» BAŞLIK: İnsanın kendini geliştirebilmesi,kendinden memnun olmaması ile başlar     |
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
 |
|
| İnsanın kendini geliştirebilmesi,kendinden memnun olmaması ile başlar |
13.03.2007 18:06 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
İnsanın kendini geliştirebilmesi,kendinden memnun olmaması ile başlar
Maalesef ki bu konu başlığım altında yazdıklarımı bulamıyorum.....
Kayıp!
Silinmişsede yönetici olarak haberim yok!
Devamı ile..ek/;
İnsan ,kendisine çok yüksek bir amaç için bahşedilmiş bireysel bir iradeye sahiptir.Bu iradenin gerçekleşmesi,insanın diğer insanlarla uyumlu eylemler içinde birleşmesini gerektirir. Ve sonunda bağımsız irade,çıktığı kaynakla yeniden birleşecektier.
İnsan, kendisine ve belki de çevresindeki birkeç kişiye karşı duyduğu yükümlülükler hariç kendisini temelde her türlü yaptırımdan bağımsız biri olarak görme eğilimindedir.Bu yaklaşım özgürlük hakkı olduğu sanısına koşullanmaktan,kendi öz güçleri yardımıyla kurtularak,o özgürlüğe ulaması büyük olasılıkla imkansız olan bir varlığın sahip olduğu çok garip bir yaklaşımdır.
Uzayla zaman arasındaki sınır,ışığın sınırlayıcı hızıile belirtilir.Bu bölgeye girebilmek için bir zerrenin tüm kütlesini yitirmesi gerekir. Zamanla sonsuzluk arasındaki sınır,gerçekleşme sınırı tarafından belirtilir.Beden zamandansonsuzluğa sadece gerçekleşmeye son vererek geçebilir. Görünen hareket görünmeyen potansiyele dönüştüğünde,geçiş sadece hareketin enerjisini ilgilendirir,ama zerre " maddiliğini yitirdiğğnde" çok büyük bir dönüşüm enerjisi ile karışır. Vicdan krizinden geçerken varlığımız parçalanır ve herşey yitirilmiş gibi görünür.
Her insan, yaşamı boyunnca ruhunun maddesiniz yapar yada bozar ve sonuçta bu şekilde oluşan ruh,ölümle potansiyel aşamaya geçer.Neredeyse tamamlanmış koşullanmadan,neredeyse tamamlanmış bir özgürlüğe doğru değişen bir olasılıklar serisi vardır.
BU gün yaşadığımız bu son yüzdaki kadar çaresiz yada güçlü olmamıştı insan.
Devletin yüzyıllardır ayakta duran kurumları-demokrasi-oligarşiler-artık düşüyorlar.Yeni güçler hiç beklenmeyen yerlerde yoğunlaşıyorlar:Güç, insan yaşamının bağımlı olduğu üretim kapatiseni kontrol eden büyük uluslararası şirketlere geçiyor.
Tüm bunlar insanlık üzerinde yaptırım, doğal kaynakların bilinçsizce tüketimi,enerjilerin sömürüsü,insanlığın geleceğini tehlikeye atmaktadır.İletişim,ulaşım,doğal kaynaklar üzerinde kontrol ile elde edilen güç sömürü aracı olarak kullanılmaktadır.
İnsan sadece kendini deği yaşadığı toplumu düşünerek toplumda birlik ve dayanışma ruhunu elde etmek,idrak içinde ilerleyişini sürdürmek zorundadır.
Bağımsızlık karakteri ,kendini bir diğer varlığın ve toplumun dışında durması değil, insanlığın üzerindeki sömürücü kontrol mekanızmasının üzerinde durmasıdır.
G.D
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 18:06 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60490]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
İlk konu başlığına devam ile...
