Hemşin Platform

Ziyaretçi Bugün:
Ziyaretçi Dün:
Toplam Ziyaretçi:
Ziyaretçi Rekoru:
713
2.016
2.195.970
6.123 Ziyaretçi Tarih 03.04.2008
Atatürk
Bayrak
 
Sevgili Ziyaretçi, Karadeniz'lilerin Buluştuğu Ortak Nokta Web Sayfasına Hoş Geldiniz.
 
Hemşin Platform » ~Özel Bölümler~ » Fikir Ve Bilim Meydanı » Fikir Meydanı » Semboller/yılan » Sevgili Ziyaretçi [Giriş yap|Kayıt Ol]
 
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz]
» BAŞLIK: Semboller/yılan
Yazan
Mesaj

Purkina [Bayan]
Hemşinliyiz Biz

images/avatars/avatar-1970.gif

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni)
İkamet Edilen Yer: İstanbul
Meslek: Serbest

Semboller/yılan 14.02.2007 13:04 [SEÇENEKLER] [YUKARI] [AŞAĞI]

ardamatt
11-01-2005, 09:41 AM
İnsanoğlunun yaratılışından bu yana yolunun en dramatik şekilde kesiştiği hayvan kesinlikle “yılan”dır. Gerek tek tanrılı dinlerde, gerekse ilkel inanışlarda, söylencelerde, mitlerde yılan her zaman etkili bir yer edinmiştir. Kimi zaman evreni yaratan bir tanrı, kimi zaman yol gösterici, kimi zaman kötülüğü sembolü, kimi zaman kutsal, kimi zaman korkulan bir sürüngen, kimi zaman da insanları iyileştiren şifa sembolü...
Yılana karşı insanoğlunun içinde ta ilkel çağlardan bir tepkisi vardır. Gerçi bazı doğu toplumlarında yılan kutsaldır ama genel inanışta yılan çekinilen, yolunuza çıktığında ya kaçılması ya da öldürülmesi gereken bir yaratıktır.
İlahi dinlerde yılana daha cennetten kovuluşumuzda rastlarız. Şeytan’dır o. Havva annemizi kandıran, o büyük günahın işlenmesini sağlayandır o. Daha yaratıldığında nefret ettiği insanoğlu’nu cennetten kovdurarak ilk intikamını alır. Sürüngenliği bile bir lanetin sonucudur.
Bazıları yılanın (veya Şeytan’ın) bu efsanedeki rolünü olumlu yorumlayabilir. Lucifer’in bir anlamı “Işık tutan, yol gösterici” değil midir? Şeytan belki burada kötülük yapmak istemiş insanı cennetten kovdurmuş ama ona bir başka özgürlük yolunu açmamış mıdır? Tabii İslam inanışına göre Şeytan bunu yaparken yine kendisi için Allah tarafından biçilen görevi yerine getirmektedir.
***
Yılan ile insanoğlunun efsanelerde kesişen yolları burada bitmez. Örneğin halk inanışında Kırlangıç’ın ayrık kuyruğu hakkındaki inanış şöyledir;
“İnsanoğlu cennetten ilk kovulduğunda sayıca az ve güçsüzdür. Şeytan, yılan ve cinler bir plan yaparak insanlara saldırmayı onları yok etmeye karar verir. Bu toplantıya tanık olanlardan birisi sinektir.
Sinek oradan uzaklaşırken bir Kırlangıç’a denk gelir. Kırlangıç onu öldürecekken der ki (O zamanlar hayvanlar konuşabilmektedir) , ‘Ey kırlangıç, beni öldürme sana dostun insanoğluyla ilgili önemli bir bilgi vereyim.’
Kırlangıç bunun üzerine meraklanır, ‘Tamam’ der ve sinek tanık olduğu toplantıyı anlatır. Ve ekler, ‘Şimdi yılan bu toplantıyı diğerlerine haber vermeye gidiyor.’
Kırlangıç bu bilgiyi aldığına sevinir ama sineği sağ bırakırsa, hemen bunu diğerlerine bildireceğinden korkar, bunun yerine bir gaga darbesiyle sineğin dilini koparır. Böylece söz verdiği gibi sineği sağ bırakır ama düşmanlarını uyarmasını da engeller. Sinek o olaydan sonra sadece vızıldar.
Kırlangıç hızla gider ve Yılan’a yetişir, “Ey Yılan, böyle hızla nereye gidiyorsun?” der. Yılan, Cin ordularına saldırı zamanını haber vermeye gittiği için telaşlıdır, ‘Çekil git başımdan Kırlangıç, önemli bir işim var.’
