Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
 |
|
Düşte ruhumuzun sürdüğü yaşam,yaptığı iş kullandığı güç uyanıkkenki halimizden hiçte aşağı değildir. Bu yüzden yaşamı bir düşe benzetenlerin düşündüklerinden çok daha fazla hakları var sanırım.
Kuşkusuz düşlerdeki yaşam daha gevşek, daha belirsiz, ama aradaki fark hiç de gecenin karanlığıyla gün ışığı arasındaki fark gibi değil; hayır, daha çok karanlıkla gölge arasındaki fark gibi. Ruh birinde uyur, ötekinde uyuklar. Her ikisinde de aslında karanlıklar içindeyiz., ama birinde ötekine göre daha çok. Bir uyanıkken uykuda, bir uyurken uyanığız. Uykuda gördüklerimiz o kadar aydınlık değildir, ama ayıkkende her şeyi o kadar pırıl pırıl, apaçık göremeyiz. Evet, derin uykular bazen düşleri siler süpürür, ama uyanıkken dehiç bir zaman iyice uyanık değiliz, o zaman nice hayallerimiz olur ki uyanık düşler ve düşlerden beterdir, kaybolur gider.
Madem aklımız ve ruhumuz uykuda düşündüklerimize meydan veriyor, düşte gördüğümüz işleri uyanıkken gördüğümüz işler gibi kabul ediyor, ne diye düşüncemizin, hayatımızın bir çeşit düş olmasını, uyanık halimizin bir çeşit uyku olmasını yadırgıyoruz bu kadar?
Gerçeğe yalnızca kendi duyularımıza güvenerek ulaşmakla iş bitmez. Duyu konusunda hayvanların da bizim kadar belkide daha fazla söz hakkı vardır. Kimi hayvanların kulağı, gözü, kiminin burnu, kiminin dili insanınkinden daha keskindir. Demokritos tanrılarda ve hayvanlarda duyma gücünün insandan çok daha güçlü olduğunu söyler. Hayvanların duyularıyla bizimkilerin etkileri arasındaki ayrım da büyüktür. Bizim tükürüğümüz kendi yaralarımızı temizler ve kurutur ama yılanı öldürür. Şimdi tükürüğün ne olduğunu bize göre mi söyleyeceğiz, yılana göre mi?
Gerçek özünü aramak için bizim duyularımıza mı baş vuracağız, yılanın duyularına mı? Hindistan' da tavşana benzer bir çeşit balık türü insana zehirlidir, insanda ona. İnsan dokundumu balık ölürmüş. Zehirli olan balık mı, insan mı?
Eşyanın özü yalnız insana göredir diye bir kanun yok. Katılık, beyazlık, der,nlik,ekşilik bizim kadar hayvanların da işlerine ve bilgilerine göre değişir. Gözümüzü şöyle bir bastırdığımızda baktığımız her şeyi daha uzun, daha büyük görürüz. Oysa bir çok hayvanın gözü kendiliğinden basıktır.
Varlık düzenimiz nesneleri kendilerine uydurur, her şeyi kendine göre değiştirir, aslında dünyanın nasıl olduğunu bilemez oluruz; çünkü her şey bize duyularımızla bozulmuş olan, aslından ayrılmış olarak gelir. Pergel, gönye, cetvel bozuk oldumu onlara dayanan bütün orantılaronlara göre de yapılan bütün yapılar da ister istemez kusurlu, sakat olur. Duyularımız kesin olamdığı için, onların ortaya koyduğu hiç bir şeyde kesin değildir.
Peki ama bütün bu ayrılıklar karşısında doğruluk hükmünü kim verecek? Din kavgalarında hüküm verecekadamın hiç bir mezhepten olmamasını, hiç bir tarafa bağlı olmamasını isteriz. Taraf olmanın dışında olmayan bir yargıç gerekli.
Dünya üzerinde gördüklerimizin, doğru ve yanlışlığını anlamak için doğruyu gösteren bir araç olmalı; bu aracın doğruluğunu anlamak için bir deneme gerek; denemenin doğruluğunu anlamak için de bir araç. Gelde çıık işin içinden!.... Madem duyularımız, kendileri kesin olmadıkları için, sorunumuzu kesin olarak çözemezler, öyle ise akla baş vurmalı diyeceksiniz; ama hiç bir akıl da başka bir akıl olmadan ortaya çıkamaz.
G.D
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
28.09.2006 02:06 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 34485]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
KISSADAN HİSSE
Bilgeliğine şüphe duyulmayan bir adam çocukların hayat boyu sürecek bir ders vermek istiyordu. Oğullarının öncelikle insanlar ve hayatta hemen her konuda çabuk hüküm ve karar vermenin yanlışlığını öğretmek istiyordu.
Bir gün dört oğlunu yanına çağırdı. En büyük oğluna, ülke dışını kış mevsiminde çıkıp bir mango ağacını görüp incelemesini istedi. Daha küçük oğluna bahar mevsiminde yolculuğa çıkıp bir mango ağacını görüp incelemesini istedi. Üçüncü sırdaki büyük oğluna da yaz mevsiminde yola çıkıp göreceği mango ağacını iyice incelemesini istedi. Oğullarının en küçüğüne ise sonbaharda yolculuğa çıkıp göreceği mango ağacını incelemesini söyledi. Mevsimler geldi geçti ve bütün oğulları yolculuklarını tamamladılar. Bilge baba bütün çocuklarını yanına çağırdı ve:
- Haydi, şimdi de görüp incelediğiniz mango ağacının özelliklerini bana anlatın, dedi.
Kışın yolculuğa çıkan en büyük oğlu:
- Baba, ağaç sanki yanmış, kuru bir kütük gibiydi.
Ondan daha küçük olan, bahar mevsiminde yolculuğa çıkan oğul söze başladı ve:
-Ağabeyim dediği yanlış, ağacın yemyeşil yaprakları her tarafını sarmıştı, dedi.
Üçüncü sıradaki oğul ise ağabeylerine itiraz ederek,
- Sizin söylediğiniz gibi değildi, dedi, ağaç gül gibi güzel çiçeklerle donanmıştı.
Sıra en küçüğüne gelişti, o bütün ağabeylerine itiraz etti ve:
- Siz hepiniz ne gördünüz bilmiyorsunuz, ağacın meyveleri vardı, ben tattım, tadı armudun tadına benziyordu, ağaçta armut ağacına benziyordu, dedi.
Şimdi konuşma sırası bilge babaya gelmişti. Bilge baba konuşmaya başladı ve şöyle dedi:
-Oğullarım, aslında hepiniz doğru söylüyorsunuz. Çünkü ağacı ayrı mevsimlerde gördünüz. İşte size hayat boyu aklınızda bulunması için öğüdümü vermek istiyorum: İnsanların hal ve tutum ve davranışları hakkında hüküm verirken, o insanların her mevsimini, her yönünü bilip bilmediğinizden iyice emin olduktan sonra karar verin!.
Not: Sevgili amcaoğlum Ahmet' in bir gönderisidir..
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
28.09.2006 17:54 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 34556]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
| Zaman meselesi.. |
01.10.2006 01:04 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Gerçek" insanlar, kendi "gerçekliklerini" yaratabilenlerdir; fakat
bundan dolayı onlar, hakikat ve değerlerin kendi başlarına "gerçek"
olduklarına inanlar için anlaşılması mümkün olmayan bir
alandadırlar…! demiştik tesadüf konımuzda..