İnsanın kendini geliştirebilmesi,kendinden memnun olmaması ile başlar.İnsan kendinden memnun olduğu sürece yükselişe değil inişe geçer.Buna envolüsyon denir.Kendine muhalefet etmeyen insan güçsüz insandır.Otomatik,mekaniktir.Bir kompüteri ele alırsak hiç bir zaman kendini eleştirecek durumda değildir.Ancak kendisine verilmiş olan bilgilere göre hareket eder.Bir varlık kendisinin bir makine gibi idare edilmediğini ileri sürmek istiyorsa,kendine karşı muhalefeti olması gerekir.Olduğumuz yerde sabit kalmak gerilemedir.Tekamülde sürekli bir ilerleme vardır,işlek bir bir hal vardır.
İnsan değişmeyi arzu etmiyorsa,kendine ait hiçbir muhalefetı yoksa,hiçbir şeyi protesto etmiyorsa,boş yere yaşıyor demektir.
Değişmeyi arzu etmek demek sıkıntılı bir yaşam biçimini seçmek demektir.
Bunun içinde dikkat,irade,cehit,azimli olmak,hemen bıkmamak gibi birtakım esaslı prensiplerin var olması lazımdır.
Değişme arzusu gösteren insan,muhakkakki,kendini büyük gayretlerin içine sokmaya gönüllü olmalıdır.Rahatlıkla hiçbirşey elde edilmez.Rahatlıktan maksat,kendi alışkanlıklarımıza,kendi otamatizmamıza zarar gelmesin düşüncesidir.Oysa aşırı efor,o iradenin yönelişi,bütün bu otamatizmanın dışına taşmak demektir.
İnsanın kendini objektif olarak gözlemlemesi bir terbiye meselesidir.
Önemsenmek ve önemsenmemek.İnsanlar sürekli olarak ciddiye alınmak isterler.Önemsenmek,kale alınmak,pohpohlanmak,kibirimizin ayakta tutulmasını istemekten vazgeçmeliyiz.Bu tip insanları,en küçük bir heyecan sarsıntısı allak bullak eder ve dengesi çok çabuk bozulur.Demekki irade sahibi değildir,henüz duygularının itilimleriyle yaşamaktadır.
Kendisi hakkında hiçbir bilgisi olmayan insan,kendi öz varlığı konusunda kör ve sağır olan bir insan,doğal olarak başkasının kendine verdiği değerlerle yetinecektir.Gerçekte ise,rütbe,para,aferin,şilt,diploma vs.bunların hiçbiri,kişinin kendi özünü gerçekleştirmesine vasıtalık etmez.Sadece birtakım dünyasal bilgiler verir.
Özün gelişmesi,insanın bizzat kendisi ile uğraşması sonucunda olacaktır.
İnsan kendine muhalefete geçmek istiyorsa,bir şuur uyanıklığına geçmek zorundadır.Normal şuuru ile bu nitelikleri ortadan kaldıramaz.Bunun için her zaman,HEM KENDİNİN HEM EŞYANIN FARKINDA OLMAK GEREKİR.
Kendinin ve eşyanın farkında olmak,olayların akışındaki sebeb ve sonuçları görebilmek veya onların bizimle olanilişkileri kontrol edebilmektir.Nefes alış verişimizin bile bilgili ve şuurlu olması gerekir.
Düşünüyorum o halde varım ifadesi,insanın var olmasının kanıtı olabilecek bir ifade değildir.Çünkü düşünmesi,insanın var olmasına bağlı değildir.Belkide düşünmediği zaman insan vardır.Hiç birşey düşünmemeyi başaran insan,asıl varlık sahibidir.
Duygusallık,kontrol edilmesi gereken bir hal,yönetimi elimizde olması gereken,istediğimiz gibi ondan yararlanmamız ve ona istediğimiz şekli verebilmemiz gereken bir durumdur.İnsanı kontrol eden,insanı yöneten,kendi öfkeleri,nefretleri,kıskançlıkları,intikam duygusu vs. ise,duygusallık burada bir"zaaf"haline gelir.Bu insanın tekamül hızını,hamle yapmasını ve önünde duran birtakım barajları,perdeleri,duvarları aşmasını engeller;sabitleştirici,durdurucu,atalete götürücü konsantrasyonlara neden olur.