Kırlangıç, Yılan’ı öldürmeye gücünün yetmeyeceğini bilmektedir, bunun üzerine bir oyun düşünür, “Ben biliyorum,” der “Sen insanlara yapılacak büyük saldırıyı haber vermeye gidiyorsun.’
Yılan şaşırır, Kırlangıç devam eder, ‘Bizi insanların dostu sanmakla yanılıyorsun Yılan, onların yok edilmesine biz de yardım edeceğiz.’
Yılan bu söz üzerine şüphelenmek vazgeçer, ‘O zaman zaferde görüşürüz, şimdi bana yol ver de hemen haber götüreyim.’ der. Kırlangıç oyunun sonuna gelmiştir, “Ey Yılan bu büyük görevi yerine getirecek seni öpmeden bırakmam , hatta bu kutlu haberi verecek dilinden öpeceğim.’
Yılan çaresiz uzanır ve Kırlangıç bir gaga darbesiyle Yılan’ın dilinden bir parça koparır, Yılan onu öldürmek için atılır ve uçarken kuyruk darbesi Kırlangıç’ın kuyruğunu ayırır. İşte o olaydan sonra Yılan’ın dili çatallı, Kırlangıç’ın kuyruğu ayrıktır.
Kırlangıç ayrık kuyruğuyla yavaş da olsa hemen insanlara uçar ve saldırıyı haber verir. Yılan ise dilinden parça koparıldığı için sadece tıslayabilmektedir, bir türlü derdini Cin ordularına anlatamaz. Böylece insanlar düşmanlarına saldırmak için güç toplama fırsatı bulurlar. O savaş sonrası yeryüzünde cinlerin, yılanların ve Şeytan’ın gücü çok azalır.”
Bu söylencede Yılan’ın rolü, bizim bakış açımızdan sembollerdeki karakterine uygundur.
***
Yılan’ın başka efsanelerdeki rolü, arkasında kötücül bir zekayı barındırmasa da trajiktir. Örneğin “Kız Kulesi”nde, falcının yılan ısırığı ile öleceği kehanet edilen prenses, denizin ortasındaki korugahında bile kurtulamaz. Bir sepet içinde, incir yaprakları arasında saklı yılan onu sokarak öldürür. Burada yılan sadece doğasının gereğini yapar, ona şeytanlık veya kötü bir büyücünün zekası, karakteri eklenmez.
***
Her toplumda Yılan’a kötücül bir rol biçilmez, örneğin eski Maya kültüründe, onlara bilgiyi veren Batı’dan gelen bir Tanrı vardır; Tüylü Yılan...
Budist söylencelerde de Kobra kutsaldır. İnanışlara göre Buda transta iken dev bir kobra, kafasını yassılaştırarak güneşten ve yağmurdan korumak için arkasında durmuştur. Buda onun bu yaptığını kafasına iki parmağıyla dokunarak ödüllenmiştir. Günümüzde Kobra kafasının arkasındaki iki göze benzeyen bu izlerin Buda’nın parmak izi olduğu söylenir.
Reankarnasyona, ruhun tekrar tekrar doğarak tekamülüne inanan Hindu inançta deri değiştiren yılan kutsal bir hayvan olarak algılana gelmiştir.
...Ve unutmamak gerekir ki şifacı inançlarda Yılan önemli bir semboldür, bugün bile bir kaseye sarılmış iki yılan faktörü bir tıp sembolüdür.
Bir başka bilinen ve gizemci açılımları bulunan sembolde dönüşümü, sonsuzluğu simgeleyen kendi kuyruğunu ısıran yılandır.
Yılan fantastik halk inanışlarında da yer eden önemli bir karakterdir. Örneğin Conan’ın yaratıcısı Robert E. Howard öykülerinde bir efsane olan dev yılan’a yer vermiştir. Bir başka başlıca karakteri olan Atlantis’ten gelen Kral Kull’u insanoğlundan önce yeryüzünün hakimi olan yılan ırkı ve kötülükleriyle mücadele ettirir. Bu ırk ile Conan da mücadele eder. (Filmindeki Thulsa Doom’u hatırlayın.)
Kişisel olarak Yılan’dan hoşlandığımı söyleyemem. Benim için tiksinti verici, öldürülmesi gereken bir yaratık gibi...
Aşağıda sizler için bulduğum Yılanlar’la igili bilgilendirici bir yazı var..


