Adının "Dulum,Tolum ve Tulum" olarak değiştiği düşünülmektedir.Hayvancılıkla uğraşan bölgelerde Davar hayvanının derisinin komple tulum olarak soyulması ve bu derinin içine peynir doldurulması ve bu peynire tulum peyniri denmesi, Dağlık bölgelerde yolculuklarda su ihtiyacını karşılamak amacıyla kullanılan dağarcığa Tulum denilmesi Osmanlı döneminde yangın söndürmeye giden itfaiyelerin su taşıdıkları kabin hayvan derisinden yapılan tulum olması ve bu itfaiyecilere tulumbacı denilmesi,Tulum sazının da aynı şekilde hayvancılık ve yaylacılık geleneği olan bölgelerin halk sazı olduğunu kanıtlamaktadır.
Konumuz olan Tulum nefesli sazlardan Duyanın en eski çalgılarından olup bir çok ülkede kullanılmaktadır . Dünyada farklı olarak yapılanları varsada, Ülkemizdeki şekliyle yapılan tulum başka ülkelerde yoktur. İskoçların çaldığı Gayda, Bulgarlarınki tek düdüklü tek perdeli olup bizdeki tulumun farklı şekilde yapılanıdır.
Ülkemizde Doğu Karadeniz bölgemizin Rize'nin dağlık kesiminin kullandığı, özelikle Hemşin ve Çamlı Hemşin İlçeleri ile Çayeli İlçesinde, Pazarın yüksek köyleri, Ardeşen ve Fındıklının yüksek köyleri Artvin'in yüksek köylerinde Erzurum'un Hemşine yakın Kazalarında Sivas'ın bazı kazalarında Kars'ın bazı kazalarında Tulum çalınmaktadır. Giresun'un Şebinkarahisar ilçesinde de Tulum çalındığını Şebinkarahisarlıların Ankara da Başbakanken Bülent Ecevit'i ziyaretlerinde Tulum çalmalarıyla öğrendim.
Tulum davar cinsinden hayvanin kesilmesi ve şişirilerek bıçak vurulmadan el ile deride yağ ve et parçası bırakmadan dikkatlice soyuması sonunda hayvanın arka ayakları ikisi dipten, ön ayaklar dirsekten kesilir.
Tulum yapımında Keçinin yavrusu olan Oğlakların dişisi tercih edilir. Dişi oğlakların Tercih nedeni derisinin kıllarının daha yumuşak ve ince olduğundan kıl köklerinden hava kaçırma daha az olmakta ve oğlak derisinden yapılan Tulum, Tulum sanatçıları tarafından tercih edilmektedir..
Soyulan deri üzerindeki kılar temizlenmek üzere işleme tabi tutulur.Tabaklama yapılır. Bu işleme hasıl yapmakta denir.
Deriyi temizlemek için sütün içine yoğurt kıvamına gelene kadar mısır unu karıştırılır. Elde edilen karışım derinin üzerine kılara derinlemesine etkı edecek şekilde iyice sürülerek ters çevrilip tüyler deriden ayrılana kadar bekletilerek tüylerin deriden ayrılması gerçekleşince temizlenir.
Tüyleri temizlenen deri ters çevrilerek etli yüzün temizlenmesi için şaplanıp bekletilir. İki gün sonra şapları temizlenerek yüzeydeki et kalıntıları deriyi yırtmayacak bir tahta parçası ile iyice sıyrılarak temizlenir. Temizlenen deri kuruması için asılarak bekletilir.
Kuruyan deri zeytin yağıyla iyice çamaşır yıkar şekilde yoğrulur .Tekrar kurumaya bırakılır . İnçe makine yağıyla yoğrulan deri kurutulmaya bırakılır.
Son olarak turunçğilerın yağından üretilen turunç kokulu ve uçucu özeliğe sahip Terebentinle yıkanır. Bu işlem çok çabuk yapılır. Böylece derinin işlemi tamamlanmış kokusuz ve kumaş gibi bir deri elde edilmiş olur.
Tuluma çalgı olma özeliğini tuluma monte edilen Nav ile Luluk kazandırır.