Duygusallığını kontrol altına almıyan insan,vicdanın sesinide duyamaz.Vicdanından gelen bilgiyi,uyarıyı alamaz,üstelik bunu rasyonalize de edemez.Vicdan mekanizmasının kendisine iletmiş olduğu mesajı makul bir şekle çevirip,akli bir programa alıp,onu başka bir dile çevirerek kullanamaz bile.
O halde,insan hiçbir zaman doğru,dürüst,vicdani yaşayacak değildir.Sürekli olarak egoist bir mekanizmanın çalışması sonunda duygularının meydana getirmiş olduğu gayet kaypak bir lisanı kullanacaktır.
Beyin ve sinir sistemimizde olsa,ezoterik anlamda sinir sistemimiz,şakralarımız vb.de olsa,yüksek vibrasyonlar muhakkak duygusal hayattan geçiyor.Bunların yanlış,eksik,negatif bilgilerle nötralizan olmayan,dengelenmemiş bir tarzda yaşanması söz konusudur.Bu kontrol altına alınmamış duygusal hayattır ve insana zarar verir,yani keskin sirke küpüne zarar verir.
Vicdan sevgiyi ve iyliği emreder.Hem vicdanımı dinlerim,hemde aklımı kullanırım.O halde",ben makul vicdan tatbikatı yapıyorum",demek,kendini avundurmada başka birşey değildir.
Duygularını kontrol edemeyen insanın vicdani kararlar verebileceği şüphelidir.Verebilir de.Fakat tatbikatının nasıl olacağı belli değildir.Bir şeye karar vermekle onu uygulamak arasında çok büyük farklar vardır.İşte,asıl güçlük buradadır.Çünkü hayatın esası,FİİL VE HAREKETLERİMİZİN amacıdır.
Kim ne yaparsa yapsın,ister bilsin,ister bilmesin,ister rüyasında,ister uyanık olarak yapsın,her varlığın yeryüzünde kendine has bir vazifesi vardır.İnsanın doğuşuyla beraber yüklenmiş olduğu vazifeyi yerine getirebilmesi için,kendisinin en iyi durumda,en açık ve seçik bir durumda olması lazım.Bu yüzden de,insanın önce idrakini,anlayışını,sezgisini karartan,kapatan örtülerden,perdelerden kurtulması gerekir.
Ne ekersek onu biçeriz.Yasa budur.Yukarısı yalnızca liyakatini kazandığımız şey hususunda bize yardım eder.Gerisi insanın kendisine kalmıştır.
İnsan yardımı kendisi yaratır.kendisi çeker.Her pozitif hareketimiz,hiç ummadığımız bir anda yardım mekanizması olarak karşımıza çıkar.
Herşey birbirini kontrol eder.Biz de,bütün canlılar gibi birbirimizi kontrol ediyor,birbirimize hayat veriyoruz.Bizi Tanrı yaşatmıyor.Biz birbirimizi yaşatıyoruz.Çünkü,Tanrı zaten hayattır.Ölmek ve yaşamak varlığın işidir.Yaradan sadece yaratır.Bütünsel herşeyiyle YARATILIŞTIR ve bu eksiksizdir.Yoksa ölmüşsün,kalmışsın,savaşmışsın,yukarının umrunda değildir.Herbirimiz yaşam maketimizle geldik.Uygulayıp uygulamamak size kalmış.Hürsünüz,çünkü hürriyeti öğrenmeniz lazım,isteğinizi geliştirmeniz lazım ki,hizmet edilen değil,hizmet eden durumuna geçmeniz lazım denmektedir.