YILAN SEMBOLÜ

-Yeryüzündeki hemen hemen tüm tradisyonlarda yer etmiş bir semboldür. Yılan sembolizminin işlendiği tüm inanışları ve mitleri tek tek saymak olanaklı değilse de, bu sembolün kullanıldığı tradisyonlara birkaç örnek verilebilir:
-Musevilik, Hıristiyanlık ve İslam tradisyonları . (Şeytanın ve kimi zaman aklın sembolü olarak kullanılır.)
-Sümer tradisyonları . (Yer ve gök ilahlarını yaratanlar biri erkek biri dişi olan iki yılandır.)
-Eleusis misterleri, İsis misterleri ve Mitraizm inisiyasyonları . (Eleusis inisiyasyonunda kozmozun oluşumu Kibele ile Orion adlı yılanın sevişme vibrasyonları yla açıklanır. Orfik inisiyasyon merkezi Delf Tapınağı’nda birbirine helisler çizerek dolanmış üç yılandan oluşan bir bronz sütun bulunuyordu ki, bu sonradan İstanbul’daki Sultanahmet Meydanı’na getirilmiştir. )
-Eski Yunan tradisyonları . (Hermes’in ünlü, “kadüse” denilen çift yılanlı asası ve Asklepios'un Bergama'da da görülen, başları aynı dairesel kapta, süt içen iki yılan sembolü.)
-Mu tradisyonları . [J. Churchward’a göre Mu kolonilerinde, yedi başlı yılan, yılanlı ağaç, yumurtalarının çevresinde spiral biçimde çöreklenmiş yılan, iki ”S" biçiminde çift yılan, iki noktalı (yıldızlı) yılan, veya içinde noktalar (yıldız konumları) olan “S” biçimli yılan sembollerine rastlanmıştır.]
-Doğu ezoterizmi. (Reenkarnasyon ve kozmik gelişimin devri-hareketini ifade eden, kuyruğunu ısıran yılan sembolü.)
-Mezopotamya ve Hint ezoterizmi. (Kadüse benzeri çift yılanlı asa.)
-Budist ezoterizm ve tantrizm. (Dünya’nın ve insan bedeninin enerjetik ekseninin çevresinde dolanan iki akımı temsil eden iki yılan sembolü>
-Hinduizm. (Gelişimi ve devri-hareketi temsil eden “Ananta” yılanı ve süt denizinde çift rotasyon hareketleri yapan “Vasuki” yılanı)
-Eski Mısır tradisyonları . (Uç başlı yılan, kanatlı iki yılan, başında iki boynuz ve bir disk taşıyan yılan, yaratıcı yılan “Kneph” ve “Apofis” yılanı)
-Quiche (Kişe) ve Maya tradisyonları . (Dünya insanını meydana getiren mavi-yeşil tüylerle kaplı uçan yılan)
-Minos tradisyonları . (Yılan tanrıça)
-Hitit tradisyonları . (Göktanrı ile mücadele halinde tasvir edilen yılan)
-Selçuklu tradisyonları . (Kabartmalarda çift yılan)
-Çin, Japon ve Batı tradisyonları . (Ejder biçimine sokulmuş tüylü ve tüysüz yılan)
-Kimi Afrika kabileleri tradisyonları . (Yaratıcının imajını, yaşamın devri-hareketini ve reenkarnasyonu temsil eden çöreklenmiş piton yılanı)
Ezoterik bilgilere göre, yılan sembolü, her sembol gibi, farklı anlamlarda kullanılmakta olup, sembolün anlamı kullanıldığı yere göre değişmektedir. Bununla birlikte, ezoterik bilgiler biraraya getirildiğinde bu sembolün başlıca yedi anlamda kullanıldığı görülmektedir:
1- Yeryüzündeki tradisyonları n çoğunda, bilindiği gibi, şeytanı yani menfi tesiri ya da nefsaniyeti temsil eder.
2- Rüyalarda, kötülüğü, nefsaniyeti, ahlak bakımından geri fakat kurnaz varlıkları temsil eder.
3- Kimi tradisyonlarda spiral galaksiyi ve spiral bir galaksi olan Samanyolu Galaksisi’ne ait bir uygarlığı ve ırkı (genetik bakımdan) temsil eder.
Kimi araştırmacılara göre, Aztek, Maya ve İnka tradisyonları ndaki, insanlara uygarlığı öğrettikten sonra göklere geri dönen yeşiltüylü yılan ilah Quetzalkoatl inanışında, Attikalılar’ın ilk kralları yılan-ilah inanışında, Slav tradisyonları ndaki kahraman yılan-oğlu Vseslaviç inanışında, İskandinav tradisyonları ndaki yılan kılıklı ilah Votan inanışında ve benzeri birçok inanışta, Tevrat’ta Elohim adıyla belirtilen kozmik biyokimyacılar tarafından imal edilmiş bu galaktik insan tipi ya da galaktik ırk sözkonusu edilmektedir.
4- Yılan sembolü kimi biçimsel kullanımlarında çiftyıldız Sirius’un yörüngesini temsil eder. Örneğin, Mayalar, yeşil tüylü yılan ilah Kukulkan’ı, bir çiftyıldız olduğundan “S”ler çizecek şekilde dolanan Sirius’un yörüngesini gösterecek şekilde “S”ler çizen bir yılanla temsil eder ve yıldızın yörüngedeki konumlarını, yılan içine yerleştirilen yuvarlak yeşim taşları ile gösterirlerdi. Eski Mısır’da bu yörünge, her gün güneşi taşıyan Ra’nın -ki Ra, ezoterik bilgilerde fiziksel güneşle değil, spiritüel bir güneş olan Sirius ile ilişkilendirilir- peşinde dolaşan Apofis yılanıyla sembolize edilirdi. Aslında iki yıldız sözkonusu olduğundan iki yörünge, kimi sembolizmlerde birbirine dolanan iki yılanla temsil edilmektedir.
5- Yılan sembolü, kimi kullanımlarında, özellikle “uroboros” (ouroboros) adı verilen, kuyruğunu ısıran yılan biçiminde çizildiğinde, kozmik gelişimin devri-hareketini ve doğum-ölüm çemberi de denilen reenkarnasyonu ifade etmektedir. (Reenkarnasyon, yılanın deri değiştirmesi sembolizmiyle de ifade edilir.)
6- Yılan sembolü tantrizm ve yogada kundalini enerjisini temsil etmek üzere kullanılır.
7- Yılan, kimi zaman da, kozmik güçler, dualite, "akışkanlar" , kozmik oluşumların, spiral galaksilerin meydana getirilmesi, Sirius'un yörüngesi, ruhsal tekamüller ve kozmik devri-hareketler, kozmik nesnelerin periyodik dolanımlarını belirtmek üzere zaman ile ilgili çeşitli anlamlara gelen spiral sembolünün somut olarak temsil edilmesinde kullanılmaktadı r.