NAV
Nav genellikle şimşir ağacından yapılan Navlar tercih edilse de lifleri sık olan her ağaçtan Nav yapılabilir. Nav yapmak üzere önceden hazırlanan 25 cm uzunluğunda 4 - 8 ebadındaki parça Navın ön kısmını oluşturmak amacıyla kesilerek içi dillik ve analıkların yerleştirileceği şekilde oyulur .Ön kısmı istenilen ses tonunun sağlanması için genişten dara doğru oyulularak hazırlanır.
Dillikler kuru bölgelerde yetişen kamışlardan 6 cm boyunda analığın içine girecek kalınlıkta kamışın kapalı olan bölümüne çakı bıçağı ile dil açılır titreşim yapacak ve ses çıkaracak duruma gelene kadar İnceltilir. Her iki dilliğin aynı sesi çıkarması gerekir aksı tulumun akort tutmasını engeller. Dilliklere( çibu) da denir.
Analıklara beş parmağın rahat hareket edeceği şekilde 2 cm aralıkla 5 delik açılır.Analıkların boyu Navın içine yerleşecek uzunlukta olmalıdır. Analıklara açılan bu deliklere perde de denir.Bizdeki tulumlar iki anlıklı olarak yapılmaktadır. İki analık yan yana navın içine yerleştirilir.Analıklar hava kaçırmaması için bal mumuyla Nava monte edilir. 1. Resim Nav in yapılması
2. Resim Nav önden görünüş 3. Resim Nav arkadan görünüş
AĞIZLIK
Ağızlık Tulumun şişirilmesi için tuluma bağlanan 7 cm boyunda içi delikli ucu siboplu tahtadan yapılmış boru, bu parçaya lülükte denir. 4. Resim Ağızlığın yapılması
Bu parçaların tuluma bağlanması için önce derinin arka bölümünün bağlanması gerekir.Bağlama nin gerçekleşmesi için arka bölüm boyun kısmından çıkarılarak hava kaçırmayacak şekilde çok sıkı bir şekilde bağlanır.Daha sonra boyun kısmı ön ayaklardan biriden çıkartılarak bağlanır. Bazı tulum yapımcıları boyun kısmına on santimlik daire şeklinde tahtadan bir parçayı hava kaçırmayacak şekilde bağla*** ta imal etmektedir.
Sağ ayağa ağızlık bağlanır.Ağızlık sağ ayak sol ayaktan çıkartılarak içten bağlanır. 4 Resim Ağızlığın bağlanması Sol ayağa ise analık ve dillikleri takılıp akordu yapılmış Nav bağlanır.Böylece tulum çalmaya hazır bir nefesli müzik aletine dönüşür 5.Resim Navı bağlanmış çalmaya hazır durumdaki tulum 6 Resim Tulum sanatçısı ve imalatçısı Murat ATACAN yaptığı Tulumu çalarken Tulum konusunda birikimlerini bizimle paylaşan üstat Murat ATACANA teşekkür ederiz. İlgilenenler için Murat ATACAN'İN tel: 0464 6294195
Veysel ATACAN Rizeliler Kültür ve Dayanışma Derneği Kurucu Başkanı
___________________________________ Ben Değil Biz Varız
Gayda ile tulum arasında çok önmli farklar vardır. Gayda, hem çalma tekniği, hem akort sistemi bakımından tuluma benzemez. Herikisininde çok tiz bir ses çıkarıyor olmaları nedeniyle ses tınıları birbirlerini andırır.
Tulumun nav dediğimiz kısmı beş perdelidir. Gayda da ise daha çok perde vardır. Navda iki çift kamış sistemi vardır oysa Gaydada kavala veya mey'e benzeyen ve üzerinde daha çok perde bulunan bir klavyesi vardır.
Bu yüzden tulumla gaydayı aynı gibi göstermek kanımca yanlıştır. İkiside nefesli çalgılar olması sebebiyle aynı ailedendirler ama yukarıda da belirttiğim gibi aralarında teknik olarak çok fark vardır ve farklı ensturmanlardır.
Sayın Kuku'nun aktarmış olduğu yazıdaki "Tulumun bizdeki şekliyle başka yerlerde olmadığı" ifadesi de kanımca yanlıştır. Bizdeki şekliyle çalınan ve aynı tulum diyebileceğimiz tulumalara rastladım uydu kanallarında. Birisi İran televizyonunda MTI diye bir kanalda (zannedersem İran Azerilerinin kanalıydı, ara sıra Azerice yayın da yapıyor) , bir diğeri de libya kanalında. Libya kanalında gördüğüm tulum aynı bizimki gibi sadece altı perdeli ve birde nav kısmının ucunda boynuz gibi birşey vardı. İran kanalında gördüğüm tulum isi yine bizim tulum gibi 5 perdeli, çift kamışlı ve ve çaldıkları ezgiler de bizim ezgliere çok yakındı. Bu tulumun bizdekinden tek fark ise, nav kısmındaki çanak bizim tuluma oranla çok daha küçüktü.