Tanrı ne ceza,ne mükafat verir.Her şeyi biz kendimiz yaparız,bizim elimizden çıkar.
İnanıp inanmamamız da,Tanrı için ne eksiklik,ne de fazlalıktır.
İşlek yol olmak,çok büyük bir kabiliyet ve büyük bir tekamül göstergesidir.
"Nefsaniyetle mücadele etmek maksatlı ıstırabı doğurur.Bu yolda sarf edilen çaba iç özgürlüğe götürür."
Aslında ıstırap,sadece gelişmek ve olgunlaşmak yolunda bulunan varlığın ruhsal gelişmedeki evrensel ritmini düzenleyen bir uyarıdan başka birşey değildir.Bu da,tekamül etmekte olan varlığın gidiş ritminde herhangi bir aksama,yavaşlama ya da geri çalışma söz konusu olduğu zaman,otomatik olarak derhal faaliyete geçer.Ve tezahür ettiği araçların hiç bir önemi yoktur.Istırap,temelde bir kontrol mekanizmasıdır.
Sevinci nasıl karşılıyorsak,kederi de aynı şekilde sindirmemiz ve bizi genişletmesine,esnetmesine izin vermemiz kendi gelişimimiz açısından çok önemlidir.Değişim,dönüşüm,gelişmek ve tekamül etmek için iç çaba ve kendini bilmekten geçer.Ancak ondan sonra varlık var olur,eylem olur.Gerçek hürriyet,insanın kendi bünyesinde mevcut,çeşitli mekanizmaların çalışma tarzına hakim olmasıdır.
G.D
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:40 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60505]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Yargilamak nefs-i emmare'nin kendisidir.. .
Ve sufinin yolu, emmare'nin sonunda baslar...
Yargilamanin distan ice dondugu nefs-i levvame'de.. .
Sufi, tum dunya toplumlari ve bireyleri kendi fikirlerine sarilip
otekileri dislarken, bunun yarattigi iluzyonlarin ve hayallerin
farkina varandir... Taraftar veya fanatik degildir... Allah boyasi
tabir edilen de budur... Cahil, Allah'in yarattiklarini elestirir,
kin tutar... Kin tuttugu, Allah'in o kulundan tecelli eden bir
sifatidir oysa... Ve o sifat zittinin belirlenmesi icin zorunludur.
Diger renkler olmadan beyazdan soz edilemeyecegi gibi, sifatlar
birbirlerinin zorunluluklaridirla r... Bu nedenle sufi, veli ve
peygamberler kin tutmaz... Sadece kendilerine yonelik bir durumda
gerekli karsiligi verirler... Cehalet; her topluluk ve insan icerisinde bulunur. Kendi iluzyonunu
yasayan ve uyku halinde bulunan beser, dahil oldugu topluluklarda,
her an bahsettigi cehaletlerin yapildigini ve bu hallerin oldugunu
gorene kadar, derin uykudadir... Kendi hayallerini gormekten acizdir
de, Allah'i gormeyi ister... Allah'ta buna cevap vermistir
zaten : "Dunya da kor olan, ahirette de kor olacaktir..."
Yunus ugrasir, Arabi ugrasir, Mevlana ugrasir, Emre ugrasir ... Onlar
dahi o mertebelerde bulunmalarina ragmen kendilerini elestirir, atese
tapani dahi davet ederler de, biz nasil yuceysek(!), herkesi
elestiririz kendi ruyamiz icinden ... Bu isler bu nedenle cocuk
oyuncagi midir yoksa baska birsey mi, once bunu arastirmasi gerekir
insanin... Olgunlasmamis, taraftar ve fanatik suur, kendi ayibini
gormekten aciz ama tum dunyayi yerebilecek kadar farkindaliktan
yoksun halde bu kapilardan girebilir mi? Bir arastiralim. ..
Kendi eksikligini goremeyecek kadar kor olanlar bu halleri sevmez,
sevemez...