Alıntıdır..

___________________________________
Sitemizin Referans Sistemini kullanın*

Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
14.02.2007 13:04 [Purkina şuan Offline] [Yazılarını Ara] [Konu No: 8998] [Mesaj No: 53228]

Purkina [Bayan]
Hemşinliyiz Biz

images/avatars/avatar-1970.gif

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni)
İkamet Edilen Yer: İstanbul
Meslek: Serbest

Konu'yu Başlatan
ceviz/1 14.02.2007 13:07 [SEÇENEKLER] [YUKARI] [AŞAĞI]

Ceviz sembolünde, zâhirden bâtına; bâtının da, aklımız elverdiğince, bâtınına inmeye çalışalım.
Hayatında hiç ceviz görmemiş birine taze cevizi göstersen, sadece dışındaki yeşil kabuktan ibaret olduğunu sanır; ısırmaya kalksa, acı tadından ağzı yüzü birbirine girer; içini kırıp bakmadan aklı yatmaz ve gözünün gördüğüne inanıp, birisi sorsa, yeşil renkli top gibi bir şey der!
Çünkü, yeşil kabuğun altındaki gizli hikmetler kendisi için kafa gözüyle baktığında yoktur; ama, gönül gözüyle baktığında yeşil kabuğun bâtını hikmettir. Aslında yeşil kabuğun bizatihî kendisi bile, hatta üzerindeki pürtükler bile başlı başına gizli hikmettir; ama, şimdilik geçelim. Öyleyse, bilen için yeşil renkli kabuk, içinde hikmet gizleyen bir semboldür. Bilmeyenin dediği gerçek kendince doğrudur; ama, sadece zâhirdir.
Bu nedenle, yeşil kabuklu cevizi görünce içindekini idrak edemeyip, sırf dışını söyleyene Avam denir.
Avam, eğer cevizin yeşil zâhir kabuğunu elinin boyanması bahasına zahmet edip açarsa, içindeki iki çenekli pürtüklü tahta gibi sert kabuğu bulur. Yeşil kabuğu soyması Hakikat’i arama yolunda atılmış ilk adımdır. Artık, cevizi tanımayan biri için, ceviz denilen şey böyle sert tahta kabuklu bir yuvarlak toptur. Artık, sert kabuk zâhirdir. Tahta kabuğun içindeki bâtın bilen için hikmettir. Bu nedenle, sert kabuğu görüp tanıyan, bundan böyle taze yeşil kabuklu cevizi gördüğünde altında bir de sert kabuk olduğunu gözüyle görmese bile bilir. Bu nedenle, bilgisi sadece yeşil kabuğu bilene oranla bir derece daha ileridir.
Çünkü, aklî bilgisi ilerlediğinden, artık sadece bir sembol olan yeşil kabuğun altındakini, yani bâtınını, bilmektedir. Eğer sert kabuğun da içindeki hikmeti merak edip kabuğu kırarsa, hele ezmeden düzgün kırarsa; içinde çift çenek içinde ikişerden dört loplu, bir insan beynine benzer, cevize ulaşır. Ceviz artık zâhir olmuştur; yani, cevizi hiç bilmeyen için bilgi iki kat ilerlemiştir. Bundan sonra, her taze ceviz gördüğünde, yeşil kabuğun altında sert kabuk, onun da altında asıl ceviz içi olduğunu bilecektir. Artık, yeşil kabuklu ceviz de, sert kuru kabuklu ceviz de birer semboldür; içinde ceviz denilen bâtınî hikmeti gizleyen semboller. İsterse yer ve bu zihnî tekamül biter. Ama, Hakikat’i arayan için iş bitmemiş; yeni başlamıştır.
Buna bakalım:
