Zanha karyesine geldik ise de o esnâda düşman askerinin dahi vürûdu hasebiyle ihâfe ederek karyeme gidemedim ve üç gün Zanha karyesinde kaldıkdan sonra oradaki ahâlînin, karye-i mezkûr, mıntıka-i harb olmak i‘tibâriyle çıkarılarak Maçka'ya gitmeleri tenbîh ve ihtârına karşı yine ma‘a-â’ile karye-i mezkûreden çıkıp Maçka'dan yarım sâ‘at aşağıda bulunan Hacavra karyesine vâsıl oldum. Bir hafta on-gün kadar dahi orada kaldıkdan sonra Hacavra ahâlîsiyle İpsila [İpsil], Meksila, Mahora, Soldoy ahâlîsinin çıkmaları ihtâr olundu. Binâ’en-aleyh birçok kimselerle berâber Zanoy İslâm karyesine gitdik. On sekiz-yirmi gün kadar dahi karye-i mezkûrede kaldık. O esnâda Rus asâkirinin ırza ta‘arruza başlamalarından ve bâ-husûs Soldoy karyeli on iki yaşlarında isim ve şöhretini bilemediğim bir kızın ırzına tecâvüz ederek bikrini izâle etdiklerinden korkduk ve Hacavra karyeli Tahsîldâr Osman Efendi'nin on yaşlarındaki kızının bunların ta‘arruzuna dûçâr olması, bizi daha ziyâde korkuya götürerek akşam üzeri dumanlı bir hava ile Zanoy karyesini terke mecbûr olduk. Artık bizim için Rus içerisinde kalmak muvâfık olmayacağını anlayarak kaçmak için yakın olan Hortakop karyesine geldik ve oradan da yukarıda arzetdiğim vechile çıkdık.
- Rus asâkiri Maçka'yı işgâlini müte‘âkıb ne gibi şeylerde bulundu ve bunların ta‘arruzuna dûçâr olmuş kimseler var mıdır ve ne gibi zulm ve vahşet gösterdiler ve bunlar ile hareket eden Ermeni çeteleri mevcûd mudur?
- Rus askerinin karyemize vürûdu günü Ruslarla birlikde hareket eden Ermeni çetelerinin İpsila [İpsil] karyesinden Alemdar oğlu Hasan ve Deli Balta Hasan ve Eyyubzâde Mehmed ve Hacı Ahmed oğlu Osman ve Hasan ve Eyyub oğlu Mustafa'nın kerîmesi on iki yaşlarındaki ma‘sûmeden Hasan Ağa'yı ellerini kollarını kesdikden sonra, canlı olarak ateşde yakdıkları gibi Mustafa'nın kerîmesini dahi bir kaç gün sakladıkdan ve bekâretini izâle etdikden sonra süngü darbeleriyle telef ve diğerlerini dahi envâ‘-i eziyet ve işkencelerle katl u itlâf etdiler. Bununla berâber pekçok kimselerin bilâ-sebeb hânelerini taharrî ve mallarını yağma ve kendilerini habs gibi beşeriyyete yakışmayacak envâ‘-i rezâleti icrâdan çekinmediler. Bunların bu harekâtına Rus askeri dahi iştirâk ediyordu. Binâ’en-aleyh bâlâda birer sûretle telef edildiklerini söylediğim kimselerin müsebbibleri Rumlar olduğunu ve bunların teşvîkâtıyla yapıldığını bi'l-âhire anladım. Bu miyânda bana da pek çok hakârât yapdıkları gibi darb dahi etdiler. Bi'l-âhire ahâlî ve muhâcirîne mısır tevzî‘ etdiler ve ben de dokuz nüfûs i‘tibâriyle yirmi yedi kıyye kadar bir def‘a mısır aldım. Hâsılı asâkir-i mezkûrenin mu‘âvenetden ziyâde şenâ‘atleri görülmekde olduğu cihetle bir sûretle oradan çıkmaklığa mecbûr oldum. Ma‘amâfîh mes’eleyi etrâfıyla Hamsiköyü'ne muvâsalatımda Osmanlı kumandanına anlatdım.
- Mısırı ne sûretle tevzî‘ ediyorlar ve nereden veriyorlar ve daha başka ne gibi ma‘lûmâtınız vardır? Bu söylediğiniz ifâdeyi te’yîd etdirecek vesâ’ik nedir?
- Köy ahâlîsince tanzîm edilen defter, papas tarafından tasdîk edildikden sonra mısırı verirlerdi ve Trabzon'dan alır idik. Bunlardan başka ma‘lûmâtım yokdur ve yedimde de bir vesîka yokdur. Şu kadar ki berâberimde bulunan â’ilem dahi bu hâli aynen müşâhede etmişdir.
- Orada bulunduğunuz müddet zarfında Trabzon'a gider gelirmiydiniz ve Trabzon'da daha kimlere zulmetmişdirler?
- Trabzon'a bir def‘a mısır almak üzere gitdim. Evvelce kilise iken bil-âhire câmi‘e tahvîl edilmiş olan câmi‘leri ve ez-cümle Ortahisâr cami‘-i şerîfini kiliseye tahvîl etdi. Bununla berâber Cevizlik [ve] Haçavra karyelerindeki câmi‘lerin minârelerine haç ta‘lîk etdi ve Trabzon'da Polis Hasan Efendi'yi Rumların teşvîkıyle salben i‘dâm etdiği gibi bizimle Haçavra karyesinde bulunmakda olan sâbık polislerden Aldıkaçdızâde Hikmet Efendi'yi bir sûret-i fecî‘a ve vahşiyânede telef eylediklerini haber aldım. Daha pek çok kimseler bunların her gün birbirinden eşna‘ olan ta‘aruzlarına dûçâr olduklarını işitmekde idim.
- Bunlar mısırı sizin ârzû ve talebiniz üzere mi, yoksa kendiliklerinden mi tevzî‘ ediyorlardı?
- Aç kaldık. Rum ve İslâm, taleb eyledik. Talebimiz üzerine beher nüfûsa haftada üç kıyye mısır tahsîs ve i‘tâ etmekte idiler.
- İfâdenizi imzâ ediniz.
- İmzâ eylerim. Alemdar oğlu
Besim
Polis Me’mûru
Mehmed Sâlih Polis me’mûrlarından
Mehmed Ali Komiser Mu‘âvini
Mehmed Hamdi
BOA. HR. SYS. 2872/4, Belge no: 100-113
Erzurum, Trabzon, Van vilâyetlerine, Erzincan, Bâyezîd, Ardahan, Kars mutasarrıflıklarına, Oltu Mutasarrıflığına, 3. F., 9. F., 11. F., 12. F. K. [Fırka Kumandanlıklarına], Süvârî Fırkası K.[Kumandanlığı], 9. K. [Kolordu] Ahz-ı Asker Hey’et-i Riyâsetine, 29. F.[Fırka] Ahz-ı Asker Kalemi, Kars Mevki-‘i Müstahkem K.[Kumandanlığı], Topcu 20. Y.[Alay], Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye Riyâsetine, Dâhiliye Vekâletine, Ardahan, Artvin havâli kumandanlıklarına.
1- Şüregel ahâlîsi muhâcirlerinden olup Arpaçayı'ndan memleketlerine avdet etmekde bulunan 28 nüfûs kadın, erkek ve çocuk İslâm Bozyokuş ile Düzharabe arasında Ermeniler tarafından gaddârâne bir sûretde kâmilen şehîd edilmişdir.