Tulum deyince, karşılaştığım hemen herkes gayda ile karşılaştırma yapıyor, gaydaya benzetiyor. Bu yüzden bu açıklamayı yapmak istedim.
Saygılarımla..
___________________________________ Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım, başım göğe ererdi. (İmam-ı Azam)
ORO MUSTAFA BİR DE TULUM BALKANLARADA RODOP DAĞLARINDA YAŞAYAN POMAK TÜRKLERİNDE VAR
BİDE KIZILDERELİLERDE OLDUĞU AMA AMERİKAYA GEÇİNCE BIRAKTIKLARI YAZITLARDA VARMIŞ ORO PARDON SANIRIM MISIRDA AYNA PROGRAMINDA GÖRDÜM.AMA EN İYİSİ BİDEDUR UŞAKLAR BACİLER
TULUM
Kafkasya'dan Türkiye'ye geldiği söylenir. Tulumla oynanan oyunlar daha ziyade Hemşin yöresinde gelişmiştir. 20 veya daha fazla oynanan oyunlardaoyunu idare eden bir kişi vardır.
Tuluma bazı yörelerimizde Gada denilmektedir. Genellikle yol havalarında ve düğünlerde çalınan bu yöresel alet şimdilerde artık çoşkulu şenliklerin tümünde çalışmaktadır.
Yapımı:
Keçi yavrusunun derisinden yapılır. Oğlak derisi bütün olarak çıkarıldıktan sonra hasır denilen ilaçlama ve kurutma işlemlerine tabi tutularak, delik kısımları tıpalanıp bağlanır.Çalgı kısmına nav adı verilir. "L" biçiminde şimşir veya dut ağacından içi oyularak hazırlanır. İçine ses getirecek kamış dalından hazırlanmış eşit sesli, iki adet düdük yerleştirilir. Nav'ın karşılıklı beşer deliği mevcuttur. Tuluma doldurulan hava sıkıştırılarak nav kısmından dışarı çıkması sağlanır.
Navın içine yerleştirilen zurna 7-8 cm. uzunluğundave eşit sesli olarak iki tane olur. Zurna kamışın ince kısmından hazırlanır.İyice kurumuş kamıştan kesilerek bir ucu kapatılır. Hemen altından başlayarak kapak olacak şekilde 2-3 cm kesilir. Kapak kısmı inceltilerek üflenince titreyecek hale getirilir. Sesleri eşit yaptıktan sonra beraberce nav'a takılır. Balmumu ile hava almayacak şekilde kapatılır. Üflenince hava sadece açılan kapağın altından geçer. Bu esnada kapak titreşir ve uyumlu ses meydana gelir.