Ceviz içinin dört lopu birbirinden ince kahverengi odunsu perdeyle ayrılmıştır. Ceviz içini tümüyle lop çıkarmak için bu kahverengi perdeyi özenle ayıklamak, hatta hiç kırmadan içindeki ceviz içini bütün gerekir. Eğer başarılı olunursa, ceviz içi insan beyni gibi kıvrımcıklı dört loptan oluşan bir bütün hâlinde ortaya çıkar. Eğer, gerekli özen gösterilmezse ceviz içinin iki veya dört parçaya bölünerek koz niteliğini kaybeder. Bu önemli işlevi okuyanın yorumuna bırakalım. Dolayısıyla tahta gibi sert ceviz kabuğu nasıl ki yeşil kabuk sembolünün altındaki hikmetse; aynı şekilde, lopları birbirinden hem ayıran, hem de ceviz içinin koz olarak tek bir bütün şeklinde kalmasını sağlayan odunsu ince perde de, sert tahta kabuk sembolün altında bir hikmettir.
Ceviz içi denilen kozun üzeri, sarımsı kahve renkli ve üzeri damar damar yaprak kıvamında ince mat bir zarla sarılıdır. Asıl ceviz içine ulaşmak için bu zarın soyulması gerekir. Dolayısı ile bu zar; en üstteki yeşil kabuk ve altındaki sert tahta kabuğa göre üçüncü aşamadaki hikmettir. Eğer bu ince kabuk dikkatle soyulursa, hemen altında sarımsı beyaz saydam ince bir zar daha olduğu görülür. Saydam zar, üstündekilere oranla dördüncü aşama sembol ve artık içindeki ceviz içi hikmettir. Asıl ceviz içini örten bu ince saydam zardır. Zar soyularak yenilirse ceviz lezzetli, soyulmadan yenilirse acımtırak olur. Bunun için, soyulması biraz zor olmasına rağmen, soyularak yenmesi tercih edilir. Hatta, kolay soyulabilmesi için ceviz içi bir süre suda bırakılır. İşte bu saydam ince zar, yeşil kabuğun, sert kabuğun ve kahverengi ince kabuğun altında kalan dördüncü aşamadır. Zarın soyulması daha zor olduğundan hüner ve sabır gerektirir. Aynı, Hakikat’e ulaştıkça atılacak adımların daha dikkatli ve gösterilecek özenin çok daha nefasetli olması gibi !
Bu zar da marifetle soyulduktan sonra beşinci aşamada artık ceviz içine ulaşılır ve afiyetle yenir. Tabiî bu hikmeti bilmek ilk dördüne oranla daha büyük bilgi ister. Öyle ki, cevizin kozunu saran saydam zarın altında bile ceviz içi ayan beyan görünmesine rağmen, yine de tadı ve kimyası tam belli değildir. Özetle, ceviz kesiti üstten aşağı incelenirse, en üstte yeşil kabuk, altında tahta kabuk, altında kahverengi odunsu ince saydam kabuk, altında saydam ince zar ve nihayet onun içinde de ceviz içi!
Böylece, her üstteki bir altındaki için sembol, her alttaki de bir üstündeki sembolün içindeki gizli hikmettir.
Özellikle, ceviz içini saran ince saydam zar, Nur’la zulmetten kurtulduktan sonra, Hakikat’le arada kalan hicap, denilen tül perdeye benzer; araladıkça bir yenisi çıkar ve fluluk süregider. Zarı soyup, cevizin içini bulan kimse için zâhiren bâtın bulunmuştur. Çünkü, hedef bütün kabuklardan soyulmuş ceviz içidir. Yani, cevize adını veren ceviz içi artık sembol olmaktan çıkmıştır! Acaba, Hakikat’en çıkmış mıdır ?
Cevizin içi, bir anlamda, aranan, Hakikat midir ? Tabiî değildir; ama şimdilik, daha ötesi var deyip, duralım.
Bundan böyle, her akıllı insan, yeşil kabuklu taze cevizi gördüğünde; semboller perdesini üstte yeşil kabuk, altında sert kabuk, altında ince kabuk ve altında zar olmak üzere dört aşamadan sonra, en ortada ceviz içi hikmeti olduğunu bilecek ve söyleyecektir.