2- Dâhiliye Vekâleti'ne, Erkân-ı Harbiyye-i Umûmiyye'ye, Şark Cebhesi mıntıkasına
.......
|
|
31.10.2005 20:50 |
[rgünday şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 14128]
|
|
rgünday [Bay]

Üyelik Tarihi 09.05.2005
Mesajlar: 412
Ad, Soyadı: Rifat Günday Meslek: ÖĞRETMEN
Konu'yu Başlatan
 |
|
| BÖLGEDE CEREYAN EDEN DİĞER HADİSELER |
31.10.2005 22:09 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
2-BAYBURD VE İSPİR KAZALARINDA ERMENİLERİN YAPTIĞI SOYKIRIM
Bayburd ve İspir kazalarında Ermenilerin Türklere vahşiyane zulümler yaptıkları, Arşak adlı Ermeni çete reisinin Antranik adlı çeteciyle koordineli olarak bu bölgedeki zulümleri idare ettiği, yetimhanede bulunan çocukların hançerlenerek katledildikleri, Bayburd'da tutuklanan Türklerin tamamen katledildikleri; genç kız ve kadınların namuslarına tecavüz ettikleri, ayrıca Ermenilerin Bayburd'dan çekilirken zorla yanlarına aldıkları 150 kadar Türk çocuğundan bir kısmını da yollarda katlettiklerine dair Rus Kızılhaç hemşirelerinden ve Moskova Tıp Fakültesi öğrencilerinden Tatyana Karameli'nin hatıratı.
(1918) 36 / Mühim Bir Vesîka-i Mezâlim
Bayburd ve İspir kazâlarında Türklere fecî‘ zulmler, vahşiyâne cinâyetler, işidilmemiş işkenceler yapan "Arşak Paşa(?)" çetesi hakkında Rus Hilâl-i Ahmer hemşirelerinden ve Moskova Tıb Fakültesi müdâvimîninden Madam "Tatyana Karemeli"nin beyânât ve hâtırâtı
Sözlerimde doğrulukdan ayrılmayacağım. Bütün milletlere karşı hakîkati söyleyeceğim:
8 Ağustos sene 1917'de Bayburd'a muvâsalat etdim. Bayburd'da da bir menzil Piyâde Taburu, bir Terek Kazak Süvârî Alayı, bir Rus topçu bataryası, bir Rus istihkâm ve (amele ve fennî adamlardan mürekkeb) bu taburun bir de ufak hastahânesi (reviri) ve bir de ahâlînin tedâvîsine mahsûs Ambulatorya denilen bir belediye hastahânesi ve bu ambulatoryaya merbût olarak yetîm çocuklar için bir eytâmhâne var idi. Ben bu eytâmhânenin müdîresi idim. O vakit burada yirmi kadar çocuk vardı. Ma‘amâfîh elli iki yatak hazırlanmışdı. Ayrıca Ermenilere mahsûs olarak daha büyük bir eytâmhâne Ermeniler tarafından ihzâr ve idâre olunuyordu. Benim eytâmhânemde takrîben beş-altı Ermeni çocuğu da var idi. Bunlara ders gösterilmiyordu. Yalnız sıhhatlerine, banyolarına, yemeklerine, oyunlarına ve gezintilerine bakıyordum. Çocuklarım beni çok seviyorlardı ben de onları severdim. İstihkâm Derujin Taburu bütün malzemeleri veriyordu. Rus İhtilâli 27 Şubat 1917'de başlamışdı. Ben Bayburd'a geldiğim vakit orduda ve menzildeki inzibât, eskisi gibi mükemmel idi. Eylül evâsıtında Bayburd'da mevki‘ kumandanlığı eden bir Kazak Yasaullı (Yüzbaşı demekdir. Esâsen adliye me’mûru olup ihtiyât zâbitânındandır.) eytâmhânenin erzâkını, Derujin Taburu kumandanının talebine karşı vermedi. Çocuklarım beş-altı gün pek az ekmek parçaları ile iktifâya mecbûr oldular. Bu herîf gâyet fenâ bir adamdır. Ermeni muhibbidir. Ahâlîden hiç birisi sevmez. Şâyed Bayburd'dan geçerseniz muhtârlardan sorunuz onlar iyi bilirler. Bir de belediye re’îsi vardır, akıllı, zekî bir adamdır. Ayrıca mîralay rütbesinde bir Rus menzil kumandanı vardı. Bu ihtiyâr Rus, gâyet iyi bir insândır.
Kazak olan mevki‘ kumandanı, gâyet iyi olan Derujin Taburu âmirinin muhtelif taleblerine karşı "Türkler benim düşmanımdır. Ben Ermeni eytâmhânesine erzâk vereceğim çünki keyfim böyle istiyor" diyordu. Bunun üzerine Derujin Taburu âmiri Tiflis'deki vâlî-i umûmîye yazdı ve bu herîfle birlikde çalışmak istemediğini bildirdi. İcrâ kılınan tahkîkâtda o Kazak yüzbaşısının dostu olan dört-beş zâbitden başka bütün zâbitân, Derujin Taburu âmirinin yazdıklarının tamâmen doğru olduğunu tasdîk ve te’yîd etdiler. Mevki‘ kumandanı, istediğini yapıyor ve müstakillen hareket ediyordu. Bu sebeble menzil kumandanı olan mîralay ona söz geçiremiyordu. Çünki mevki‘ kumandanı cebheden emir alıyordu. Menzil kumandanı rütbeten büyük idi ise de diğeri onun evâmirine itâ‘ate mecbûr değildi. 15 Eylül'den i‘tibâren çocuklarım için muktezî gıdâ vesâ’ireyi sûret-i muntazamada almağa muvaffak olarak 15 Teşrîn-i Evvel'de ben mevâdd-ı ticâriyye ve eczâ-yı sâ’ire getirmek üzere âmirim tarafından Tiflis'e gönderildim ve çocuklarımı gâyet terbiyeli, kibâr, mekâtib-i âliye talebesinden, Alman ırkından bir Rus neferine tevdî‘ etdim. Tiflis'deki bu me’mûriyete sebeb bu sırada Ardase'nin şimâl-i garbîsinde bulunan kabak tepelerdeki mevâzı‘da bulunan (Ruslar kartal yuvası diyorlarmış) Rebinski Alayı'na Türkler ta‘arruz ettiklerinden, bu alaydan pek çok yaralı zâbit ve nefer gelmekde idi. Bu muhârebede Türkler muvaffak olmuşlardı. Esâsen bu Rebinski Alayı'nın kumandanı, yaralı zâbitân ve askerleri için ilâc, sargı vesâ’ire hâzırlanmasını telgrafla Derujin Taburu âmirine bildirmişdi. Ben, Erzurum-Sarıkamış-Kars-Aleksandrapol tarîkıyla Tiflis'e gitmeğe karâr verdim. Bana verilen büyük bir yol otomobiline binerek hasta bakıcı askerimle ayın on sekizinci akşamı Tiflis'e vâsıl oldum. Tiflis'e müteveccihen hareketimde Erzurum'a muvâsalat etmişdim. O gün Erzurum'da menzil kumandanı karârgâhında Rus askerlerine tütün göndermek için bir sepet kakul (?) vermişlerdi. Ben de burada bulundum.
Ertesi gün Derujin İstihkâm Taburu kumandanı olan mühendisimin mektûbunu vâlî-i umûmîye verdim. Vâlî benim istediğim her şeyi vermeleri için îcâb edenlere emir verdi. Ertesi günü askerlerim bütün ilâcları alarak Bayburd'a hareket etdi. Hemşîrem Tiflis'e geldiği cihetle vâlî-i umûmî bana ayın nihâyetine kadar me’zûniyet verdi ve keyfiyeti telgrafla mühendisime bildirdi. Teşrîn-i Evvel'in otuz birinci günü şimendüferle hareket etdim. Sarıkamış'dan otomobil aldım ve Teşrîn-i Sânî'nin ikinci günü akşam Bayburd'a muvâsalat etdim. Ertesi günü mühendise gitdim. Tiflis'de neler yaptığımı bir raporla bildirdim. Bana teşekkür etdi. Bu sıralarda Türklerle ta‘tîl-i muhâsamât eylediği cihetle Kelkit'deki menzil kumandanı birçok zâbit ve askerleri terhîs etdi ve kendisi de gitdi. 3 Teşrîn-i Sânî'de Kazak Süvârî Alayı ile batarya, Kafkasya'ya hareket etdiler. Menzil kıta‘âtı da Ebi Yesir (?) Alayı ile Erzurum veya Trabzon tarîkıyla memleketlerine gitmek üzere terhîs olundular. Kazak Süvârî Alayı, Erzurum ve batarya Trabzon tarîkıyle hareket etdiler. Avdetde Sarıkamış'da müte‘addid alaylar, süvârî ve topçular, derujinler, seyyâr hastahânelerin gelip geçmekde olduklarını gördüm ve niçin geriye gitdiklerini sordum. Onlar, harbin Türklerle ta‘tîl edildiğini söylediler. İntizâm mevcûd idi. Âdetâ muhârebeye gider gibi muntazam ve silâhlarıyla birlikde gidiyorlardı.