Tulum kelimesi Öztürkçe’dir ve bütün Türk lehçelerinde bu kelime mevcut olup, “içi çıkarılmış davar derisi, kırba manalarına” geldiği görülür. (s. 202-Türkiye’nin Etnik Yapısı, Ali Tayyar Önder, Ankara, 1999)
Divan’da (Divanü Lûgat-it Türk, 1072 yılında yazılmıştır) tim: Şarap dolu tulum anlamında Türkçe kelime. Divan’da, Tulkuk: Tulum, ürülmüş ve şişirilmiş tuluk. (C. II, s. 289-Divani Lügat-İt -Türk Tercümesi, Çeviren Besim Atalay)
Kazakça tulıp: Hayvan yavrusunun derisi yüzüldükten sonra içine ot veya hava doldurulmuşu. Kırgızca Tulup, Uygurca Tulum, Kıpçakça tulum... Kafkas Karaçay-Malkar’da Gıbıt kopuz: Tulum çalgısı. (s. 202-Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü, Dr. Ufuk Tavkul, Türk Dil Kurumu, Ankara, 2000) Azerice tuluğbalabanı: Bir ucuna ses çıkaran düdük, diğer tarafında üflenecek meme takılan hava deposu musiki aleti, tulum. (s.1153-Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü, Seyfettin Altaylı, Milli Eğitim Bakanlığı, 1994)
Yunancada görülen ve “şişkinlik “ manasına gelen “tılımos/ tulum (os) kelimesi doğrudan doğruya Türkçeden Yunancaya geçmiş kelimedir. (s. 202-Türkiye’nin Etnik Yapısı)
Gazimihal, Çağatay metinlerinde tulum çalgısının geçtiğini belirtir. (s.132-II. Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları Sempozyumu Bildirileri, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1998)
Tulum, çok eski Türk icadıdır. İspatı ise, tulum çalgılarında görülen çift-düdük şeklinin aynısının, 1933 yılında Macaristan’ın Szolnok vilayetinde Avar Türklerine ait olduğu tespit edilen bir mezarda meydana çıkarılmış olmasıdır. Avarların bir kolu Trabzon taraflarına indiğini bildiğimiz için bu buluşların değeri büsbütün artıyor, belki o göçlere kadar çıkıyor. (s.20-Türkiye’nin Etnik Yapısı)
Eski Türk musiki aleti Çifte kavaldır. Bu kaval Macaristan’da Janoshida kazasında bir Avar mezarından çıkarılmıştır. Bu çeşit çifte kavallar şimdi de Kafkaslarda ve bilhassa Volga çevresinde yaşayan halklar arasında kullanılmaktadır. (s. 39-Tarihte Türklük, Prof. Dr. Laszlo Rasonyi, Türk Kültürü Araştır. Enstitüsü, Ankara, 1993) Bu çifte düdüğün benzeri tulumun “nav”ı dır. Kafkas Karaçaylarda uştuk: Tulumun ucuna takılan ağaç boru. Farsça Nav: İçi kovuk oyuk şey. Kırgızca nay (ney): Tütün içmeğe mahsus çubuk. Azerice nov: Su oluğu. Kerkük’te nav: Öğütmek için buğdayın döküldüğü yer, değirmen oyuğu. (Kerkük Türkçesi Sözlüğü, Habib Hürmüzlü, Kerkük Vakfı, İstanbul, 2003) Tulumdaki “nav”, neyden de gelmesi mümkündür.
Bu çalgıyı (tulum) Ermeniler çalmaz ve horonu da bilmezler. Tulum Türkler eli ile İskoçya’ya kadar gitmiştir. İskoç Gadası denilen çalgı tulumun ta kendisidir. Hemşin’de tulum çalmak kayda vurmaktır. (s.100-Hemşinliler, Ali Gündüz, Yeni Gözde Matbaası.) Lazca guda: Tulum çalgısı. Yöremizde “kayde” kelimesi “müzik” ile ilgili terimdir. (kaydeye uymak, kayde tutturup gitmek, kaydesinde söylemek, kaydeyi bozmamak, kaydeden gitmek gibi müzik ile ilgili deyimler yöremizde vardır. Trabzon’da gayde: Şarkı, türkü. Şalpazarında gayda: Şarkı, türkü anlamında. (s. 216- Dünden Bugüne Şalpazarı, Sebahattin Karaca, İstanbul, 2000) Sürmene’de gayde: Ezgi, nağme. Maçka’da kayde: Ezgi, müzikte ahenk. (T.-Maçka Etimoloji Sözlüğü, Kudret Emiroğlu, Sanat Kitabevi, Ankara, 1989)
Yöremizde “tuluma” “tulum-zurna” denilirdi. Kemençe, kemane adı ile yöremizde bilinir. Divan’da ikeme: Bir çeşit saz, kubuz gibi çalınan çalgı. (c. I s. 137)
Çuvaş Türklerinde karmani: Bir çeşit musiki aleti. (s. 61-Çuvaş Sözlüğü, H.Paasonen, Türk Dil Kurumu, İstanbul, 1950)
Kıpçakça ıklık: Üç telli, yayla çalınan saz. (Kıpçak Türkçesi, Kıpçak Türkçesi, Doç. Dr. Recep Toparlı, Erzurum,1993)
Kafkas Kumuk-Balkar Türklerinde kamança: Kemençe. (Kumuk ve Balkar Lehçeleri Sözlüğü, Gyula Nemeth, Çev. Kemel Aytaç, Kültür Bakanlığı, 1990)
Azerice Kamança: Yaylı müzik aleti. Ve kamane: Kemanın yayı. Farsçada “çe” küçültme ekidir. “Keman-çe”, “küçük keman” anlamında. Yine Divan’da “ça: Benzetme edatıdır.” Yanı “kemençe, kemana benzer” anlamını kazanmaktadır.