Varlık, varlıksal seviyesi hangi zamanda bulunuyorsa, ona ait olanı
yani realitesini yaşar.
Realiteler, değerler, değişen şeylerdir. Bunlarla beraber, bunların
geçerli olduğu zaman da değişir.
Bu gün herkes aynı zamanı mı yaşıyor? Örneğin,Galileo yaşarken hangi
zamandaydı? Kendini asanlarla herhalde aynı zamanı yaşamıyordu..
Öyle olsaydı onu asmazlardı. Bu gün de, birilerinin anlayışı almıyor
diye, öncüler bugünün tekniğiyle asılmıyor mu?
An ve an değişen realitelerle gerçeği yaşamak mümkün mü?
Sınırlandırılmış ve koşullandırılmış akılla, düşünme yöntemiyle /
şekliyle / dogmalarla "gerçek" ayırt edebilme gücüne nasıl sahip
olunur? Varlığımızın asıl vazifesini nasıl idrak edilir? idrak
ederek yol almadıkça da tasarruf sahibi olamayız.
Örneğin, Dejenere olmayan hiç bir şey rejenere olmaz. Yani rejenere
olmak ne demektir? Kişinin, kendine yeni bir şekil vermesi
gerektiğini idrak edip (işlev görebilecek şekil için) kendini
toparlayıp, uyum sağlaması gereken zamana geçmesidir.
Meşhur örnektir: Un var şeker var yağ var hani helva? diye. Helva
yapmak, eldeki malzemeleri doğru kullanarak bir yiyecek (hayat
enerjisi) üretmek demektir.
Varlığın amacı, var olmanın amacı ne?
İnsan varlığının özelliği ve yaratılma amacı nedir? Yani insan
kozmosta ne işe yarar? Kimin, işine ne için yarar?
Ve bunca senaryo ve bunca sahne ne için düzenlendi?
Yaratma sürecinde daha üstün zaman enerjisi ile uyumlanmak demek,
doğa yasalarının çalıştırılmasında daha söz sahibi olmak demektir.
Zaman bir enerjidir, güçtür. Zaman bir enerji türü olarak
kavranamazsa, bu, kendini anlamsız tekrar eden bir süreç anlamına
gelir. Hareket, değişim enerjinin işidir (zamanın değişmesi meselesi
yani). Enerjiler de kendi varlıkları, yapıları içerisinde çeşitli
titreşimlere sahiptir. En kabasından en incesine.. Örneğin ısı..
Kaba, ilkel bir enerji olarak kabul edilir.. .
Boyut , zaman ve mekanla ilişkilidir, hatta ayrıca ruhsal enerji ile
ilişkilidir. Boyut şuursal bir hareketin sonucudur. Temelde şuur
faaliyeti yoksa, boyuttan haberdar olmamız mümkün değildir.
Şunu iyi anlamak gerekir ki boyut , eni ve boyu olan bizim beş
duyumuzla algıladığımız bir ölçü değildir. Dünya gezegenindeki
yaşamla Güneş' deki yaşam çok farklıdır.Yani yüksek boyutlara uyum
sağlamak için farklı malzeme ve yapıda bedenlere ihtiyaç vardır.
Yüksek boyutlara geçmek içinde içinde zamana ihtiyaç vardır. O
boyutun zamanına ulaşmaya ihtiyaç vardır.
Kısaca zaman süreyi de taşıyan, bir kudret, bir enerjidir. Zaman
enerjisi fizik planın oluşmasının ana teması, yapıcısıdır. Zaman
enerjisini çektiğimiz zaman fizik enerji, fizik dünya, fizik evren
sıfırlanır. Bütün yapı taşları yıkılır. Onu ayakta tutan zaman
enerjisidir. Hayat enerjisini ve fizik kainatı düzenleyen, zaman
enerjisidir. Zaman enerjisi bütünüyle, bütün varlık sistemlerinin
içerisinde inşa edici özelliğe sahiptir. Bunu en çok kullanan varlık
ruh enerjisidir. Kainatı meydana getiren ruhtur.
Zaman enerjisi, ruhsal enerjinin direktifi altında veya onun
etkisiyle, çeşitli enerjilerle birleşmek suretiyle, diğer tekamül
alanlarını meydana getirir.
-İnsan, hayatının hakkını tam olarak verebilmek için, ürettiği hangi
enerjilerin kozmik gayeler için gerekli olduğunu biliyor mu? Ve bu
enerjilerin nasıl üretildiğini anlayabiliyor mu / biliyor mu?
-Dünya insanlığı kendi "gerçeklerini" yaratabiliyor mu?
*
- İnsan, psişesinin gizli işleyişini anlayabileceği şuur hali nin
nasıl elde edileceğini öğrendi mi? (2)
* Şimdilik bu kadar yeter sanırım.. Konunun akışına, konuya ilgi
akışına göre yönlenir açımlamaya devam ederiz.
"Sevgilerimle" demeden önce şunu bir kez daha dile getirmek
istiyorum:
Gerçek" insanlar, kendi "gerçekliklerini" yaratabilenlerdir; fakat
bundan dolayı onlar, hakikat ve değerlerin kendi başlarına "gerçek"
olduklarına inanlar için anlaşılması mümkün olmayan bir
alandadırlar…!
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
01.10.2006 01:04 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 34984]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
İnsanı güçsüzleştiren ve hayatında kabul etmediği tüm GeRçEkLeR,
beyninin ve en çok da iradesinin önüne geçebilmeyi becerebilmiş ya
nılsamalardır. Beyin uyandığında ve irade güçlendiğinde insan bu ya
nılsamalarla yüzleşip onları kabul etmez. Kendisini körelten bu yanıl
samalara karşı haklı savaşını başlatır.hayatından bu yanılsamaları at
mak için savaşır.İşte bu yüzden Ruhun uyanışı İREDE'nin gücüyle ta
mamlanır.
Yanılsama eğer GerçekleR ise "sadece leyla" yanılsama
maları nasıl niteler, düşünür ve bilgelik yolundaki bir ruh olarak adımları
nı, hangi tür GerçekleR e göre atar ?!... Daha doğru bir ifade ile zihninin
reddettiği bir gerçeği nasıl tanımlar ve o tanımı-yine-kendi zihnine nasıl
kabul ettirir ?
İlk noktalamadan sonrakiler olan savaşmak ve haklılık anlam bütünlüğün
deki -sayılıdırlar- "üç" ifadeyle vurgulananlar ; Beynin uyanışı ve iradenin
güçlenmesi' nin desteğiyle, nasıl oluyor da "gölgelerle savaşmak" anla
mına gelebilecek gelebilecek, öyle de okunabilecek, bir tür yanılsamalar'
la savaş' a sokabiliyor zihni ?!. İlkesel olarak galibi asla "olmayacak" bir
tür şavaşa yani ; Ve bu savaşı ne gibi bir ilkesel anlamla "haklı bir savaş"
olarak nitelendirip, zihni böylesine bir savaşa ikna edebiliyor ?!.