Ben Erzurum'dan Bayburd'a avdet ederken birçok askerlere ve ilçedeki bir obüs bataryasına tesâdüf etdim ve numarasını sordum. Birinci batarya olduğunu söylediler. Bu bataryada benim kardaşım mülâzım Valdamar Karameli yâver idi. Kendisi[ni] sordum; "Şu atın üstündeki" dediler. Hemen gitdim; birbirimize sarıldık. Bu gün benim için pek mes‘ûd oldu. Kardaşım, "Birlikde gidelim" dedi. Çünki bütün askerlerin ve hemşîrelerin memleketlerine gitmekde olduklarını söyledi. Hâlbuki ben, vazîfem olduğu için Bayburd'a gitmeğe mecbûr olduğumu anlatdım ve ayrıldık.
Avdetimde Pernakapan [Bernekaban] civârında çok kar vardı. Otomobil kara saplandı; çıkarılamadı geceyi pek soğukta otomobil içerisinde geçirmeğe mecbûr oldum. Kürküm ve kaputum da yokdu. Bizim askerler bana kaput verdiler. Ben bu gece pek korkdum. Çünki yalnızdım. Dört Rus askeri içinde idim. Bi't-tab‘ bir şey olmadı. Esâsen uyuyamadım; gözümü kapayıp havf ile açıyordum. 4 Teşrîn-i Evvel'de (sene 1917) sarılığa yakalandım. Beş günde iyi oldum. Otomobilde çok sarsılmış ve iyi gıda alamamış idim.
Bayburd'daki fenâ adam olan Yasaullı Kazak yüzbaşısı, takrîben yirmi kadar Rus askeriyle kalmışdı. Bu herîf pek zengin idi. Kafkasya'da birçok çiftlikler, evler vesâ’ire tedârik etmişdi. Çünki kendisi gâyet mürtekib ve hırsız bir adam idi. Bu serveti muhârebede kazanmışdı. Bu yüzbaşının ismi Popof'dur. Popof, Grozni, Poti ve Sohum şehirlerinde çiftlikleri ve evleri satın almışdı. Müte’ehhil idi. Rum olan zevcesi, Poti'de idi. Kendisi bir Donjuan idi. Bayburd'da bir sistra (hemşîre) ile vakit geçiriyordu. Kendisinden daha büyük bir kimse olmadığı cihetle her istediğini yapıyordu. Bir gün fakîr kadın ve çocuklar, hastalar, penceresi önüne geldiler ve un (dakîk) istediler. Çünki artık Bayburd'da ekmek pişmiyordu. Fakat un var idi. Zavallı kadınlar ricâ etdiler. O, pekiyi dedi, fakat vermedi. Bugün yarın diye zavallı fukarâ ve hastaları dört gün bu sûretle süründürdü. Sevgilisi hemşîre Anna'ya gitdim. (Bunun da Türk ismi benim Türk ismim gibi Gülizar idi. Türklere hürmeten Rus hemşîreleri olan bizler birer Türk ismi taşıyorduk.) Kocana söyle de bu zavallılara un versin dedim. O zavallı iyi kalbli idi ise de dimâğı fakîr idi. Ağladı ve "Ben vermek istiyorum ama ma‘a't-te’essüf bu adam vermiyor." dedi. "Kendim bir şey yapamadım çünki bir levâzım re’îsi değilim." diyerek izhâr-ı acz ve te’essür etdi. Bir gün bu Anna yanıma geldi ve ağladı. Dedi ki: "Ben bu adamı seviyorum ama yapdığı şeyleri sevmiyorum." Ben dedim ki: "Kendisine söyle, böyle yapmasın! Çünki Türkler geldiği vakit bu kumandanın yapdıkları Ruslar için mûcib-i hacâlet olur." Ben Anna'ya dedim ki, Popof'a söyle "Eğer beni seviyorsan böyle yapmazsın; irtikâb etmezsin. Şâyed yaparsan ben hemen seni terkedip gideceğim." Gitmiş Popof'a böyle söylemiş o da "Bu benim işimdir ricâ ederim karışma!" demiş. Lâkin kendisinden ayrılmaması için Popof ağlamış. Çünki bu kızı çok seviyormuş. Fi'l-hakîka Popof'un zevcesi iyi bir Rum güzeli imiş ama terbiye-i ictima‘iyyesi noksân imiş.
15 Teşrîn-i Sânî'den i‘tibâren Kafkasya ve Rusya ile posta ve telgraf mu‘âmelâtı kesildi. Artık ne mektûb ne gazete ne de telgraf alıyorduk. Çünki bu askerler de işlerini bırakıp memleketlerine gitmişlerdi. Bu târîhden sonra kumandan Popof Bayburd ve civârındaki sivil Ermeni ahâlîsinden 18-45 yaşında olanları çağırarak kendilerine Bayburd'daki depolardan silâh ve cebhâne tevzî‘ etdi ve "Bu topraklar sizindir. Bunları müdâfa‘a ediniz; Türklere vermeyiniz" dedi. Türkler, Ermenilerin bu sûret-i mükemmelede teslîh edildiklerini görür görmez korkdular ve bizim Rus askerleri, mukaddes silâhlarını Türklerin gizli mürâca‘atları üzerine para mukâbilinde satdılar. Popof, Ermenilere mitralyözü ve hayvânlarını verdi. Bayburd'da, bir mikdâr Rus ordusunda ta‘lîm ve terbiye görmüş Ermeni askerleri de vardı. Bunlar sivil ahâlîyi ta‘lîme başladılar. Endâht ta‘lîmleri yapıyorlardı. Takrîben dört Ermeni zâbiti de var idi. Kânûn-ı Sânî sene 1918 evâ’ilinde cebheden Ermeni zâbitân ve askerleri Bayburd'a geldiler. Fakat sivil Ermeniler askerlerden daha çok idi. Bu târîhlerde sivil iken tensîk olunan Ermeni askerleri yüz nefer idi. Çünki Anna o kadar elbise dağıtmışdı. Bana her şeyi söylüyordu, o hâtıra tutmuyordu, ben hâtıra defteri yazıyordum. Bu sebeble bana yazdırıyordu. Tensîk olunmak istemeyen sivil ve müsellah Ermeniler bu hesâba dâhil değildir. Mikdârları çokdur, fakat adedlerini öğrenemedim. Ermeni askerleri arasında bir mikdâr Rus neferleri de var idi. Bunlar ta‘lîm ve terbiye yapıyorlardı. Bundan başka Ruslardan mîralay rütbesinde bir telgraf zâbiti ile Gürcülerden bir piyâde zâbiti de var idi. Ermenilerin teslîhi keyfiyetini bu Yasaullı Yüzbaşı Popof yapdı. Ermeniler kendisini çok seviyorlardı, hattâ o gezmeğe gitdiği vakit sekiz-on Ermeni atlısı ona refâkat ve muhâfaza ediyorlardı. Bu herîf çok rakı içiyordu, her gün her sâ‘at sarhoş idi. Bir gün Anna ile birlikde gezinmeye gitdik. Yolda nizâm karakolu önünden geçdik (corp de garde) . Burada ihtiyâr bir Rus askeri bizi kapının önüne çağırdı. Söylemek, nöbetçilere yasakdır. Bizi işâretle çâğırdı. (Bu zamanda Popof'un yanında ancak beş asker kalmışdı. Zîrâ Türklerle aramızda harb yokdur diyerek memleketlerine gitdiler.) "Size gizlice bir şey söyleyeceğim" dedi. Anna ile benden başka kadın da kalmamışdı. Nöbetçi şöyle söyledi: "Burada birçok sivil Türkler mahbûsdur. Popof her gece bir kaç Ermeni ile buraya gelir, Türklerden para ister, verenleri salıverir; vermeyenleri çizmesiyle, mahmûzuyla, kırbacıyla fenâ hâlde tepeler, veremeyen zavâllı Türklerin vücûdları şişmiş ve çürümüşdür. Bunlara pansuman yapmak lâzımdır." Pek iyi kalbli olan bu ihtiyâr Rus neferinin bu ifâdelerinden sonra ben ve Anna gitdik sargı ve pamuk aldık. Pek yasak olduğu hâlde gidip bu bed-bahtların yaralarını sardık. Ma‘a't-te’essüf bu iyi neferin ismini unutdum. Çünki kendisini ilk def‘a görmüşdüm. Nefer bu hâli kimseye söylememekliğimizi ricâ etdi. Bu mel‘ûn Popof zâten Türkleri soyuyordu. Halı, lira vesâ’ireyi zorla dayak ile her türlü işkence ile her yerden ve herkesden topluyordu. Bu hâlleri Anna görünce pek müte’essir oldu. Gece geldi; ağladı, "Artık bu aşkı burada kesmek ve bu herîfden ayrılmak lâzımdır." dedi. 24 Kânûn-ı Sânî'de: İstihkâm Derujin Taburu'nun üç bölüğü kademesi ve vicdânsız sevgilisini terkeden "Anna Gülizar" Bayburd'dan hareket etdiler.