Farsçada kemançe: Kemençe, yayla çalınan, kemana benzer küçük bir çalgı. Farsçada kemane: Keman veya kemençe yayı. Altay Türklerinde cançak: Keman yayı.
Kemençe Türklerin tarafından uzun zamandan beri bilinir, değişik ad ve şekillerde Türk dünyasında çok eskilerden beri çalınır. (Türk Kültür Tarihine Giriş, Prof. Dr. Bahaeddin Ögel Kültür Bakanlığı, Ankara, 1991, cilt 9)
Kuman Türklerinde kemençe bir musiki aletinin adıdır. Doğu Karadeniz bölgesi (Trabzon sancağı) dahilinde de başta gelen çalgı aletinin kemençe olduğu bilinen bir husustur. (s. 350-XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat, Dr. M. Hanefi Bostan, Türk Tarih Kurumu, 2002)
Bölgeye Kumanlardan yadigar kalan bir isim de kemençedir. Kemençe, Kumanlarda şahıs ismi olarak da kullanılmıştır. 1290’da Macar kralı IV. Laszlo’yu öldüren Kumanlardan birinin adı Kemenche idi. Gagauzlar’da Kemençe kelimesi Keman olup, kemençe çalıp oynanan oyunun adı da horondur. (Trabzon Tarihi Sempozyumu, Trabzon Belediyesi Yayınları: 75, 1999)
Kemençe (musiki aleti) Kuman menşeli aile ve şahıs adlarındandır. (s. 37-Türk Devletlerinin Batıdaki varisleri, Prof. L. Rasonyı)
Kemençe, Macaristan’da Bey. (s. 98-Yukarı-Kür ve Çoruk Boylarında KIPÇAKLAR,
Fahrettin Kırzıoğlu, Türk Tarih Kurumu, 1992)
Rosanyi, Kemence, Kuman Türklerinde erkek ismi olarak da kullanılmıştır. Kumanların Lazları da içine alan bölgenin etnik oluşumunda etnik bir unsur oldukları da bilinen bir gerçektir. (s. 200-Türkiye’nin Etnik Yapısı)
Günümüze kadar tespit edilen Türk çalgıları arasına kemençe, kemane, kabak kemane, teneke kemane, kemançe gibi kemençe çeşitleri gösterilmektedir. (s. 86-Türk Halk Kültürü Araştırma Sonuçları II, Kültür Bakanlığı, 1994)
Kemençeyi oluşturan kulak, eşek, baş, tel yeri, kapak, boyun-sap, gövde-tekne, kaşlar, sağır, yay (sayta -saymaktan-), bam teli (Farsça) gibi kelimeler, menşei hakkında ön bilgi verme bakımından önemlidir.
Trabzon bölgesinde oynanan horonlardan “düz horon”un, Gökoğuz (Gagauz) Türkleri’nde de “düz horu” olarak oynandığı anlaşılmaktadır. (s. 350-XV-XVI. Asırlarda Trabzon Sancağında Sosyal ve İktisadi Hayat)
Karaçay-Malkarlar Türklerinde. Horur: Eski Karaçay Şaman törenlerinde dans eden genç kız. (s.221-Karaçay- Malkar Türkçesi Sözlüğü)
Kuman Türklerinde Horu: Sallanmak, yaylanmak. (s. 77-Kuman Lehçesi Sözlüğü, K. Grönbech, Kültür Bakanlığı, Ankara, 1992)
Kıpçakça urun-mak: Tepinmek, oynamak. (s.222-Kıpçak Türkçesi Sözlüğü, Doç. Dr. Recep Toparlı)
Gürcüce’de Horomi: Erkek dans adı, horon. Lazca horon, horoni. Rumca hora, horom. Rusça hor: Koro.
Divan’da orom: Ot kesimi, orum-bi: Bir orakta çıkarılan ot. Yöremizde horom: Kesilen otların bir çeşit sıkıştırılmış şekli. Azerice horum: Biçilen otların belli büyüklükte kümelenip bağ haline getirilmesi. Horon, şekil olarak çayırda yapılan işleri yansıttığı için orom veya horom kelimesinden gelmesi mümkündür. Çünkü her folklor, çevre şartlarından bire bir etkilenir.