Öyleyse, bir anlamda, yeşil kabuklu ceviz sembolünün içindeki gizli hikmet cevizin kozudur. Kendince bâtını bulmuş olan bu akıllı talihli de tabiî avama göre Seçkin’dir. Bu mertebenin adı Havas’tır...
Ama, akluhikmet sahipleri, ceviz içini eline aldığında hemen lüp diye yutmadan önce düşünür: “Acaba, cevizin içinde ne var? ” diye!..
Çünkü, aslında Hikmet saydığı, Hakikat değildir.
Çünkü, üzerindeki ince saydam zarı soyduğu andan itibaren, sanki Hakikat sandığı ceviz içi zâhir olmuş ve onun da içinde başka bir Hakikat’in var olduğu veya olabileceği idraki sarmıştır kâmil insan olmaya yönelen liyâkatli ve kifayetli insanı!
İşte, tekâmülde istenilen de budur!
Kâmil insan, böylece, bâtının da bâtını olabileceğini idrak edip, Hakikat arayışını sürgit devam ettirir; Hakikat’in içindeki Hakikat, Hakikat’ül Hakâyık, yani Hakikatler Hakikati’ni aramayı sürdürür.
Zaten, gizli hikmetler olarak tesmiye edilen, sembollerin ezoterik anlam derinliği bu aşamadan itibaren başlar. Sembolün gizlediği hikmet; ama, hikmetin de gizlediği hikmet, daha doğrusu hikmetler...
Çünkü hikmet demek, bir insanın aklî kuvvetinin itidal noktası demektir. İtidalin üstü olan ifratta aklî güçler tehevvür; itidalin altı demek olan tefritte hamakat hâlindedir. Öyleyse, ifrattan ve tefritten uzak aklın pâyesi ve unvanı hikmettir. Bu anlamda, Akıl ve Hikmet veya yazara göre yapışık hâliyle daha anlamlı olan Akluhikmet; cevizin içinde neler vardır diye düşündürür insanı!..
Cevizin içinin içinde neler vardır?
Meselâ, en önemlisi cevizin yağı ile ve azotlu maddeler vardır. Bunların çeşitli kimyasal bileşimleri vardır; molekülleri vardır; moleküllerin içinde atomları vardır; atomların içindeki elektronlar, nötronlar vb vardır.
İşte, bu atomlar ve elementler, farklı miktar ve bileşimlerde olmak üzere, aynı cevizde olduğu gibi, sende de bende de vardır; tüm evrende de vardır. Ayni, Evrenin Ulu Yaradanı dediğimiz Yüce Yaradan’ın Zatı’nın evrende ve insanda tecellisi olan sıfatları gibi!..
Çünkü, artık cevize ismini ceviz içi geçmişte kalmış ve onun yerini şekil olarak aslında cevize hiç benzemeyen bir sıvı, yani ceviz yağı almıştır. Daha da aşağı doğru inilirse, moleküller ve atomlar öyle bir genelleşir ki, sıfattan artık eyleme yani sadece ef’al birliğine geçilir.
Öyleyse, ceviz içi bir sembol ve ceviz içinin gizlediği altıncı aşamadaki hikmet ceviz yağı ve terkibi olur.
Ceviz yağının sembol ve gizlediğinin hikmet olduğu nihaî yedinci aşamada var olan, cevizin sebebi hikmeti ve sebebi vücudu kuvvet, yani enerjidir. Enerji, ceviz yağı sembolünün içindeki gizli hikmettir. Yenilen cevizde potansiyel olarak bulunan ve yenildikten sonra kinetiğe dönüşen enerji!
Ancak, idrak edilebilen Yüce Kudret’in odağı Kâdiri Mutlak enerji!
İnsanın ve var olan her şeyin Öz’ü olan enerji!
Yoktan var olmayan ve kaybolmayan; ancak, hâlden hâle dönüşen tek kudret olan enerji!
Doğmayan ve doğurmayan, her an başka bir şeen de bulunan enerji!
Özetle, doğmayıp doğurmadığı için var olmayan, yegânelik sıfatı ile idrak edilebilen hiçlik ve yokluk....