Ve sonuç olarak da ; "Ruhun uyanışı, iradenin gücüyle tamamlanır" ise
eğer, bu tamamlama, tanımlamaya da -kendiliğinden- dönüştüğünden ;
Başlangıç-Gelişim-Sonuç anlam bütünlüğünde bu tanımlamaya bakacak
olursak ve Ruhun uyanışı' ndaki tamamlanma halkası "sadece leyla" nın
dediği gibiyse yani iradenin gücü ile tamamlanmış oluyor ise ;
1- "İşte bu yüzden" ile bağlanan -başlangıçtaki- ifade yani yanılsamalar
ile olan-akla zarar-savaş ruhun uyanışıyla ve bunun iradenin gücüyle ta
mamlanması arasında / hemen ilk bakışta fark edilen / bir tezat oluştu
rur... Ve bu türden ifadelerin üzerine basılarak da ne ruhun uyanışına ne
de iradenin gücünün bu durumun tamamlayıcısı olduğunda bağlantılan
dırılabilir, yanılsamalarla savaşmak ve o savaşın haklılığı vs. vd. leri.. Öy
le ki ; Yanıtları oluşmamış sorular ve yanıt dizileri tanımlanmamış sor
gulamalar içine -hiç- girmemiştir ki bu yaratılış !... Sadece "gerçeğin en
basit halidir gözümüzün önündekiler" demekle bile, akla zarar bir savaşı
başlatmaya bilir insan !.
2- Gözümüzün görmediklerine ise "diğer haller" in anlam bütünlüğü için
de -yine kendi gerçeğimiz olarak ya da gibi- kabul göstermek de, akla
hiç bir zarar vermez ve savaşmayı gerektirmez... Evrensel Barış sadece
"buradaki" barış anlamında okunuyor ise eğer, önce gözlük değiştirmek
te yarar vardır , içsel barış tesis edilmeden, nasıl ki dışa vurumumuz da
"barışçıl" olmuyor, olamıyor ise ; Bunu anlamamız için de etrafımızdaki
bu gerçeğin" gözümüzün de önündeki en basit hali" zaten örnek olarak
yine içinde bulunduğumuz hallere ( tabii gören gözlerle ) bakmamız ye
terli olacaktır.
3- Bu "üç" lemeyi ise -filozofi yapmak anlam bütünlüğünde- şöyle bağla
mak istiyorum ki ;
Başlangıcı yada bitirilişi ister doğru, ister yanlış ifadelerle olsun ; "Logo"
buluşlar üzerine üretilen filozofça düşünceler, sıklıkla akla zarar vericide
olma riskini taşır.
Örneğin ; ( Şimdi atıyorum - yani uyduruyorum ) "Kaplanın kükrediği yer
de, kediler miyavlamaz " diye başlayarak onlarca sayfa yazmamız müm
kündür ve istersek devamındaki ifadelerimizle "aaaa nasıl da doğru" dedir
tebiliriz de... Anlam bütünlüğüne bakıldığında ise işin rengi değişiverir bir
anda ( anlamak için okuyanların ) ; Nassı yani ? lerine de yanıtlarımız ol
malı. Bu yanıtlarımız ise "Kaplan kükrer" ve "Kedi miyavlar" gerçekliği ile
yani birbirleriyle de asla tezat oluşturmamalıdır. ( Üstelik bunlar, anlamla
rı itibarı ile subjektij bir konuyu veya bir kavramı kolayca kıvırttırılabileceği
miz türden birer yanılsama olarak nitelendirilebilecek şeyler de olmamalı
dır.)
Sonuç olarak -evet- herşeyin bir "felsefesi" vardır ( yaşamın, insanın, para
nın, matematiğin, mutfağın, futbolun, bahçeciliğin, kumarın, yalanın bile ) ;
aksi de mümkün değildir zaten.
Giriş cümlemde vurguladığım üzere bu tür bir "söyleşiye geçmeden önce"
asgari müşterekte buluşmak gerekiyor diye düşünenlerdenim, diğer haller
içinde, zaten ha kavram kargaşalarıyla savaşmışız, ha gölgelerle, ha yanıl
samalarla... Bunun anlamı, birbirinden kopuk ya da birbiriyle tezatlar oluş
turan muhtelif sayılardaki "yarı mistik bilgelik manzaraları" nı arka arkaya
sıralayarak resim yapmaya çalışmanın olanaksızlığıyla eş değerdir.
Bilgelik yolunda olup-olmadığını / öncelikle / düşünen bir ruh olmayarak,
ben de sadece kişisel düşüncelerimi paylaşmak ve "Nassı yani ?" demek
istedim... Sözlerimin arasına sıkışan -bazı- anlamlar ise "bilgelik manzara
ları" da içeriyorlarsa eğer zaten "bir bilgenin sözleri tartışılmaz, sadece din
lenir ve üzerine düşünülür (*)" olanlar arasındadır ( Bkz: Kutadgu Bilig ).
(*) Tezatlar, Paradokslar, Çelişkiler vs. vd. -akla zararlıklar- haricindekiler
anlamında okunup algılanmalıdır. Kısacası "Nassı yani ?" denmez anlamın
da okunmamalıdır !...
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
02.10.2006 16:45 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 35156]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
(***) Mutlakligi yani isimlendirilemeyen, sifatlandirilamayan kudreti;
her seyi sarip sarmalamasini ve herseyden munezzeh olusunu yani
bilebildigimiz, bilecegimiz ve bilmedigimiz tum sistemlerin otesinde
olusu ifade edebilecek kelime olamazken, sinirli sorumlu demek de olan
yani, zaman ve mekanla sinirlanmis varliklari (yani, gerek insan,
gerek atom, gerekse de planetin yada evrenlerin kendi yada ortak
yasamlari vd olsun) dini - realiteyi- gorusu – dusunceyi - yorumu vs
vd.. Mutlak yapmak zaten de spirituelizmin kabulu disindadir. Mutlak'i
bir suret ve bir sekil icinde dusunmek ve tasavvur etmek O' nu inkar
etmek demektir.
O Bir'dir ve ancak kendine benzer ve fakat tanrilar ve tanricalar coktur ve
cesitlidir.
Mutlak kavramini ancak ruhumuzla algilayabiliriz ki ruh da
kazanimlariyla ilerleyebilir.
(*) : “Mabutlariniz olmayacak. Tapacak putlariniz olmayacak.”
yani kisaca "la ilahe illallah" ifadesinin idrak edilmisligi yada
edilmemisligi konusudur bu.
(**) : hissedilenlerin, yasanilanlarin baslarindan gecen hallerin,
aktarilmayisindan da kaynaklanabilen, paradoks kavramlar kullanilarak
bilgilerin putlasmasina yol acmak en onde olanlarindandir..
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
06.10.2006 00:50 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 35547]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Evrenlerde degismeyen, yenilenmeyen ve yeni bir dogusa neden olmayan
hicbir sey yoktur.
Evrensel degisme ve surekli gelisme yasasi, ruhculugun /
spirituelizmin temel ilkelerinden en onemlisidir, ki tekamul yasasi
olarak aciklanir. Evrende var olan mikro ve makro kosmozlar her an
yaradilis ve dinamizm icinde hic durmadan gelisir. Doga, yasam,
surekli bir yenilenme ve gelisim (tekamul) icerisindedir.
Yani diger bir ifadeyle spirituel realiteyle (yada herhangi baska bir
realiteyle) es kosma (*) halinin gereksiz yere uzatilmasinin,
gelecegin yuksek yasaminin ve yuksek yasamin geleceginin
planlanmasinda sekillendirilmesinde ket vurucu da olacagidir (**) .
Ki, zaten bu hale girilme (yani ket vurucu olma haline), o realitenin
artik dejenerasyon alani olmaya coktandir basladiginin gostergesidir
de.