Benim muhârebede bir zevc gibi sevdiğim ve hâlen kocam olan Georgi yâhûd Yura da bu Anna'ya refâkat etdi. Yalnız benim eytâmhânemle bir bölük derujin istihkâm kaldı. Çünki Yura'yı, istihkâm taburu kumandanı, kademenin sevkine me’mûr etmişdi. Bu sebeble biz ayrıldık. İstihkâm taburu kumandanı yâverini bırakdı. Bu taburun bütün askerleri Alman, Leh, Yahûdi idi. Çünki bunlar cebheden çekilmişlerdi. Türklere ilticâ etdikleri için Yura adliye me’mûru olduğu için yüzbaşı salâhiyetini hâ’iz idi.
24 Kânûn-ı Sânî 1917'den sonra eytâmhânem sûret-i resmiyyede ilgâ edildi. Bu târîhde herkes hareket etmiş idi. Bir bölük derujin ile bir kaç asker kalmışdı. Bizim için muktezî hayvânât ve arabalar on üç gün sonra Trabzon'dan avdet edecekdi.
Bu (eşolon=kademe) ile giden arabacılardan birisi mu’ahharan bana dedi ki: "Türk veyâ Kürd olması muhtemel 19 neferlik bir müfreze, bize Zigana dağlarında ateş etdiler. Bunun üzerine kademedeki efrâdımız da mukâbele etmişler. Yollarına devâm edemediklerinden Ardase'ye dönmüşler. Bir hayvân gebermiş. Mu’ahharan Rus zâbiti Zigana'da bulunan bir Türk zâbitine mürâca‘at etmiş. Bu zâbit kademeyi ertesi günü Cevizlik'e kadar götürmüş ve bu sefer çete bir şey yapmamışdır. Bu kademe Daltaban'da iken 18'inci ve 23'üncü Türkistan alayları da birlikde imişler ve bu alaylar efrâdı Zigana'da ta‘arruz eden çeteye mukâbele eylemişlerdir. Bu târîhde birçok Rumlar yaya olarak hicret etmekde imişler. Hatta bir kısmı Yura'nın arabasına binmek için mürâca‘at etmişlerse de yer olmadığından dolayı almamışdır."
Kânûn-ı Sânî'de, Arşak isminde bir Ermeni, apoletsiz zâbit elbisesini lâbis olarak üç-dört Ermeni dostu ile Bayburd'a geldi. Bu bayramın birinci günü yılbaşı, kumandan Popof'u ziyârete ve tebrîke gitdim. Büyük bir masada yemeğe oturduk.Orada Arşak'ı, Popof'un sağında ve arkadaşlarını sofrada gördüm. Arşak'ın arkadaşlarından birisi Harkof Dârü'l-fünûnu talebelerinden genç ve güzel bir Rus idi. Bunun kim olduğunu Anna'dan sordum. O da söyledi. Bu adamla konuşmayı fâ’ideli buldum. Çünki ben de talebe idim. Odada bahâne ile biraz gezindikden sonra hemen bu gencin yanında oturdum ve "Talebe misiniz?" diye konuşmaya başladım. Bu adam bir sivil idi. Rus zâbiti değildi. Kendisinin Rus olduğu hâlde niçin buraya geldiğini sordum; kızardı ve bana "Niçin soruyorsunuz? Bu benim işim, çünki Ermenilerle Ruslar dost bulunuyoruz" dedi ve bana îzâhât vermekden istinkâf eyledi. Gerçi bu adam böyle söylüyorsa da hiç bir Rus Ermenileri kat‘iyyen sevmez. Berâber bulunulduğu zaman bi't-tab‘ böyle söylemek lâzım.
(Sevgilim Yura'nın Trabzon'a hareketinden dört-beş gün sonra Yasaullı Popof, Ermenilerle bozuşarak Erzurum'a hareket etdi. Bu dargınlığın sebebi Rus metrûkâtından birçok şeyler almasından mütevellid idi. Hâlbuki Ermeniler vermiyordu. Ma‘amâfîh kendisi giderken altı-yedi araba dolusu eşyâ ve erzâk ile gitdi. Erzurum civârında Ermeniler bunu mükemmel sûretde soyarlar. Hattâ parasını ve eşyâ-yı askeriyyesini bile alırlar. Erzurum'da Ermenilerin en büyüğüne mürâca‘at ederek parasını kurtarmışdır. Popof'un hareketinden sonra Bayburd'[d]a hiç bir Rus zâbiti kalmadı. Yalnız benimle bir kaç asker, kaldık. Sebebi de Derujin Taburu anbârlarında olan melbûsât ve techîzâtı Ermenilere vermek istemiyorlar[d]ı. Bu sebeble bana bunları emânet ederek gitdiler. Esâsen ben doktor olarak kalmışdım. Bundan başka Bayburd'da büyük Zemestova ya‘nî belediye hastahânesi vardı. Bi't-tab‘ harb olduğu için bu hastahâne askerlere bakıyordu. Harb olmadığı zaman Rusya'da bu teşkîlât ahâlîye bakar, bunun için Rusya'da büyük teşkîlât vardır. Memleket hastahânesi de diyebilirsiniz. Bu hastahâne takrîben Kânûn-ı Sânî bidâyetinde Bayburd'dan Trabzon'a hareket etdi. Eski târîhle Şubat'ın –hâtırımdan çıkmamış ise– altıncı akşamı Türkler Bayburd'u işgâl etdiler. 19 Şubat, yeni târîh. Ben de bu gece Türklerin şehre girdiğinden sonra yedi araba ile beş-altı Rus askeri ve bir mühendis zâbiti ile Bayburd'u Türklerin ma‘lûmâtı tahtında terketdim.)
20 Kânûn-ı Sânî'de Popof, benimle gezmeğe gitmek istediğini söyledi. Ben de ma‘a'l-memnûniyye kabûl etdim. Popof, bu gezintinin bir kaç gün devâm edeceğini söyledi. Ben de vazîfemi (geçenlerde Graduk(?) hastahânesi civârında rast geldiğimiz) hemşîre Maryana'ya verdim. Kar münâsebetiyle kızakla Kotis köyüne gitdik. Sekiz-on kadar Ermeni süvârîsi vardı. Kotis köyünde muhtâr imâmın evini bize hâzırladı. Yemeğimizi de muhtâr te’mîn etdi. Güzel güzel yemekleri getirdiler. Mu’ahharan ben kendi odama çekildim. Popof'da kendi odasında idi. Nısfu'l-leyl sularında bir takım feryâd, vâh, efgân sesleri ile uyandım. Hemen odamın kapısını açdım. Orada bir Türk genci vardı. "Ne var!" diye sordum. O, benim Popof'un dostu olduğumu zannederek "bir şey yok" dedi. Popof'un odasında olup olmadığını sordum. Onun uyumakda olduğunu söyledi. Bî-çâre benden korkdu. Orada bir Ermeni askeri gördüm. Sordum, "Niçin böyle yapıyorsunuz" dedim. O güldü ve benimle alay etdi. Hâlbuki ben iyice biliyordum ki bunları Ermenilerle müşterek olarak Popof yapdırıyordu. Ermeni askerlerine ben Popof'a söyleyeceğim dedim. Onlar "Ah, istersen söyle!" dediler. Hemen Popof'un oda kapısını çaldım. Gecelik elbisesiyle idi. Afv diledim ve mes’eleyi anlatdım. O, gûyâ haberi yokmuş gibi Ermeni askerlerine göz kırparak darıldı ve "Yapmayınız!" dedi. Hâlbuki ben odama çekildikden sonra Popof[un], Ermenilere ne kadar lira aldıklarını sorduğunu işitdim.