___________________________________
Sitemizin Referans Sistemini kullanın*

Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
14.02.2007 13:07 [Purkina şuan Offline] [Yazılarını Ara] [Konu No: 8998] [Mesaj No: 53229]

Purkina [Bayan]
Hemşinliyiz Biz

images/avatars/avatar-1970.gif

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.167
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni)
İkamet Edilen Yer: İstanbul
Meslek: Serbest

Konu'yu Başlatan
ceviz2 14.02.2007 13:07 [SEÇENEKLER] [YUKARI] [AŞAĞI]

Yeşil kabuklu taze ceviz sembolünün kemâl sahiplerine derece derece idrak ve iz’an ettirdiği işte bu gizli hikmetlerdir. Bu hikmetleri izan eden; ama, Hakikat’ül Hakayık’a asla ulaşamayacağının aczini idrak edebilenlere Seçkinler Seçkinleri, yani, Havas’ül Havas adı verilir. Bu zümre, insan-ı kâmil sıfatında olanlar, yani sembollerin en derin mânâsına inebilerek gizli hikmetin varlığını sezebilenler; fakat asıl Hakikat’ül Hakâyık olan Zat’ın değil görülmek, tefekkür bile edilemeyeceğini; ancak tecelliyatı mertebesinde, Varlık’ta Yokluk, yani Ahad, menziline vasıl olabilen Hüviyyet sahipleridir. Bunun da evveli âhiri, ceviz sembolünün yokluğa misal olduğunu fehm etmekle başlar ve biter.
Cevizi insana dönüştürürsek; aynı, âlemlerin içinde milyar galaksiden biri Samanyolu, Samanyolunun içinde milyarlarca yıldız içinde Güneş, Güneş sisteminin içinde Dünya gezegeni, Dünyanın içinde Asya ile Avrupa arasında Anadolu, Anadolu’nun içinde İstanbul, İstanbul’un içinde bir insan, insan bedeninin içinde göğsü, göğsünün içinde kalbi, maddi kalbinin içindeyse nokta-i suveyda denilen basîret, yani gönül gözü!
Gönül gözü, yani saydam bir küre; bir yanından sen Hakk’ı görürsün; öte yanından Hak seni görür; şah damarından daha yakın olduğu için!
Aynaya bakan insanın “Yarattığın eseri beğendin mi?” sorusuna cevap vermesinin, abes sayılması da bundandır!
Çünkü, adam “Ben sûretimde sîret” gördüm nasıl der; idrak etse bile, dili döner mi, sözü yeter mi ?
Eğer yeterse, Hallac olur, Nesimî olur, Yunus olur!
Doğrusu, YOK olduğunun acizini idrak eder!
Eğer gözü açıksa, ÖZ’ünü sezebilir; aynı, cevizin özünde de kendisiyle aynı özü sezebileceği gibi!
Üsküdarlı Aziz Mahmut Hüdaî, insanın gönlündeki ÖZ’ün sırrını, gönül gözüyle görene gönül diliyle şöyle fısıldar:
Bir bak insanın gönlünde Beytullah var
Niçin görmezsin ki, o evde Allah var.
Her ne varsa insanda var; insanda ara Hakk’ ı sen
Sakın olma gafil, insanda Sırrullah var.
Bu itibarla, sembollerin içindeki gizli hikmetlerin tefekkürü çok derin olduğu gibi; bu tefekküre mesnet olabilecek maddî ve manevî kanıtların sadece akılla değil; ama, aynı zamanda gönül gözü olan basîretle gözlenip değerlendirilmesi gerekir. Çünkü, akıl ancak iman sınırına kadar en güvenilir rehber olduğu hâlde; bu sınırın ötesinde gücünü yitireceğinden basîrete mutlaka ihtiyaç vardır.
Basîret olmadığı takdirde, zahirden bâtına nüfuz etmek mümkün olmaz ve sadece aklın etkinliği oranında bilinçlenme gerçekleşir. Ama, basîretle görülenin akılla denetlenmesi ve gerçeğe dönüşmesi hâlinde de, gerçeğe dayanan bilgi ve bilim alanında sadece akıl gücü geçerli olacağından basîretin hiç bir fonksiyonu olamaz. Basîretin gücü, artık daha ileriye, aklın ötesinde imanın başlangıç sınırının diğer tarafına kayar. İşte kemâlatın, dolayısı ile bir anlamda insanlığın sebebi vücudu hassas dengeyi kurabilmesidir.
Aynı ceviz gibi, birer teşbih ve birer mecaz vesilesi olan sembolleri de bu anlayış altında değerlendirmek ve içindeki gizli hikmetleri aramak doğru olur. Aksi takdirde, sembolü sadece zâhiren değerlendirmek ve bâtınen yorumlamaktan kaçınmak veya sembolün sadece şu anlamı doğru, diğerleri yanlıştır demek onu tabulaştırmak, yani put yapmak demektir ki; bu da akla ve hür düşünceye aykırıdır. Doğrusu, sembolü kutsallaştırmadan içindeki gizli hikmetleri araştırmaktır.
Bâtına inmek için de, şart olan zâhiri aşabilmektir! ..
Zâhiri hiç yok saymadan; akılla zâhir, basîretle bâtın!..
Kaynak : Tamer Ayan