Yaradan, yarattiklariyla Kudret vasitasiyla iliski
icinde olur.
Yaradan' dan ayrilmak O’ndan uzaklasmak soz konusu
degildir ki Yaradan’a kavusmak, onunla birlesmek soz
konusu olsun. Yani Yaradan’la aramizda, asilacak
uzaklik yoktur. O’nun her yerde ve her seyde olusu,
O’nun Varligi ile degil Kudret‘i iledir, ilkeleri
iledir.
Yine kisaca demem o ki, hangi zamandan olursa olsun
dunyadaki Ilahi Ogretilerin tumu, Tanri yoluna
iletmek icindir... bugune kadar ki ilahi ogretilerin
hepsi, varliklarin kendilerini tezahur
ettirebilmelerini saglamalarinda yardimcilardir. Ve
bunlar evrensel degil dunyasaldirlar. Yani, yeryuzu
gerceklerine, dunya sartlarina goredir ve sadece
yeryuzu insanligina yardimcilardir / ogutlerdir.
Oyle ki insan, ekminezik olarak bugunu ve gecmisi bir
arada yasar. Gunluk hay huylar arasinda dogallikla ve
fakat genellikle farkinda olunmadan ekminezi
gerceklesmektedir.
Uyaniklik suuru (: bagli suur) ile konsantre oldugumuz
sartlarin deneyimlerini bilgilerini yorumlarini
gerceklestirirken serbest suurumuzla da baska
alemlerde, boyutlarda da faaliyetteyiz dogal olarak,
farkinda olmaksak da..Bu bilgiyi hatirlayarak, yani gecmis ve gelecegin
birlikteliginin bir arada yasandigi gercegine gore
baktigimizda olguya, modernize yada stilize edilmis
eski haller oldugunu gecmiste yasamakta olduklarini da
gorebiliriz.
Yine hatirlayalim ki “Zaman” uzayabilir kisalabilir.
Hangi “zaman - cag” diye nitlendirirseniz de.
Zaten de gunumuzun yukselen egilimleri, ekminezi
gerceklesmesidir. Yani Okult, ezoterik, vd alanlarin
bilgileriyle hasir nesir olma.
Iyi tabii ama bu bilgileri ne ile hangi yeni bilgi
ile hemhal etmek ve deneyime - hayata sunmak icin?
gerceklestirilmektedir bu ekminezi ?!... eskiyi
tekrar yasamaktan, yasatmaktan maksat nedir? Bu maksat
neye hizmet etmektedir ?! sorular, sorular, sorular..
Tanri insani kendi suretinde yaratti." ifadesi, murad ettigi sekilde
yarattiginin ifadesidir... ve, Yaradan ancak kendine benzer !..
Tanri kavramiyla pek hasir nesir olan insanoglu , Tanri ve Yaradan
ifadelerini birbirine karistirmakta, esdeger kavram sekilleri sanmakta
yada esdeger vermektedir bu iki kavrama.
Bu durum, insanoglunun kendi eksik ve yanlis anlayislarinin bir urunu
olarak ortaya cikmistir. Sik sik da gunluk konusmalarinda bu
ifadeleri kullanir ve anar. Esmayulhusna der... guzel-cirkin;
affedici-oc alici gibi iklemli sifatlarla nitelelendirir; nicelikler atfeder ;
Yaradani ve Tanri yi over.. yani insanoglu, kendindeki niteliklerle
niceliklerle O' nu ve Tanri'yi susler, yuceltir, vs. Mutlak'i da,
zaman, mekan, esya ve olaylarla sinirlandirilmis olur boylece..
Oyledir ki, Evren / Doga / Tanrisal yasalar karsinda herkes ve her
sey esittir. Yani ezberle kopya ile, ovmekle yermekle; kayirmayla,
afla; ustun koru islerle yarim yamalak "gecisler" yoktur evrenlerde.
Yani nasil ki dunyanin kendine ait bir yontemi, birtakim olculeri (:
bilimi , teknololojisi, ekonomisi, vd) bilimsel verileri vardir ve
bunlarla ile bir "Dunya" dir, ve insanlar bilerek yada bilmeyerek
bunlari degerlendirerek bir gelisme kaydetmeye calisarak birf efor
harcamaktadirlar, ayni sekilde, Evrende de hic bir varlik (hangi
tekamul duzeyinde olursa olsun) alinteri dokmeden bir efor harcamadan
kozmik bir bilgi elde edemez. Kisacasi, hicbir varliga hazir bilgi
verilmez.
Kisaca demem o ki, Yaradani ve Tanriyi gunluk konusma ya da anma
sekilleriyle bir sonuca ulasamayacagi da kesindir insanoglunun. Onu
bir sonuca ulastiracak sey, Dunyadaki bilgi kulliyatini , anlayarak
tatbik etmek suretiyle elde etmesidir.
Butun bunlar gercekten anlasilmis ol(ur)sa, yalvarip yakararak elde
edilen yada edilecek olanlarin (cesitli sekillerde calip cirparak da
oyle) insana neler yukledigi - yukleyecegi yani ne eforlar harcayarak,
istiraplara katlanarak ancak kendine mal edebilecegi de anlasilmis
olur.
Yani veresiye almak yada almamak tercihini insanoglu, onunu
gosterebildigi kadar uzun farlariyla (isigi aydinligi oldugu nispette
yani) / derin ve yuksek idrakleriyle - suuruyla belirleyebilir.
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
06.10.2006 00:57 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 35548]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Kuantum fiziginden teorik de olsa çıkarılan sonuçların pratik
canlı
yasama kattıgı degerlerden bazıları:
1. Hayatının akısı içinde endise ve korkulardan arınabiliyor
musun?
Aksi takdirde günlük iliskilerinde ve yasanılan olayların
ortasında
hep bu duygularınla tepki vermeye baslarsın. Çünkü besledigin
yogun
duygular bir süre sonra senin kimligini olusturur.
2. Her varlıgı, sana zarar vermek isteyen veya istemeyen, senden bir
parça olarak kabul edebiliyor musun? Onlar zaten kendi vazifelerini
yaparken, asıl sen kendi vazifelerini yapıp kendi hayat programını
uygulayabiliyor veya koruma alanını olusturabiliyor musun?
3. Yasadığın her halinin kaynagında senin tercih ve seçimlerin
olduğunu kabullenebiliyor musun? Elbette bu seçimler düz giden
dünya
mantığı içinde bir anlık degil, aksine oldukça yüklü ve kaotik
tercih ve ihtiyaç kombinasyonları içinde sekillenen seçimlerdir.
Dolayısıyla kader gibi çok belirsiz ve robotlaştırıcı kavramın
yaratıcısı da sensin. Kader, bir plan geregi binlerce yıldan beri
kendilerinin güçsüz ve zavallı olduğuna inandırılmısların
sarıldıgı
ve bundan da mutluluk duydukları imajinatif bir direktir.
4. İyi ve kötü gibi görünen sartlara bakıs açını dengede tutup
bu
ikiligi kendi iç dünyanda nötrleştirebiliyor musun?
5. Beslemis oldugun düsüncelerinle, yarattıgın isteklerinle,
belirlemis oldugun ihtiyaçlarınla evrenden ve toplumdan cevaplar
almakta olduğunun farkında mısın?