Ermeniler, Türk evlerini abluka ederek para, eşya, erzâk, meyve her ne var ise alıyorlardı ve fenâ hâlde zavâllı kadınları, ihtiyâr ve gençleri döğüyorlardı. Fakat benim yanımda kimseyi öldürmediler. Güzel kız ve kadınların nâmûslarına da ta‘arruz etdiler. Ertesi sabah diğer bir köye hareket etdik.
Ermeniler eşya ve erzâk götüremediler. Yalnız lira ve paraları aldılar. Fakat Popof, Ermeni askerleri için köylerden inek, öküz, koyun, keçi, kuzu, bârgîr, katır, eşek alıyordu. Sûret-i zâhirede para ile mübâya‘a olunuyordu. Hâlbuki aslâ parası verilmiyordu. Her köyde Popof, imâm ve muhtârı çağırarak böyle tenbîhât veriyordu. Üç köyden böylece geçdikden sonra dördüncü köyde geceyi geçirdik. Popof tekâlîf-i harbiyye tarh ediyordu. Bu köylerin cümlesi Çoruh ve Ersinek tarafındadırlar. Kotis köyü, Ûlâ caddesi üzerinde Bayburd'un sekiz versta uzakdadır. İçinde büyücek bir Ermeni kilisesi vardır ki bu şimdi harâbdır. Muhârebede topçu ateşi ile harâb olmuşdur. Bu dördüncü köyde de geceleyin yine aynı mezâlim ve fecâyi‘i yapdılar. Sabahleyin kalkdık. Oda bulunmadığı için o gece ben, bir de Serkis isminde bir Ermeni neferi bir odada yatmışdık. Çay içerken 19 yaşlarında gâyet beyâz ve güzel fakat üstü başı yırtık kirli bir kadın geldi. Zavâllı ağlıyordu. Ben "Ne var!" dedim. Popof, "Bunun kocası asker iken esîr olmuş. Palu'da bulunuyordu. Oradan firâr etmiş, burada imiş. Kocasını teslîm ederse gitsin. Aksi takdîrde kendisini kollarını bağlayarak Bayburd'a götüreceğim ve kendisini askerlerime orospu olarak vereceğim." demiş. Kadın zevcinden haberi olmadığını söyledi. Kendi nâmûsundan pek korkuyordu. Bana yalvardı. Nihâyet hareket etdik. Popof, kadını kızağa aldı. Yolda Ermeniler, "Bu kadın benim!" öteki "Yok benim!" diyorlardı. Yüzü kapalı, yalnız gözleri açıkdı. Bir Ermeni, güzel olup olmadığını bana sordu. Kadının yüzüne gizlice bakdım. Cidden pek güzel idi. Askere dedim ki "Gözleri güzel, ama yüzü pek çirkin, çiçek bozuğu, murdâr ve hastalıklı bir kadın" dedim. Ötekiler tükürdüler.
Ayın (Şubat) 23'ünde, Bayburd'a gittiğimiz vakit bu kadına dikkat etmesi için Anna'ya tenbîh etdim. Sonra Bayburd mahallelerinden birisinin muhtârı akrabâsı çıkdı. Kocasını tutdular ve bu ihtiyâr bu kadını evine aldı. Emînim ki bu kadının nâmûsuna dokunamadılar. Çünki ben ve Anna muhâfaza etdik. Kocası olan o Türk esîrini tekrâr Erzurum tarîkıyla Tiflis'e sevketdiler. Bu zavâllı askeri ma‘den hanlarında yolda öldürmüşlerdir. Çünki en âdî bir bahâne bularak Ermeniler Türkleri yollarda öldürüyorlardı. Bed-baht kadın, Ermeniler zorla ırzına geçse kocasının kendisini keseceğini söyleyip ağlıyordu.
Henüz Ruslar Bayburd'da iken Popof'un sevgilisi Anna'nın isim günü idi. Popof büyük bir balo verdi. Bu baloya ben de da‘vetli idim. Gitdim. Fevka'l-âde mükemmel yemekler, meyveler ve her şeyler vardı. Ben onlara kendimi Moskova'da zannetdiğimi söyledim. Çünki muhârebe yerlerinde bunları bulmak kâbil değildir. Gece yarısına kadar yedik, içdik, eğlendik, avdet etdik. Baloya Nikitin isminde bir menzil doktoru da‘vet edilmişdi, gelmedi. Bu, şahsen çirkin fakat kalben pek güzel değerli bir genç idi. Gâyet güzel şarkı söylüyordu. Nikitin, Anna'yı fevka'l-âde seviyordu. İhtimâl, Popof olmasaydı bu doktor Anna ile izdivâc edecekdi. Fakat Anna, Popof'u seviyordu. Ertesi günü Anna bana geldi. Pek mükedder idi. Sebebini sordum. Dedi ki: "Doktor acabâ niçin gelmedi?" Ben, "Belki hastadır. İhtimâl, işi var." dedim. O "Hayır!" diyerek göğsünden bir mektûb çıkardı. Doktor Nikitin yazmışdı ki "Sene-i devriye-i vilâdetinizi tebrîk ederim. Ma‘a'l-memnûniyye gelmek istiyordum. Fakat, oradaki yemeklerin vesâ’irenin kırbaçla, dayakla, vahşiyâne işkencelerle zavâllı fakîr Türklerden cebren, zulmen alındığını bildiğim için gelmedim. Çünki böyle şeyler beni boğar, boğazımdan geçmez. Bu sebeble beni afvediniz." Ma‘a't-te’essüf biz bu yemeklerden yemişdik. Pek müte’essir olduk. Esâsen ben biliyordum. İhtilâlden sonra Popof'a, zâbit yerine Havrin isminde bir nefer yâver olmuşdu. Bu mel‘ûn, Türklere pek çok fenâlıklar yapdı ve o balo için zannederim bu neferin büyük gayreti sebketmişdi. Anna o mektûbu yakdı ve pek müte’essir döndü. Fi'l-hakîka balodan bir-iki gün evvel birçok adamlar getirmişlerdi ki yüzleri gözleri mosmor olmuş, şişirilmiş bî-çârelerdi. Bi't-tab‘ paraları, neleri var ise alıyorlardı. Zavallı fakîrler, elbette gönül rızâsıyla bunları veremezlerdi. Zîrâ çoluk çocuklarının yegâne medâr-ı ma‘îşeti idi. Popof, Ermenilere silâh tevzî‘ etdikden sonra mescid önündeki büyük meydânlıkda Arşak'ı soluna alarak at üzerinde askerler ile birlikde fotoğraf çıkardılar. Popof Anna'nın da fotoğrafda bulunmasını ârzû etdi. Fakat Anna kabûl etmedi. Popof'un hareketinden sonra Arşak, İspir ve Bayburd kazâları meliki ve askerî re’îsi sıfatını takınarak icrâ-yı mezâlime başladı. Türklerin paşalara hürmet ve itâ‘atini bildiği cihetle kendisine bir de paşa ünvânını tevcîh etmişdi. Gitgide kuvvet ve mezâlimini artırıyordu. Bereket versin Trabzon tarîkı Türk yerlileri tarafından kat‘edilmişdi.Trabzon'da ictimâ‘ eden Rus kuvvetleri içindeki Kafkasyalı ve yerli gönüllü Ermeniler gelemediler. Evvelce geldilerse de cüz’î idi. Yollar, Ermeni çeteleri tarafından kat‘ olunmuşdu. Yollardan geçmek mecbûriyetinde kalan bed-baht Türkler kadınlara, çocuklara varıncaya kadar kesiliyordu. İhtilâl münâsebetiyle Rusya'dan firâr eden binlerce Türk üserâsı Tiflis'den i‘tibâren yollarda Ermeniler tarafından itlâf ediliyordu. Köyler vakit vakit basılıyor, soyuluyor ve bi'l-hâssa gençler imhâ olunuyordu.