Dunyada gozunu acmak icin cabalamayanin ahirette de kor olacagi
soylenir...
Islam gercek anlamda nedir, bizim zanlarimiz kadar sigmidir yoksa cok
daha derinmidir, neyin taraftariyiz, bir tarafa gidince aslinda neyi
reddetmis oluyoruzEktigimizi bicecegimizi bilelim...
Ve azrailimizin, kutsalin arkasina sakladigimiz zanlarimizdan olusan
egomuz oldugunu...
Sorun bir fikri digerlerine kabul ettirme cabasi veya tartismak
degil...
Sorun, bu hallerden siyrilabilme yolu
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:41 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60506]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
İNSAN
Türkçe insan,Arapça ünsiyet(yakınlık,tanışlık,aşinalık) kökünden türetilmiş bir sözcüktür.
Çevresiyle ilişki,iletişim kuran, konuşup anlaşan, yakın olan varlık anlamına gelir.
ÜNS(uyum), ÜNSA(halk) hatta nüfus, nefs,nefes gibi türkçe sözcüklerde aynı kökten geliyor.
Çağdaş batı dillerinde Latince kökten bir"incognita" sözcüğü vardır ki, bilinmeyen/keşfedilmemiş anlamında kullanılır. Terra incognita, bilinmeyen ülke ya da topraktır.
Binlerce yıldır tapınakların kapısına "KENDİNİ BİL" emri yazılıyor."Kişiyi nasıl bilirsin? Kendin gibi!" "Kendini Bil"ebilirsen, insanı,toplumu,dünyayı da bilmiş olursun. Öyle ise tek umut, insanın "kendini bilme"sinde. Onun için "Kendini Bil" mek yüce erdemlerden biri sayılmıştır. Her dinde, dilde, dernekte, dergahta. Farsça dörtlük ne bilgece bakıyor-bilenle bilmeyene.
O ki, bilmiyor ama biliyor bilmediğini
çocuktur, onu eğitin,yetiştirin.
O ki,bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini
cahildir, ondan uzakça durun.
O ki biliyor ama bilmiyor bildiğini
Belki uykudadır onu uyandırın.
O ki,biliyor ama biliyor bildiğini
bilge kişidir onu izleyin.
Bilenle bilmeyen elbette bir değil.Ancak nasıl ayıracağız-bilenle bilmeyeni? Fethedilmesi en güç ülke insanın kendisidir.
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:43 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60507]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Gürman
Düşünüyorum o halde varım ifadesi,insanın var olmasının kanıtı olabilecek bir ifade değildir.Çünkü düşünmesi,insanın var olmasına bağlı değildir.Belkide düşünmediği zaman insan vardır.Hiç birşey düşünmemeyi başaran insan,asıl varlık sahibidir.
Duygusallık,kontrol edilmesi gereken bir hal,yönetimi elimizde olması gereken,istediğimiz gibi ondan yararlanmamız ve ona istediğimiz şekli verebilmemiz gereken bir durumdur.İnsanı kontrol eden,insanı yöneten,kendi öfkeleri,nefretleri,
Purkina,dan kisa alinti.
Sn,Purkina baci,
düsünemeyen varlik nasil insan diye adlandirilir?Hayvanlardan ayrilan tek özelligimizide elimizden alirsaniz,sadece "duygulari dogrultusunda yasayan varlik-ki hayvanlar böyle yasar-" olacagimizdan bu terimi cok tehlikeli ve yanlis buluyorum.Akabinde "Hicbirseyi düsünmemeyi basaran insan,asil varlik sahibidir"diye yazarken düsünmediginizi anliyorum:bu konumdaki bir "insan"nin sadece sözümona düsünebilenlerin hamagi ve yardakcisi olacagindan ve bu konumda insanliga katkida bulunamayacagindan iki defa tehlikeli buluyorum.