Horon çeşitleri: Sıksaray, sallama, üçayak, atlama, düz horon, titreme, ağırlama, iki ayak, ters ayak gibi isimler Türkçe veya Türkçeleşmiş kelimelerdir.
Maçka’daki horonlar: Siksara, ağırlama, biçak oyunu, dirvana, gız horonu, düz horon ve sallama çeşitleri diye sıralamakta. (s.127-Trabzon-Maçka Etimoloji Sözlüğü, Emiroğlu)
Yunan kaynaklarında genişçe yararlanarak yazılan “Pontus Kültürü” kitabında, Of yöresinin oyunları şöyle: Düz horon, sıksara, hotsarı (Hotsarı, oynanmamak), körçek (köçek’ten), sallama, atlama, Dön Demirağa. (s. 172- Pontus Kültürü, Ömer Asan, Belge Yayınları, 2000) İşte çok ilginç Pontus horon isimleri! İşine gelen konuları evirip çevirerek ve
hayal sınırlarını azami zorlayarak (bir örnek “ule” kelimesi) (s.174-Pontus Kültürü, Ö. Asan) geniş açıklamalar yapılırken, yöre çalgısı kemençeyi oluşturan kısımlardan Rumca veya Yunanca tek kelime yazılamamıştır. (s.186-Pontus Kültürü, Ö. Asan)
Tulumdan ise tek cümle: O da; “eskiden çalınırmış”! (s. 186, Pontus Kültürü) Bitti. İşte yöremizde Pontus kültürünün temelini oluşturduğu iddia edilen kemençe, tulum ve horonun “Pontus kültürü”ndeki yeri!
Yöre ağzında Rumca kelimelerin çokça olması, Türkiye Türkçesi içinde bolca Yunanca kelimelerin bulunması ama horon çeşitleri arasında yöremizde tek Rumca horon isminin bilinmemesi ve tulum ve kemençeyi oluşturan parçalar içinde bir Rumca kelimenin olmamasının izahı nasıl yapılacak? Kimileri, kemençenin Yunanistan’da çalındığını ve benzer oyun veya giyimlerin aynı olduğunu icat bulmuş gibi söylerler. Orada çalınan kemençenin ve oynanan horonun hiç birini değil Yunanlılar, İstanbul’da, İzmir’de veya Anadolu’nun başka yerlerinde yaşamış ya da göç etmiş Rumlar dahi bilmezler. Yalnız Karadeniz bölgesinden gidenler, bölgemizden aldıkları kültürü Yunanistan’a taşımışlardır. Dolayısıyla kemençenin Yunan kökenli olduğunu iddia etmek ya cahilliktir ya hainliktir.
Osman Coşkun
“Her Yönüyle
İKİZDERE”
Kitabından alınmıştır
___________________________________ "Gelecek de, birgün gelecek"
Geçmişte bu sitede vardı ama duruyor mu bilmiyorum.
1- Geçmişten bir tulum resmi. Azerbaycan'da yapılan bir kazıda bulunmuş. 600 yıl civarında bir tarihi olduğu tahmin ediliyor.
2- Yine eski bir Avar Mezarına ait bir resim. 800 yıla yakın bir tarihi var. İnsan kemikleri ve tuluma ait parçalar da yanında.
3- Bu da günümüzden bir tulum ve tulumcu. Bu güne kadar bu tür çok resim gördüm ama buy resim bana hepsinden güzel geliyor. Tulumcunun yüzünden ne çok şey okunuyor değil mi. Arkadaki yayla manzarası ve yerdumanı bir başka güzellik.
___________________________________ "Kurulu yayımdan çıktım / Ok olur sana gelirim / Var olmak bu ise bıktım / Yok olur sana gelirim..."
Kim ne derse desun şu sözleri nasıl açıklayacaklar.Asırlardır Atalarımızdan bize gelen sözler vardır:
1-Kemane çalmışım,kemane çalıyor (Dünya umrunda değil anlamında)
2- Ud vurmak ,ud vurmişim (1 ile aynı anlamda)
3-Kaideli bi türki de hele (Kaide=gayda=tulum)
Bu sözler o çalgıların bizlere ait olduğunun mührü değil mi?
___________________________________ "Can ile bizden eğer hoşnut ise Canımız.