Türklere karşı yapdıkları hıyânetden dolayı harbin ilk devirlerinde Rusya'ya hicret eden ve âlî-cenâb Türkler tarafından tehcîr esnâsında himâye ve ihfâ olunan Ermeni erkek, kadın ve kızları hemen umûmuyla yerli yerlerine gelmiş idiler. Bu nânkörler, diğer vahşîleri i‘tidâl ve sükûnete teşvîk edecekleri yerde bi'l-akis önayak olarak diğerleriyle birlikde her türlü mezâlime iştirâk ediyorlardı.
Arşak, Erzincan'daki Antranik'den emir alıyordu. Bu canavarın Erzincan'da yapdığı fecâyi‘i Arşak da Bayburd'da tekrâra başladı. Erzâk tevzî‘ olunacağı her tarafa i‘lân olunarak, köylüler Bayburd'a da‘vet olundular. Ermenilere i‘timâd ve emniyet olunamayacağını pek çok def‘alar acı sûretde tecrübe etmiş olan Türklerin bir kısım erkekleri her ne vesîle ile olur ise olsun Bayburd'a cem‘ olunacak insânların âkıbetinin fecî‘ olacağını bildikleri cihetle karla mestûr olan sarp dağlara, kayalıklara ilticâ etdiler ve Türk ordusuna haberler göndererek imdâd taleb etdiler. Arşak'ın da‘vetnâmelerine sâf ve ma‘sûm köylülerin icâbet ve itâ‘atini te’mîn etmek üzere Bayburd müftîsine tazyîk ile tezkireler de yazdırılmışdı. Gördüğüm bir tezkirede müftî, şâyed gelmezseniz hakkınızda pek vahîm olacakdır diyordu. Arşak'ın, daha doğrusu müftînin da‘vetnâmesine icâbet eden sâf ve zavâllı Türk köylülerinden Bayburd'a girenler hemen tevkîf olunarak büyük evlere, hânlara, mağaza ve mahzenlere dolduruldular. Bayburd'daki ahâlînin ileri gelenleri daha evvel tevkîf olunmuşdu. Hâricdeki köylüler Bayburd'a girenlerin bir daha çıkmadıklarını görünce bir daha gelmediler. Dağlara çekildiler. Onlar da hayâtlarını, ırzlarını müdâfa‘a etmek üzere silâh tedârikine başladılar. Fakat bulabildiler bu da bir müdâfa‘aya kifâyet edemezdi.
Fî 2 Şubat'da (Yeni târîhiyle 15/16 Şubat gece) akşam çocuklarımın yemeklerini yedirdikden sonra evlerine gidenleri gönderdim. Mütebâkîsini yatırdım. Sâ[‘at] 8[den] sonra da bir gezinti yapdım. Fevka'l-âde hiç bir şey yokdu. Ermeni askerleri muntazam sûretde sokaklarda geziyorlardı. Yarım sâ‘at promonaddan sonra avdet etdim, yatdım. Yanımdaki odada benim için verilen hasta bakıcı ihtiyâr nefer vardı. Çünki Yura gitdiği için korkuyordum. Takrîben sâ[‘at] 1[den] evvel idi. Büyük bir çığlık içinde uyandım. Dışarıda ve benim eytâmhânede birçok çocuk, kadın ve erkek feryâdları işidiyordum. Fenâ hâlde korkdum. Askerim gelerek kapıya urdu. Sordum: "Ne var!" dedim. O da fenâ hâlde korkmuş ve ağlıyordu. İhtimâl ki Türkler Bayburd'a geldiler diye ağlıyordu. Ben hemen paltomu, fotinlerimi giydim, birlikde çıkdık. Fenâ halde korkdum. Birlikde ağlıyorduk. Bir de bakdım ki benim yetîm çocuklarımdan bir kısmı hançerlenmiş, öldürülmüş. Bir kısmı yaralı olarak kanlar içinde feryâd ediyor. Mütebâkîsi kapıdan sokağa fırlatılmış orada kesilmiş. Yatakları karma karışık, kapılar pencereler kırılmış. Sokaklardaki bu feryâd, takrîben yirmi dakîka devam etdi. Sonra her tarafdan tüfenk sesleri başladı. Bu silâh sesleri üç-dört sâ‘at devam etdi. Belki benim için iyi değilse de (ya‘nî vazîfem i‘tibârıyla) yaralı çocuklarıma bakamadım. Çünki sinirim tutmuşdu. Kendimi şaşırmışdım. Ale's-sabah Bayburd'u gezdim. Her tarafda sokaklarda birçok Türk çocuk, kadın ve erkek na‘şları gördüm. Cenâzeleri mollalar kaldırıyorlardı.
Tek-tük Ermenilerin lâşeleri de var idi. Bu gün Ermeni eytâmhânesini hemen Erzurum'a doğru yola çıkardılar. Ermeniler Bayburd'dan çekilirken 150 kadar Türk çocuğunu cebren toplayarak berâber götürmüşlerdir. Bu bed-baht ma‘sûmlardan bir kısmının vahşiyâne bir sûretde katledildikleri bi'l-âhire yollarda ötede beride bulunan na‘şlarından anlaşılmışdır.
Ermeniler Bayburd'da tevkîf etdikleri Türkleri kâmilen katl ve bazı evleri ihrâk etmişlerdi. Yanık kadîdler enkâz arasında gözüküyordu. Bu gece Ermeniler, hemen umûmiyetle evlere de girmişler, buldukları erkek, kadın, çocuğu vahşiyâne öldürmüşler, kuyu bulunan evlerde kuyulara atmışlardı.
Genç kız ve kadınların nâmûsuna ta‘arruz etdiklerini Türk ve Ermeni dostlarımdan haber aldım. Bayburd'un bugünkü manzarasını görmek cidden müşkil ve hazîn-âlûd idi. Yalnız kârgir bir evde habsedilmiş yetmiş kadar Türk genci kapının arkasına döşeme taşlarını çıkararak yığmışlar ve bu sûretle müdâfa‘a-i nefse kıyâm etmişlerdi. İhrâkı kâbil olamayan bu evdeki Türk gençlerini imhâ için Ermeniler pencerelerden birçok bomba atmışlarsa da bu bombaların patlamasına meydân vermeden içindeki Türkler bombaları dışarıya fırlatmışlar ve Türk askerinin Bayburd'u işgâli gecesine kadar muhâfaza-i hayata muvaffak olmuşlardır.
Orada birçok fotoğraflar aldım. Ma‘a't-te’essüf bu fotoğraflar Moskova'da bulunan kocamın yanında kaldı. Ma‘amâfîh müsâ‘id bir fırsatda bu fotoğrafları hâtırâtımla birlikde neşredeceğim.
Bayburd'dan Batum'a kadar seyâhatim sizi menfa‘atdâr etmeyeceği cihetle bahsetmeyeceğim. Yalnız şurasını söyleyeyim ki Bayburd'da sevgilim olan Yura ile Batum'da resmî izdivâcımız vukû‘ buldu ve izdivâcımızın üçüncü günü Moskova'ya hareket etdi. Ben de Batum'da kaldım. Mazlûm Türklere hidmet ve aynı zamanda kendi ma‘îşetimi de te’mîn eylemek üzere burada bir hasta bakıcı bulunuyor.
BOA. HR. SYS. 2877/1
3-TRABZON, KARS VE NAHCIVAN'DA YAPILAN MEZÂLİMSanta, Yomra, Norşın, Isısu, Topyolu, Yağmurdere, Keşişköy, Maçka, Karaurgan, Kağızman, Zırnık, Balıkgöl, Abbasköy, Kars, Sarıkamış, Diyadin, Akçakale ve Nahcıvan civarında Ermenilerin yaptıkları katliam, zulüm ve yağmalara dair.