Düsünemeyen bir "insan"nin duygularini köntröl etmesi mümkün degildir.Ancak insanlarin arasinda sürüklenip giden bir varlik olma durumundadirve bu gibi varliklarin toplumda cogaldigi zamanlar o toplumu felakete götürür.
Diger bir yerde insanin kendini tanimasi gerektiginden bahsediyorsunuz:düsünmeyen bir varligin degil kendini hicbirseyi ayir etmesi mümkün degildir.
Yapmak istediginiz SUFIZM in kötü bir yorumlamasidir.Onlarin istedigi "ne olursan ol gel" prensibi bir akilli insanin sosyal yasam ve inanc yönünü vurgular,"düsünmege lüzüm yok gel" derseniz bu "biz sizinde yerinize düsünürüz" anlamina geldiginden filozofisi ne oldugu bilinmeyen tekkelerin bilincsiz sehylerine "insan" lari usak eder.Bu durum ülkemizde son zamanlarda salgin hastalik haline gelmistir:hani deyiminizle "cok aci cekmeli ....icin"saviniz bu yönde düsündürürken,"okuyun,ögrenin ,deneyin gelisin" deseydiniz dogru olabilirdi cünkü sayilanlar cok aci vericidir "insan"i insan yapmak icin,degilmi?
Ve son olarak:simdiye kadar sizi takibimde ".Ramazanda dualariniz kackat hele Kadir gecesinde binkat ..günahlariniz affolur" mealinde yazilarinizi okurken,yukarda "herseyde Allah vardir,cennet ve cehennem dünyadadir..." 360 ° carkiyla DAISMUS,u savunmaniz,benim sizi büyük bir arayis icinde oldugunuzu anlamama neden oldu,ama müsterih olun Tanri,yi göklerden yere ,cennet ve cehennemi yeryüzüne getiren ilk insan siz degilsiniz.
Biz gencken ormana oduna giderken annelerimiz "ogullar akilli dikkatli olun,kaza yapmayin,bügün hava cizeli baltalar iyi keser" derlerdi.Sonradan düsünmeyi denedigimizde,bu cümlede akilin=Vernunft (Kant,Idealismus)bilgisel ve yasca gelismeye (tecrübe ve ön bilgiye=Voraussetzung (Hegel,Rasyonalismus) ihtiyac oldugunu anladik.
Sadece Hemsin,de degil dünyanin hicbir ülkesinde cocuklarla delilerin eline kesici alet vermezler.
Selamlarimla
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:45 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60511]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Sevgili Gürman
Descartes "düşünüyorum o halde varım " demiş ki;
Varlığın olması düşünceye bağlı değildir varsam düşünüyorumdur.
Öyleki;
Ben varlıktan söz ettim sprit anlamda.Birey olmak ve fert olmak anlamında farklı manalar vardır.
Düşünmek , doğru düşünmek vs vs insan olmanın bir parçasıdır.
Düşünürüz ama her şeyi düşünür eyleme geçer üretiriz.
Düşüncelerimiz yapıcı ve yıkıcı eylemlere dönüşür.
Varlık düşüncelerinden ve eylemlerinden sorumludur.
Varlığımız var olmasa düşünme eylemini gerçekleştiremeyiz.
Bizler dünya platformund insan olmayı öğreniyoruz.
İnsan olmak kolay değildir; bunu belirleyen düşüncelerimiz ve eylemlerimizdir.
İnsan olmaktan söz ediyoruz buna dikkat edin;
Bizim öz halimiz varlığımız dünyasal planlarla birleşince dejenere olur ve varlık burada insan olmayı öğrenmekle yükümlüdür.Her düşünen insan mıdır sizce?
Beşer insan olma yolunda öğrenir.Dinler ne içindir?
Ego ve nefsaniyeti terbiye ederek kişiye insan olmaya doğru şevk içindir.