6. Yasanmakta olan gerçeklik dünyasının hakim özelliklerini bir
bir
arkada bırakabiliyor musun? Korkular, hosgörüsüzlükler,
sabırsızlıklar, öfkelenmeler, sahiplenmeler, eskosmalar, kontrol
etme duygusu, bencillikler, paylasımsızlıklar vs. Her türlü
engellemeye ve alay edilmeye karsın bu gibi duyguların denetlenmesi
konusunda öncü olabiliyor musun?
7. Olayları, insanları hatta havayı kendi düsüncelerinin ve
ihtiyaçlarının yönlendirdiginin farkında mısın? Dolayısıyla
ondan
bundan sikayetten vazgeçip, basına gelen her seyin sorumlulugunu
üstlenerek daha iyisini yaratma konusunda cesur adımlar atabiliyor
musun?
8. Gözlemis oldugun olayları yorumlarken oraya kattıgın negatif
duygularınla olayları besledigini ve genislettigini, hatta canlılık
kattıgını biliyor musun?
9. Senin her türlü düsünce ve duygunun yakın veya uzak çevrende
sebepler yarattıgını biliyor musun? Parça olarak gördügün
yasamın
ardında dalga dalga yayılımlarda bulunan bir ag vardır.
Dolayısıyla
su an içinde bulundugun sartlar verecegin karar ve pekistirici
telkinlerle daima degistirilmeye mahkumdur.
10. Günlük yasamın içinde hangi tür etkilerin ve telkinlerin
altında
kararlar ve seçimlere yönlendirildiginin farkında mısın? Ben
kendim
karar verdim veya Benim özgürlügüme kimse karısamaz, ben özgür
bir
insanım. dediğiniz anda bile sizin dısınızdaki baska unsurların
etkisi ve telkini altında olabileceginizi hiç unutmayın.
11. Ne kadar negatif veya pozitif görünürse görünsün, hiçbir
sey/olay/kisi hakkında kesin karar verme hakkımız yoktur. Çünkü
her
birinde çok değiskenli faktörler, genis kapsamlı planlar ve
varlıksal ihtiyaçlar söz konusudur.
12. Hiçbir seyin sonucunu önceden bilemezsin. Ne kadar kesin yargıya
vardığını sansan da onun ardından baska bir seyin çıkma
olasılıgı
yüksektir. Çünkü varlıkların elinde seçme özgürlügü denen
çok genis
ve derin sebep sonuçlara yol açabilecek bir araç mevcuttur.
13. Gözledigin, hissettigin ve yasadığın her olay senin bakıs
açına
ve onlara atadığın degere göre anlam kazanır, sekillenir. Çünkü
gözleyen, gözlenen seyden bagımsız değildir ve gözlenen seye
katkıda
bulunur.
Alıntı...
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
06.12.2006 15:26 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 41743]
|
|
Patriot [Bay]
Üyelik Tarihi 17.01.2006
Mesajlar: 40
Yaşı: 31
Ad, Soyadı: NANOMAN, TURK Meslek: Nano technology/Physics
 |
|
Yillarca Qunatum almis birisi olarak gercekten ilginc bir yazi..ozellikle 11,12,13 cok dogru..Ama ayagi yere basan bir science olarak ele aldiigimizda Quantum Phsics sadece Keci boynuzundan Yag cikarmaya benzer..
Tesekkurler yazi icin Pukina
___________________________________ .......
|
|
06.12.2006 15:43 |
[Patriot şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 41749]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
| Görelik Kuramları 1 |
19.01.2007 16:15 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Bu bölümde, 20. yüzyılın büyük kuramlarından özel ve genel görelilik kuramlarını inceleyeceğiz. Özel Görelilik 1905'te,Genel Görelilik ise 1916'da yayımlandı.
Einstein, yirminci yüzyılın en büyüklerindendi. O, sağduyuya dayanan köhne inançlarımıza, insan aklının en kapsamlı saldırısını yöneltti. Bize,uzaklığın ve zamanın göreli olduğunu gösterdi. Işığın, paket paket yayıldığını, yani kuantum denen enerji paketçiklerinin varlığını gösterdi. Bizi düşsel yerlere bilimsel gezilere çıkardı. Kimi zaman Güneş' e götürdü bizi, kimi zaman asansörde tehlikeli deneylerin kobayı yaptı . Ama onun büyük öngörüleri doğrulandı.O, önce deney ve gözlem, sonra kuram diyen eski bilimsel çalışma yöntemine’ son ve büyük darbeyi indirdi. Önce hesap yaptı, tahminde bulundu. Deney arkadan geldi. Ve deney, Einstein’i destekledi. Ne büyük bir onur: gerçek bir deha idi.
Özel görelilik iki temel önermeye dayanır:
1. Hareket görelidir.
2. Evrendeki en yüksek ve mutlak hız, ışığın hızıdır...
Bizler,gündelik yaşamda düşük hızlar dünyasında yaşarız.Einstein,bizi yüksek hızlar dünyasına götürür. Işık ışınına bindirir ve gezdirir. zaman anlarız ki yüksek hızlarda zaman "yavaşlar" ve de uzunluklar "kısalır". Böylece uzayın ve zamanın mutlak olmadığını öğreniriz.
Ama öyle bir an geldi ki, artık Einstein dünün insanı olmaya başladı.
Kuantum etkilerinin belirsizliği, çok küçük ölçeklerde anlamlıdır; genel görecelik ise çok büyük ölçeklerdeki uzay-zaman yapısıyla ilgilidir.
Einstein 1905'te, özel görelilik kuramı üzerine yazdığı yıl, aynı zamanda, fotoelektirik etki denen bir olay hakkında da yazmıştı. Belli metallere ışık düştüğünde yüklü parçacıklar yayıldığı gözlenmişti. Çok şaşırtıcı olan şey, eğer ışığın yoğunluğu azaltılırsa yayılan parçacık sayısının azalması fakat her parçacığın yayılma hızının aynı kalmasıydı. Einstein, ışığın herkesin varsaydığı gibi sürekli olarak değişken miktarlarda yayılmayıp belli büyüklüklerde paketler halinde yayılması durumunda bunun açıklanabileceğini gösterdi. Işığın yalnızca kuanta denen paketler halinde yayılması fikri bir kaç yıl önce Alman fizikçi Max Planck tarafından ileri sürülmüştü. Bu biraz, süpermarketten şekerin tek tek alınamayacağını, yalnızca kilogramlık paketler halinde alınabileceğini söylemeye benzer. Planck kuanta fikrini kızarmış bir metal parçasının neden sonsuz miktarda ısı vermediğini açıklamak üzere kullandı; fakat kuantayı basitçe teorik bir hile olarak, fiziksel gerçeklikte herhangi bir şeye karşılık gelmeyen bir şey olarak düşündü.Einstein’in yazısı tek tek kuantları doğrudan gözlemleyebileceğimizi gösterdi. Yayılan her parçacık metale çarpan bir ışık kuantumuna karşılık geliyordu. Bu yaygın şekilde kuantum kuramına çok önemli bir katkı olarak değerlendirilmektedir ve ona 1922 Nobel ödülü getirmiştir(Einstein genel görecelik kuramıyla bir Nobel ödülü kazanmış olmalıydı, fakat uzay ve zamanın eğrilmiş olduğu fikri hâlâ spekülatif ve tartışmalı sayılıyordu; bu yüzden ona, onun yerine fotoelektrik etki için bir ödül verdiler-o kendi başına ödüle layık olmayan bir iş olduğundan değil).