Onbeşinci Kolordu Erkân-ı
Harbiyye Birinci Şu‘besinin
Müsvedde Varakasıdır
Şu‘be Numarası: 74
Târîh: 7/8/[13]35
Harbiye Nezâretine
1- Kolordu mıntıkasında, esâsen Trabzon mıntıkasında Santa ve havâlîsinde dolaşan ve siyâsî bir maksad ta‘kîb eden Kürdoğlu nâmındaki Rum çetesinden başka hâ’iz-i ehemmiyyet çete mevcûd değildir. Diğerleri bir takım çapulcu gürûhundan ibâret olduğundan büyük ve mühim vekâyi‘ olmamışdır. Bununla berâber Haziran [13]35 gâyesine kadar cereyân eden vekâyi‘i ve Kafkasya dâhilindeki Müslümanlarla Memâlik-i Osmâniyye'ye ilticâ eden muhâcirîn-i İslâmiyyeye Ermenilerin yapdıkları mezâlimi ve mu‘âmeleyi hâkî bir kıt‘a listenin 18/6/[13]35 târîhli ve 1676/1355 numaralı şifreli telgrafnâme-i nezâret-penâhîleri üzerine melfûfen takdîm kılındığı ma‘rûzdur.
Kâzım Karabekir
29/4/[13]35: Santa'nın Zurnacılar Mahallesi'nde Norar oğlu Orama nâmında bir Rum'un hânesinde bir aded mavzer tüfengi bulunmuşdur.
1/6/[13]35: namlı ma‘rûf Rum çetesi Santa havâlîsinde Yomralı yedi Müslümanı katletdi.
10/6/[13]35: 2/6/[13]35 târîhinde Gümüşhâne'nin Leri karyesinden üç Rumla üç kadın Trabzon'a gitmekdeler iken, önlerine çıkan hüviyeti mechûl üç silâhlı, bir mikdâr paralarıyla kadınların çoraplarını alarak firâr etmişlerdir.
14/6/[13]35: Norşin karyeli 60 yaşlarında Mehmed oğlu Ali, aynı karyeden 12 yaşında Ağa oğlu İdris ve Isısu karyesinden 50 yaşlarında Aziz oğlu Rüşdü'nün cesedleri Topyolu civârında Rus hudûduna mukâbil İhtiyarderesi denilen mahalde bulunmuşdur. Bunlardan birincisinin yalnız kısm-ı süflâsı mevcûd idi, ikincisi ise müte‘addid mahallerinden kurşun ve bıçak yaraları arzediyordu ve kulakları da kesilmiş idi. Üçüncüsünün ise bir kaç mahallinden kurşun ve bıçak yarası ile âlet-i tenâsüliyyesi kesik olarak bulunmuşdur. Bunlar hudûdumuzun 60 metre içinde idi. Ayak izlerinden cânîlerin Yeniköy istikâmetine gitdiği anlaşılmışdır. Mahall-i vak‘aya yakın silâhlı iki Rum görülmesinden cânîlerin Rum olduğu kanâ‘ati hâsıl olmuşdur.
14/6/[13]35: Trabzon'dan Yomra tarîkıyla avdet eden Yağmurdere'nin Keşişköy karyesinden Mecid, Yusuf, Süleyman yanlarında yüklü hayvan ve 12 silahlı adam olduğu hâlde Karameşe civârında Ortasu nâm mahalde tahmînen kırk kişilik bir çeteye tesâdüfle bir sâ‘at kadar müsâdemeden sonra Yusuf mecrûh düşmüş ve eşkiyâ da bir mikdâr erzâklarını alarak savuşmuşlardır.
15/6/[13]35: Santa'da icrâ-yı fa‘âliyyet eden kırk kişiden mürekkeb Eftelsidi(?) Rum çetesi Maçka kâ’im-i makâmına teslim olmak üzere Meryemana Deresi Manastırı'na gelerek kâ’im-i makâmla görüşdükleri esnâda, bir mes’elenin ta‘kîbine me’mûr jandarmaların manastıra gelmesi üzerine, çete bunu bir ta‘arruz zannıyla ve ânî bir hareketle jandarmaların silâh ve eşyalarını alarak savuşmuşlardır. Çetenin teslîmini teklîf etmek üzere Çayırlı karyesinden Yanko isminde bir Rum, tekrâr Santa'ya i‘zâm edilmiş ise de çete teslîm olmamışdır.
25/6/[13]35: Trabzon'un on beş kilometre kadar şarkında Yomra nâhiyesinde anâsır-ı muhtelife arasında birkaç kıtâl vukû‘ bulundu.
.........
BOA. HR. SYS. 2877/24, Belge no: 1, 4
SONSÖZ : HİÇ BİR ZAMAN SÖYLENEMEYECEK GİBİ , ANCAK BURADAN ÇIKARDIĞIMIZ SONUÇ HEMŞİN BÖLGESİNİN İŞGALE UĞRAMADIĞINI BİZ ZATEN BÜYÜKLERİMİZDEN DUYDUK.ANCAK DÜNYA İLE KİSMEN BAĞLANTISININ KESİLDİĞİ BİLİNMEKTEDİR.SEVİNDİRİCİ YANI İŞGAL GÖRMEDİK , FAKAT ETRAFIMIZ İŞGALİN ETKİSİYLE ZÜLUM VE MEZALİM GÖRDÜ ETKİLENDİK VE GÖNÜLLÜLER OLARAK VATAN SAVUNMASINDA YER ALDI ATALARIMIZ.
|
|
31.10.2005 22:09 |
[rgünday şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 14129]
|
|
saksu [Bay]

Üyelik Tarihi 14.02.2005
Mesajlar: 4.186
 |
|
| bu yazının yeriburası değil |
31.10.2005 22:54 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Sağolesen rgünday Kardeşim. Çok güzel bir aktarma. Bence bu yazının yeri Hemşin Tarihi Bölümü olmalı ve sürekli orda kalmalı. Yada bu tür yazılar için ayrı bir bölüm başlığı açılmalı.
Tekrar teşekkürler Kardeşim...
Selam ile...
|
|
31.10.2005 22:54 |
[saksu şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 14131]
|
|
Kuku [Bay]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 14.02.2005
Mesajlar: 2.048
Ad, Soyadı: Naci KOBAL İkamet Edilen Yer: Ankara Meslek: AutoCAD Proje Tasarım
 |
|
Sn. R.GÜNDAY
Yöremizin Tarihini Aydın kişilerin bilgisi doğrultusunda aktarılması ile Yöremiz daha bir başka nefes alacaktır, Gençlerimiz daha duyarlı olacaktır. Emeğine ve öz verine Teşekkürlerimizi bir borç biliriz.
Platformda başlıkların düzenlenmesi isteğiniz doğrultuda olmuştur o nedenle de duyarlılığınız mutluluğumuzdur.
Sn. SAKSU
Konu:Yöremizin Tarihi » I.DÜNYA SAVAŞINDA HEMŞİN .. yazılmış,Eğer yöremizin için açılan başlıklarda bir düzenleme yapılmasını istiyorsan, yeni bir başlıkta veya bar teklifte yazın değerlendirelim.
__________________ Ben Değil Biz Varız
|
|
01.11.2005 22:30 |
[Kuku şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 14213]
|
|
hasansisman [Bay]
Üyelik Tarihi 23.03.2005
Mesajlar: 965
Ad, Soyadı: Hasan ŞİŞMAN. Meslek: Avukat.
 |
|
| teşekkür. |
02.11.2005 11:44 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
R.Günday bey, yazı için teşekkür ederiz. Bizim de merak ettiğimiz bir konuydu. Yazıda da görüleceği üzere cani Ermeni çeteciler yöremizin çevresinde kıyımlarla, tarihte vahşet uygulayanlar olarak girmişlerdi. İnsaflı olan herkesin dikkatine.