Sizin tabirinizle düşünmeyen insan yüzer gezer bir varlıktır ve otomattır.Bu doğrudur. Varlığın yeryüzü macerası maddenin ağır tesirleriyle karşı karşıya olması demektir. Ve varlık yeniden kendini hatırlayıp, öğrenerek tekamül etmek zorundadır. İnsan olmayı öğrenmeden de tekamül etmek zordur.
Sevgiler..
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:46 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60513]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Nureddin Gürman
Sn,Purkina baci,
Descartes o lafi otuzuna merdiven dayadiginda söylemistir ve o yasa kadar biyolojik ve kültürel gelismesi dogrultusunda dogrudur,fakat bir yasinda ve hayat tecrübesi,birikimi olmasaydi söyleyemezdi.Diger bir deyimle:varolmak dogumla degil düsünebilmekle basladigi gibi daha önceki düsüncesel birikimlerden faydalanir.Olmak(kisilik,=sein) icin önce varolmak((tekmil düsünebilen=Dasein)gerekir.Bu biraz existenzilizme girersede,bir insanin insan sifatini alabilmesi icin dünyaya gelisini degil,düsünebilen ve düsündürebilen hale geldigi zamani önsart kosar(Heidegger,Jaspers,Adorno).Kant,in akilciligi(Vernunft) tarihi fikir birikimi ve biyolojik gelismeyi önemsiz sayarken Hegel ilkdefa düsünebilmek icinde bir düsünceler birikimini ve bu gelismenin mecburi oldugunu ispat eder.
Bende insanin ne oldugundan bahsediyorum,tek fikir ayriligimiz: sahsen düsünebilen varliga teokratik ölcülerin degil,modern etik ve düsünce sistemlerinin "insan"olmasina yeterli oldugunu savunuyorum.Bunun tersi akli veren Tanriyi "ben aklimi kullanamadim,bana yardim"teraneleriyle rahatsiz edecegimizi düsünüyorum.Teokratik düsünce ne der zorda kaldiginda "sana akil verdik".Yine bu yönde, bir insanin ego ve nevsini dinlerin terbiye ettigi ispat edilememistir:dör defa Haci olup hala gaddar,ickici ve kumarcilar,modellerle "kimsenin göremeyecegi yerde yüzen" Tekke Sehylerii hergün gastelerin ilk sayfalarinda seyrediyoruz.
Madem insanlar sizin deyiminizle "yeryüzündemaddenin agir tesirindedirler"bence bu hastaliktan yine dünyevi cözüm ve ilaclarla kurtulacaklardir,akli veren Tanri,nin böyle ufak islerle ugrasacagi akla karsidir.
Dünyanin problemlerini cözmek icin o kadar "kamil!" olmayada gerek yok,elle tutulur verilerle orta derecede tekamül edebilmis bir insanin dünyanin üstesinden gelebildigini ispat etmege gerek görmuyorum.
Selamlarimla
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:46 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60514]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
İnsan bulunduğu fizik planda aklını kulanarak ve vicdanını kullanarak ilerler.
Ya duygular..??
İnsanı insan yapan sadece aklı mıdır?
Öyle ise bilgisayarlar da akıllıdır
Gerçi haklısınız Dünya problemlerini cözmek için Kamil olmaya gerek yoktur)
Kamil olmakta zaten harcımız değildir
Duygularımız, tekamülümüzle , tekamül şekillerimizle şekil alan-çeşitli titreşimlerle maddeleşen donanımlarımızdır... Bu donanımlarımızdan düzen kurucu, ayakta durdurucu olanı da sevgi dir.
Düzen kurmak; örneğin: demokrasi...hakimiyeti kayıtsız şartsız milletine maletmek. Ayakta durdurmak, örneğin: demokrasiyi, hakimiyetini.
Öyle ki, Sevgi gücümüzü ve kapsadığı alanı görebilmek için bunların ne kadar sahibi olduğumuza bakmak yeterlidir.