Fotoelektrik etkinin tam sonuçları, 1925 yılında Werner Heisenberg’in onun bir parçacığın konumunu tam olarak ölçme olanağı sağladığına işaret edişine dek kavranamamıştı. Bir parçacığın ne olduğunu anlamak için onu ışığa tutmanız gerekir. Fakat Einstein çok küçük bir miktarda ışık kullanamayacağımızı, en azından bir paket veya kuantum kullanılması gerektiğini göstermişti. Bu ışık paketi parçacığı etkiler ve onun herhangi bir yönde bir hızla hareket etmesine yol açar. Parçacığın konumunu ne kadar duyarlı ölçmek isterseniz, kullanmak zorunda kalacağınız paketin enerjisi o kadar büyük olur ve böylece o parçacığı daha fazla etkiler. Ancak siz parçacığın konumunu nasıl ölçmeye çalışırsanız çalışın, konumundaki belirsizlik ile hızındaki belirsizliğin çarpımı her zamana belirli bir minimum miktardan büyük olur.
Heisenberg’in belirsizlik ilkesi bir sistemin durumunun tam olarak ölçülemeyeceğini, bu yüzden onun gelecekte tam olarak ne yapacağı konusunda kestirimde bulunulamayacağını göstermiştir. Tüm yapılabelcek şey, farklı sonuçların olasılıkları hakkında kestirimde bulunmaktır. Einstein’i o kadar huzursuz eden şey bu şans ya da rasgelelik unsuru idi. Einstein, fiziksel yasaların, gelecekte ne olacağına ilişkin belirli, muğlak olmayan bir kestirimde bulunmamasına inanmayı reddetti. Fakat nasıl ifade edilirse edilsin, kuantum olayı ve belirsizlik ilkesinin kaçınılmaz oldukları ve fiziğin her dalında onlarla karşılaşıldığı konusunda her tür kanıt vardır.
Genel görelilik ise her şeyden önce bir çekim kuramıdır;ama uzayın eğriliğinden ileri gelen bir çekim...Uzay,zamanı da içine alan bir dört boyutludur ve yoğun kütle tarafından bükülmüş,eğrilmiştir...
Öyle görünüyor ki, atomların tek tek bireysel davranışları katı yasalara boyun eğmiyor. Yığın halindeki maddelerde gözlenen düzenlilikler, yalnızca istatistikseldir. Einstein işte bu görüşü hiçbir zaman kabul etmedi. Henüz açığa çıkarılmamış da olsa atomların bireysel davranışlarını belirleyen yasaların varlığına inanmaya devam etti.
Kuantum kuramı, görelilik kuramına göre daha devrimci görüşler içerir. B. Russell' den dinleyelim:
"Onun fiziksel dünya hakkındaki kavramlarımızı kökünden değiştiren etkisinin henüz tamamlanmadığını düşünüyorum. Onun yaratıcı etkisi çok tuhaftır. Bize, atom ve hidrojen bombalarında sergilenen uğursuz güç dahil, maddeyi yönetmek için yeni güçler verdiği halde, bildiğimizi düşündüğümüz birçok şeyi bilmediğimizi gösterdi. Kuantum kuramından önce hiç kimse verili bir anda bir parçacığın herhangi bir belirli yerde ve herhangi bir belirli hızla hareket ettiğinden şüphe etmedi. Bu, artık sorun değildir. Bir parçacığın konumunu daha tam olarak belirlediğinizde, hızı daha az doğru olacak; hızını daha tam olarak belirlediğinizde ise konumu daha az doğru olacaktır. Ve parçacığın kendisi oldukça belirsiz bir şey olur, eskiden olduğu gibi sevimli bilardo topu değildir. Onu yakaladığınızı düşündüğünüzde, parçacık değil bir dalga olduğunu gösteren inandırıcı kanıtlar çıkarır. Gerçekte bilebileceğimiz tek şey, bazı denklemlerdir; ve bunların da yorumu karışıktır. Klasik fiziğe daha yakın kalarak mücadele eden Einstein için bu bakış açısı tatsızdı. Buna rağmen o, bu yüzyıl sırasında bilimde devrim yapan, yaratıcı kanallar açan ilk kişi oldu. Başladığım gibi bitireceğim: Einstein, büyük bir adamdı, belki çağımızın en büyüğü."(İzafiyet Teorisi Nedir? s:27)
Einstein’in genel göreliliği, klasik teori olarak isimlendirilen bir şeydir; yani belirsizlik ilkesini kapsamaz. Bu nedenle genel göreceliği, belirsizlik ilkesiyle bileştiren yeni bir kuram bulunması gerekir. Çoğu durumda, bu yeni kuramla klasik genel görecelik arasındaki fark çok küçük olacaktır. bunun nedeni, daha önce belirtildiği gibi, kuantum etkilerinin kestirimde bulunduğu belirsizliğin yalnızca çok küçük ölçeklerde olması, genel göreceliğin ise çok büyük ölçeklerde uzay-zaman yapısıyla ilgilenmesidir. Ancak Penrose ve benim kanıtladığımız tekillik teoremleri uzay zamanın çok küçük ölçeklerde son derece eğrilmiş olacağını gösteriyor. O zaman belirsizlik ilkesinin etkileri çok önemli olacaktır ve bazı dikkate değer sonuçlara işaret eder görünmektedir.
Einstein’in kuantum mekaniği ve belisizlik ilkesi ile problemlerinin bir kısmı, onun, bir sistemin belirli bir geçmişi olduğu şeklinde sağduyuya dayanan düşünceyi kullanmasından ileri gelmektedir. Bir parçacık ya bir yerdedir ya da başka bir yerde. Yarısı bir yerde, yarısı diğer yerde olamaz. Benzer şekilde astronotların Ay’a ayak basması gibi bir olay ya olmuştur ya olmamıştır. Yarı olmuş olamaz. Bu insanın biraz ölü veya biraz hamile olmaması gibidir. Ya öylesiniz ya da değilsiniz. Fakat eğer bir sistemin belirli t ek bir geçmişi varsa belirsizlik ilkesi parçacıkların bir defada iki yerde olması veya astronotların yalnızca yarı Ay’da olmaları gibi her türlü paradoksa yol açar.(S. Hawking, KDV Bebek Evrenler S: 81-82)
Bilim Adamları da Bilime İtiraz Etmediler mi?
Bilim adamlarının da aslında sıradan insanların yaptığı hatalara düştüğünün tarihsel kanıtları vardır: Newton girişim halkaları deneyini gerçekleştirdi; çeşitli renklerin dalga boyu oranlarını doğru olarak hesapladı; ama ışığın dalga kuramını eleştirdi.
Faraday, kısmen de olsa kendi deneylerinden esinlenen Maxwell denklemlerini fazla matematiksel bulmuştu. Maxwell ise türettiği denklemlerden çıkan dalgaları illa da mekanik bir modelle açıklamaya çalışmıştı.
Mucitlerin itirazları, Kuantum mekaniği için de olmuştur: Kuantum Mekaniğine temel katkılar yapmış çok sayıda önemli bilim adamının sonradan teoriye çeşitli şekillerde cephe almaları özellikle dikkat çekicidir.Einstein ve Schrödinger, bunun en ünlü iki örneğidir.