Selamla.
|
|
02.11.2005 11:44 |
[hasansisman şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 14238]
|
|
rgünday [Bay]

Üyelik Tarihi 09.05.2005
Mesajlar: 412
Ad, Soyadı: Rifat Günday Meslek: ÖĞRETMEN
Konu'yu Başlatan
 |
|
TEŞEKKÜR VE BİR NOT
Aslında hiç unutulmması gereken konuyu iyi bellersek : I.Dünya savaşı sonunda ,İtilaf Devletlerinin Osmanlı Devleti topraklarını paylaşmak üzere yapıtıkları " Sen Remo" ve ardından "Paris" konferansından sonra Pontuscularla ,ermeni çetelerinin ,diasporasının temsilcileri arasında bir çekişme ve kavga oldu. Kavga 'nın sebebi bizi yakından ilgilendiriyordu.Çünkü güya "6 Doğu Vilayeti" olarak ermenilere ayrılan bölge'nin karadenizle bağlantısı Erzurum -İspir- Hemşin ve Pazar'a kadar uzatılacak bir hatla sağlanmak istendi.Oysa bu bölüm İtilaf Devletilerince Pontusculara tahsisli idi !.Bunu fiilen gerçekleştirmek isteyen ermenilerde bölgede kıyıma başladılar.Ancak vaktinde gelip Erzurumda 9.Ordu ( Sonradan 15.Kolordu) teslim alan kazim Karab ekir'in varlığı bu planı engelledi.(Esasında herkes bizden bir parça kapma yarışında idi desek daha doğru olur.Mesela İran bile DoğuBeyazıt'ı talep etmiştir.)Bütün bu yokediş zihniyetine sadece bu günkü PAKİSTAN 'IN ataları sayılan ve o günlerde "Hint Müslümanları" olarak adlandırılan önemli sayıda bir grup ingilitere-Londra 'da nümayiş yaparak " Biz Türkiye'nin yokedilişine razı olmayız" bağlı bulundukları İngilizleri protesto etmişleridir.
Bu günde bu bölgeye yönelik saldırıları , karalamalırın eses amacı esasında bu mesele çerçevesindeki ütopyalarına dayandığını asla unutmayalım. Tüm Türk İslam Dünyasına sağlıklar ve ebediyetler diliyorum.
|
|
28.11.2005 14:07 |
[rgünday şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 14933]
|
|
yuceltanay53 Silinmiştir
 |
|
| I. DÜNYA SAVAŞI SONRASI KARADENİZ SÜRGÜNLERİ |
06.05.2007 16:21 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Ruslar her zaman Türklüğün en büyük düşmanı olmuşlardır Çarlık Rusyasının sıcak denizlere inme politikası Ekim 1917 ihtilaliyle son bulmamış Rusya Türkiyede Kürtçülüğü her zaman kışkırtmıştır Karadeniz Rus işgaline uğramış fakat ekim ihtilalıyla rusya Türkiyeden çekilmek zorunda kalmıştır.Fakat Komunist idare döneminde Batumda yaşıyan Pek çok Karadenizli,Rizeli,Hemşinli, Ortaasya steplerine ve Sıbırya soğuna terkedilmiş bu insanların halada kültürlerini korudukları Türksoyla ipekyolu programında görülmuştur
|
|
06.05.2007 16:21 |
|
|
4Snake [Bay]

Üyelik Tarihi 04.07.2008
Mesajlar: 41
Ad, Soyadı: Yalçın AYDIL İkamet Edilen Yer: Ankara Meslek: Yazılım Mühendisi
 |
|
| CVP: I. DÜNYA SAVAŞI SONRASI KARADENİZ SÜRGÜNLERİ |
06.07.2008 14:33 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
| Alıntı: |
Yazar: yuceltanay53 Tarih: 06.05.2007 Saat: 16:21
Ruslar her zaman Türklüğün en büyük düşmanı olmuşlardır Çarlık Rusyasının sıcak denizlere inme politikası Ekim 1917 ihtilaliyle son bulmamış Rusya Türkiyede Kürtçülüğü her zaman kışkırtmıştır Karadeniz Rus işgaline uğramış fakat ekim ihtilalıyla rusya Türkiyeden çekilmek zorunda kalmıştır.Fakat Komunist idare döneminde Batumda yaşıyan Pek çok Karadenizli,Rizeli,Hemşinli, Ortaasya steplerine ve Sıbırya soğuna terkedilmiş bu insanların halada kültürlerini korudukları Türksoyla ipekyolu programında görülmuştur |
Bolşevik İhtilalinden Sonra Türkiyede Yaşanan Kurtuluş Savaşı Rusya İle Türkiyenin Yakınlaşmasına Yol Açmıştır. Şudurki Rusyanın Rejimi Türklerdede Pekiştirmek İstemesi. Rusyanın Tarihi Emelleri ( Sıcak Denizlere İnmek İstemesi ) Hala Sürmektedir Lakin Şu Anki Çıkarlarına Ters Düşen Amerikanın Karşısında Yer Almaktadır Ve Bu Emellerinden Birazda Olsa Vaz Geçmesi Demektir. Türklerle Geçici Olarak Dostluk Kurmaya Çalışmaktadır İran Ve Rusyanın Türkleride Yanına Çekmeye Çalışması Bunun Göstergesidir. Oynanan Oyunlar Hala Devam Ediyor Dün Venediklileri, Sırpları, Ermenileri Kışkartanlar Bugün Kürtleri Kışkırtıyor Herşey Aynı Bütün Zararlı Cemiyetler Ayakta Lakin Bir Atatürk Eksiktir.
|
|
06.07.2008 14:33 |
[4Snake şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 146018]
|
|
Samistal [Bay]

Üyelik Tarihi 04.05.2005
Mesajlar: 111
Ad, Soyadı: Ilhan Yilmaz İkamet Edilen Yer: - Yurtdışı Meslek: Ekonomist
 |
|
Camlihemsin `de Cinciva (senyuva) koyune kadar isgale mahruz kalmistir.Hatta yaylalara bile gitmislerdir. Sal ve Pokut yaylasina.Tabiki bir savas olmamistir cunku koyler de yaylilar, cocuklar ve kadinlardan baska eli silah tutacak kimse kalmamistir.13 yasin da olanlari bile askere almislardirlar.Benim Ali ve Osman dedem de seferberlik ilan edildigin de gitmisler dirlar .Bir daha kendilerinden haber alinamamistir.Dedemin anlattiklarina gore 2004 yilin da 102 yasin da vefat etti. Sahil kismin dan iskalden kurtulmak icin bizim gibi yukari koylere aileler topluca goc etmislerdirlar.Rusya daki bolsevik ihtilali baslayinca geri cekilme baslamis ve hatta geri cekilirlerken atlari ve bazi silahlarini da birakarak gitmislerdir.
Bizim koyden (Ortan koyu) 15 delikanli savas`a gitmis ve sadece 2 tanesi geri gelmistir.Bir tanesi geldikten 15 gun sonra hakkin rahmetine kavusmus, digeri ise 6 yil esir kaldikdan sonra donebilmistir.O da dondukten kisa bir sure sonra vefat etmistir.
Selam ve sevgilerimle,
|
|
06.07.2008 17:00 |
[Samistal şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 146033]
|
|
musaabay
Üyelik Tarihi 15.07.2008
Mesajlar: 69
Ad, Soyadı: musa ABAY İkamet Edilen Yer: Ankara Meslek: Emekli
 |
|
| Yaz rıfatım yaz |
26.08.2008 20:48 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
BİLMİYORUM TANIDIĞIM RIFAT MISIN (Ziya pastanesinden)
OLSANDA OLMASANDA MUSA AĞABEYİN ALNINDAN ÖPER.
YAZ, CANCAĞIZIM YAZ HATTA DAHA DA ARAŞTIR.
MİLLİ MÜCADELE YILLARINDA HEMŞİNLİLERİN BAŞARILARINI YAZ
BU YAPILANLAR GELECEK NESİLLERE DE IŞIK TUTACAKTIR.
OLACAK DOSTLAR, OLACAK İNSANLIK DOĞRUYU BULACAK.
ZALİMLERİN SONU GELECEK, DÜNYA HUZURA KAVUŞACAK.
MUSA ABAY.
|
|
26.08.2008 20:48 |
[musaabay şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 3232] [Mesaj No: 150275]
|
|
|
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz] |
Konu içinde arama yap:
[Anasayfa] ·|· [Platform]
| |