___________________________________
Sitemizin Referans Sistemini kullanın*

Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
14.02.2007 13:07 [Purkina şuan Offline] [Yazılarını Ara] [Konu No: 8998] [Mesaj No: 53230]
[Yeni Konu Aç] [Cevap Yaz]

Konu içinde arama yap:

[Anasayfa] ·|· [Platform]


Konu Tarih Ve Yazar İzlenim Cevaplar Tarih Ve Yazar
1 Dateianhänge enthalten Pazarda 11 metrelik yılan
(Forum: Yöremizden Haberler)
  11.07.2008 16:51
C.YILMAZ  
3.525 16   13.07.2008 09:47
metos  
Elleri olan yılan
(Forum: Genel Kültür)
  07.06.2007 10:48
seveholu  
1.216 3   07.06.2007 11:13
selinsirt  
Gök,Mağara ve Kurt Sembolleri
(Forum: Türk Tarihi)
  22.02.2007 18:04
Purkina  
1.040 0   22.02.2007 18:04
Purkina  
BAYRAK, İSTİKLAL MARŞI VE SEMBOLLER
(Forum: Genel Kültür)
  20.09.2006 12:06
seslikayalar  
2.214 1   20.09.2006 14:12
Purkina  
1 Dateianhänge enthalten Hint fakiri kobra yılanını nasıl oynatıyor?
(Forum: Genel Kültür)
  10.11.2005 00:40
C.YILMAZ  
822 1   10.11.2005 14:32
huryan  

Hemşin Platform » ~Özel Bölümler~ » Fikir Ve Bilim Meydanı » Fikir Meydanı » Semboller/yılan

Hemşin Platform'u 1024 x 768 Çözünürlükle hazırlanmıştır Ve Tavsiye edilir.
Aksi durumlarda Tasarım düzgün görünmeyebilir.
Burning Board 2.3.x, Powered by WoltLab GmbH
© 2005-2009 Hemsinliyiz.Biz Kurucusu, Sayfa Tasarımı Ve Geliştirme Mutlu KOBAL Ve Naci KOBAL'a aittir.
Sitedeki materyaller izinsiz ve/veya kaynak göstermeden kullanılamaz.
Hemşinliyiz Biz | Bulutların Ülkesi | Rize - Hemşin
Bu Konu'da yer alan yorumlar kişilerin kendi görüşleridir. Yazılanlardan Hemşin Platform'u sorumlu değildir.