Enerjinin kuantumlu olduğu fikrini 1900 senesinde ilk ortaya atan ve kendi adını taşıyan sabiti ölçerek fiziğe sokan Max Planck , Einstein’in bu fikri bir adım daha ileri götürerek fotonları ortaya atmasını 1913 senesinde bile kabul edememişti. Teorinin sonraki gelişmeleriyle de fazla ilgisi olmadı.
Atomda bir çekirdek bulunduğunu keşfeden,radyoaktif maddelerden yayılan alfa,beta,gamma ışınlarının özelliklerini inceleyen Rutherford 1930'ların başında çekirdek enerjisinin (nükleer enerjinin) kullanılır hale getirilmesinin hayal olduğunu söylemişti.1936 yılında şöyle diyordu: "...Atom çekirdeklerinde deney yapmak boşunadır.Kim,atom çekirdeği enerjisinden yararlanmaktan söz ederse saçmalıyor demektir" Bu düşüncede hepimiz (Bohr,Rutherford ve Heisenberg) birleştik ve içimizden hiçbiri o zamanlar birkaç yıl sonra Otto Hahn tarafından uranyumun parçalanmasıyla durumunun kökten değişeceğini görememişti(W.Heisenberg,Parça ve Bütün,s:184)
Einstein’in kuantum kuramının şekil almasına son derece önemli katkıları oldu: Foton kavramını ortaya attı. Louis de Broglie’nin parçacık-dalga ikiliği fikrini destekledi, kuantum kuramı ile katıların özgül ısılarını hesapladı, Bose-Einstein özdeş parçacıklar istatistiğini geliştirdi, kuantum geçişlerine dayanan ve lazerlerin temel ilkelerini ortaya koyan bir makale yazdı ve hatta Max Born’a göre kuantum kuramının olasılıklar cinsinden yorumunu bile ilk öneren kişi oldu. Buna karşın 1928'den itibaren kuramın aldığı son biçimi eleştirmeye başladı. Eleştirisi ilkönce kuramda bir iç tutarsızlık bulmaya yönelikti; bu yöndeki eleştirilerini özellikle Niels Bohr doyurucu şekilde yanıtladı. Bundan sonra kuantum kuramının deneysel yönden başarısızlığı bulunmasa da veya bir iç tutarsızlığı olmasa da eksik bir kuram olduğunu ve “nesnel gerçeklik” felsefi görüşüne uyan başka bir kuram içinde yer alacağını iddia etti. Böyle yeni bir kuram bulma çabaları sonuç vermese de eleştirileri, özellikle de ünlü Einstein, Podolsky ve Rosen (EPR) makalesi, kuantum kuramının şaşırtıcı yanlarını açıkça sergilemek bakımından çok yararlı oldu.
1924 yılında Louis de Broglie, enerjisi ve momentumu belli olan elektron gibi parçacıklara bir frekans ve dalga boyuna sahip dalgalar bağladı. Davisson ve Germer’in deneyleri bu dalgaların girişim yapacak kadar gerçek olduğunu gösterdi.Bu dalgalar, kuantum kuramının Kopenhag yorumunda da yer aldığı halde, de Broglie farklı, “pilot dalga” dediği bir yorum ileri sürdü. Bunun ilk şekli Wolfgang Pauli ve başkaları tarafından şiddetle eleştirildi; ama David Bohm 1950'lerde pilot dalga kavramını içeren, ama aynı zamanda yerel olmayan etkileşmeler içeren bir kuram geliştirebildi. Bu kuram şu anda fizikçilerin büyük çoğunluğunca kabul görmüş değil. (Cihan Saçlıoğlu, Bilim ve Teknik 325. sayı)
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
19.01.2007 16:15 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 47925]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
| Kuantum Düşünce Tekniği Nedir? |
21.01.2007 17:05 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Kuantum Düşünce Tekniği Nedir?
Kuantum Düşünce üst nitelikli bir düşünme biçimidir. Sıradan düşünce biçimleri kendisini tekrar eden, etkisiz ve sınırlı enerjilerdir. Değiştirme ve oluşturma güçleri yoktur. Daha çok vehim, kuruntu, başıboş hayaller biçiminde akar. Oysa Kuantum Düşünce derin düzeyde, atom altı alanda etkili olabilecek tarzda bir yaratıcı düşünme biçimidir.
Özel bir bilinç düzeyine girerek, özel olarak kurgulanmış sözel ve imgesel oluşumları içerir.
Bu düzeyde insan, kendi hayatının efendisi durumuna geçer.
Kuantum Düşünce daha da ilerisi ortak zeka alanında işlem yapar. Bütün evreni tekamül ettiren enerjiyle işbirliğine girildiğinde siz bir "kişi" olmanın sınırlı olanaklarını aşar, "bütün" ün gücüne ulaşırsınız.
O zaman da gücünüz tabii ki bütünün gücüne eşit olacaktır.
Bu Tekik Pratik Olarak Hayatımızda Ne Gibi Yararlar Sağlar?
Bizim gelişmemiz için gereken bütün araçlar: uygun iş, eş, yaşam alanı,ev, bedenimizin sağlığı bu yüksek frekanslı enerjiden nasibini alır.
Siz, sınırlayıcı, engelleyici düşünce kalıplarınızı fark edip bunların yerine güçlendirici inançlarınızı koyduğunuzda hayatınız bu yeni inançlarınız doğrultusunda değişmeye başlayacaktır. Sizin için en uygun kişi, en uygun imkan,en uygun zamanda karşınıza çıkacaktır. Yapmanız gereken şey uzanıp onu almaktır.
Doğuştan doğal olarak hakkınız olan mutluluğu, bereketi, bolluğu ve sevinci yaşamanıza imkan tanımış olursunuz.
Kuantum Düşünce, sağlıklı ve güçlü bir beden için de uygun bir zemin hazırlar. Bizim düşünce ve kabullenişlerimiz direkt olarak bedene etki yapar. Bedenimiz aslında bir enerji okyanusundan başka bir şey değildir. Korku,kaygı,öfke, suçluluk duyguları bütün hücrelerimizin beslendiği enerjide azalmalar yol açar.
Kuantum Düşünce Tekniği; kendimizi tanımaya, başkalarını anlamaya, evrensel sistemin işleyişini fark etmekten doğan bilgeliğe ulaştırarak beden enerjimizi de düzene sokar. Kişiler daha güçlü canlı ve güzel olurlar. Hayat misyonumuzu fark etmek ve ona adım adım ulaşmak yönündeki çabalarımızı destekler. Kendi içsel kodlamanızdaki yapmanız gereken işinizle ilgili ipuçlarını yakaladıkça adımlarınız hızlanır.
Kuantum Düşünce kişiler arası iletişimin enderin boyutunu sunar bize. Ortak İnsanlık alanında gerçekleşen bu iletişim, derin ve etkili bir uzlaşma sağlar. Beden dili ve sözel iletişimden daha da öte Kuantum sal İletişimle düşüncelerimizin direkt muhataba ulaştığı bir yöntem geliştiririz.
Kuantum Düşünce hayatımıza daha çok bolluk ve bereket çekmemizi de sağlar. Kendimizle ilgili derin içsel vizyonumuzu değiştirdikçe daha çok bolluk hayatımıza akmaya başlar. Genel anlamda zenginlik; sahip olduğumuz şeylerle ruhsal varlığımıza kattığımız değerler arasındaki dengeyi anlatır. Çok paraya sahip olmak tek başına zenginlik işareti olmayabilir. Önemli olan bu parayla ne yaptığınızdır. Daha çok kahkaha, daha çok dostluk, daha çok sevgi, daha çok deneyim ve daha çok hayır üretebiliyorsanız o zaman zenginsiniz demektir.
Özetle Kuantum Düşünce Tekniği, yaşamın temel amacı olan sevinç duygusunu yüreğimizde hissetmemiz için bize imkanlar sunar.
Kuantum Fiziğiyle Bu Düşünme Tekniğinin Bağlantısı Nedir?
Kuantum fiziği, klasik anlamdaki fiziksel maddenin enerjiye dönüştüğü bir alana sokar bizi. O alanda artık atom altı parçacıklar, hızla hareket eden enerji parçacıklarından başka bir şey değildir.
Daha da ötesi bu parçacıklar insan düşüncesinin yaydığı enerjiye yanıt verirler. Bu alanı gözlemleyen kişi ile gözlemlediği parçanın birbirinden bağımsız, kopuk şeyler olmadığı çıkar meydana. Düşünceyle enerji, gözlemleyenle gözlenen, iç ile dış, burası ve ötesi arasındaki ayırımlar kalkar.
Heisenberg’ in belirsizlik alanı dediği bu alanı, gönderdiğimiz düşünce paketçikleri varlık katar. Belli hale getirir. Kuantum alanının bir noktasına yaptığımız etki bütünü etkiler aynı zamanda. Siz bir şey düşündüğünüzde bundan tüm alan etkilenir. Kuantum Fiziği, fizikle fizikötesinin birbirine karıştığı bir noktanın adıdır.
Bu Teknikten Yararlanarak Hayatlarında Değişiklikler Yaratan Kişilerden Örnekler Verebilir Misiniz?
Tabii ! Pek çok var. Çünkü kural hiç şaşmaz: Düşünceler hayatımızı oluşturur.
En yakın bir örnek bir mimar hanımla ilgili. İşinde hiç memnun olmadığını söylemişti. Ona nasıl bir işte çalışırsa mutlu olacağını sordum, anlatmaya başladı. Bunları bir bir yazdık. Ciddi bir firmanın araştırma ve geliştirme departmanında çalışmak istiyordu. İmgesel olarak bilinçaltına kodladık. Ertesi hafta telefonla müjdeyi verdi. Tam da istediği bölümde iyi bir şirkette hafta başında işe başlıyordu.
Buna benzer yüzlerce örnek var. Burada sorun sistemle ilgili değil. Kendilerine yüzde yüz yararlı olacak bu sistemi uygulamak için katılımcıları ikna etmekle ilgili. Belki de bu işe keyifli bir ikna çalışması diyebiliriz. Bir başka çarpıcı örnek de bir öğrenciyle ilgili. Üniversiteye hazırlık yapan bu gencin sınavla ilgili korku dolu düşünceleri vardı. Onunla bir çalışma yaptık. Binlerce kişi arasında o bir yıldız gibi parlıyordu. O kalabalık arasında fark edilmemesi mümkün değildi. Hayalinde sınavı kazanmış hatta üniversite diplomasını alıyor görmesini sağladık. Bu sınavın hayatının bir çok önemli günlerinden sadece biri olduğunu ama tek belirleyici olay olmadığını tespit ettik. Bütün bunlar zihin özel bir algılama düzeyindeyken gerçekleştirildi. Bu genç üçüncü kez sınava giriyordu ve artık dördüncü bir şansı yok gibi gözüküyordu. Tabii ki daha sonra onun sınavı kazandığına dair telefon aldım.
Yine başka ilginç örnek tıp fakültesinde okuyan bir öğrenciyle ilgili. Arkadaşlarının ve rektörünün okulda yaptığı klüp çalışmalarını yeteri kadar desteklemediğinden şikayet etmişti yana yakıla. Ona göre okul rektörü tuhaf biriydi. Bir konuda görüş almak için odasına girdiğinde onun hiç yüzüne bakmıyor, tersliyor ve isteklerini görmezden geliyordu. Sonra bu gençle bir seminer programında özel bir çalışma yaptık. Bir hafta geçmeden yüzünde güller açarak beni ziyarete geldi. Kız arkadaşıyla sinemaya gitmişlerdi oradan geliyorlardı. Tuhaf şeyler olmuştu doğrusu. Rektör birden huy değiştirmişti. Karşılıklı oturup konuşmuşlar ve çok sıcak bir iletişim kurmuşlardı. Daha önce bir türlü yerine getirilmeyen okulun bilgisayar kulübüyle ilgili bir isteği daha o söylemeden rektör tarafından karşılanmıştı.
Bu süreç nasıl işliyor?Yani nasıl oluyor da sizin yaptığınız bu çalışmadan Rektörün ve kız arkadaşın haberi oluyor?
Güzel bir soru. Bizim bilinçaltı düzeyde oluşturduğumuz yeni bir program Birleşik Alanında bir etki yapar. Bu düzeyde zaman ve mekan farklı bir biçimde işler. Bu alanda her şey Şimdi ve Burada durumunu yansıtır. O yüzden düşünceler mucizevi sonuçlar doğurur. Alan bir tür bilgi okyanusu gibidir. Okyanusun bir damlasındaki değişim diğer tüm damlaları uyarır.
Seminerler katılımcılarda kalıcı bir etki yaratıyor mu?
Bu biraz da kişilerin konuya verdikleri önemle ilgili bir şey. Ama alışkanlık haline gelmiş, içselleştirilmiş bir davranış tabii ki kalıcı oluyor. Kuantum düşünce öğrenmeden çok yapmaya, bilmeden de ileri olmaya yönelik bir çalışmadır. İçsel olarak yaratılmış değişimler kalıcı olacaktır kuşkusuz. Kişi düşünceleri ve seçimleri ile hayatı arasındaki ilişkiyi gördükçe farkındalığını artırır. Böylece bilerek yaşamaya başlar. Böylece kendi hayatının efendisi olur.
www.kuantumdusunce.com
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
21.01.2007 17:05 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 6700] [Mesaj No: 48342]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
| ışığın gizemi ? |
09.02.2007 19:36 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
Bilimin yüyıllardır ışık üzerine yaptığı araştırmalar ve sonuçlarına karşın; hâlen gizemliğini kaybetmemiştir.Çözülmemiş bir bulmacaya benzetilebilir. Işıksız bir ortamda sağlam bir göz bile âdeta körelmiş gibi olur. Işık, cisimleri görülebilir hale getirir. Ayrıca cisimlere farklı açılardan yansımasıyla renkler meydana gelir. Johann Wolfgang Von Goethe' nin dediği gibi "Renkler ışığın hareketi ve kaderidir."
Bugün çoğu insan için ışık, bir elektrik düğmesini açıp ampülden çıkan aydınlık anlamına geliyor. Fizik kitaplarında ise ışık elektromanyetik dalgaların bir bölümünü oluşturur. Biraz daha yakından incelendiğinde ışığın bir ilüzyonda farklı bir şey olduğunu görmek mümkündür. Işığın gerçek anlamını hâlen bir bilmecedir.Tekâmülün bir tezahürüdür. Işık bilim adamlarının dediği gibi " Dalga- Parçacık- Dualizm " 'ni taşıyan tek bir şey mi?
Yunanlı filozof Pythagoras ( M.Ö. 570 - M.Ö. 496) ' a göre görmemizi sağlayan neden, her nesnenin ke | | | |