Tekamül çok yönlüdür yeryüzünde bulunma maksadı - nedeni varlığımızın madde ile olan tekamülünü tamamlamaktır
Maddenin-maddesel olanın gelişmesinin daha daha derinleşmesi için, çok detaylı madde bilgisi, anlayışı elde etmek gerektiğinden de her yönüyle maddeye daha çok bağlanmak zorunluluğu var tabii ki hem de en ince ayrıntısına ve hurdasına varıncaya değin.. (*)
araştırma yapan bizler maddenin bu kadar ağır ortamları içersinde nasıl çalışacağız?
Öyle ki araştırma yaptığımız ortama konsantre olabilmek ve az hareketle çok iş yapabilmek için oraya sabitlenebilmek gerekir.. tıpkı büyük bir denizde araştırma –sondaj yapan bir gemi gibi..
... çalkantılara, çeşitli yönlerden esen rüzgarlara vd karşı sondajı gerçekleştirebilmek için gemi nasıl sabitlenirse araştırma sahasına -gerektiğinde iki taraftan da demir atmak suretiyle, işte ki bizlerin de araştırma alanına kendimizi sabitleme aracımız, Egomuz dur.
Yani Ego, araştırma yapmakta olan büyük bir geminin (:varlığın) kendi selameti için, bulunduğu ortama sabitlenebilmek, oraya konsantre olup araştırmaları derinleştirebilmek, Dünya fizik planının kendine has çalkantıları, türlü yönlerden esen rüzgarları karşısında sondaj yapacağı alanda kalabilmek için kullandığı bir araçtan ibarettir…[J)) insanlara egoist demenin de bir anlamı kalmıyor görüleceği üzere]
Özetle demek istediğim o ki, insanlar egoist olmasa, bulunduğu bu ağır koşullar içerisinde bir şey yapamaz.. Egomuz bizi, yapacağımız çalışma araştırma için gereken yere, eyleme konsantre edendir.
İnsan arayış içindedir ve elindeki her metayı ve doneyi bu yolda kullanır.
İç ve dış mekanlar ile etkileşim halindeyiz.
Fizik alem (dış mekan) Fizik ötesi alem(iç mekan)
Beş duyu, akıl, düşünme yeteneği, duygular vs vs bir donanımdır.Oysaki insanoğlu sadece 5 duyudan oluşmamıştır.
Şuur yapısı öğrendikçe gelişen bir sistemdir.Duş mekanda öğrenilen iç mekanda şuuru genişletir ve yükseltir.
Aslında Gürman Bey siz fizikte ve realist düşüncede sabit kalıyırsunuz.
Unutmayınki 4 element fiziktir ancak fizikte gün geçtikçe yeni yeni keşifler olmakta ve fizik ötesi ispat edilmektedir.
Foton ,ışık zerreciklerinin maddeye dönüşümü ispat edildi.Bu alem sadece fizikten oluşmadı.
Gözümüz görmüyor, kulağımız duymuyor diye var olanı yok sayamayız.Uzayda radyo dalgaları,denizlerdeki canlıların,bitkierin çıkardıkları sesler bunu algılamak 5 duyu ile mümkün değildir.
Mikroplar. bakteriler , hücre gfözümüz bunları bu haliyle göremez ancak göremiyor diye de yok diyemeyiz.
Her şey enerjiden ibarettir.Biz bu enerjileri göremiyoruz oysaki algılayabikliriz ,görebilirizde yeterki donanımımız yeterli olsun
Hem madde hem madde ötesi ile işbirlik halindeysek tekamül ederiz.
Haklısınız bu günkü fizik şartlarında Kamil insan olmak harcımız değil)
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:47 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60516]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Bilgi ve bilgilenme için yol, insanoğluna ; Toprak, su, hava ve ateş arasındaki ilişkiler yumağı
halinde sunulmuştur. Bunların varoluşa ait olan temel bilgiyi, aralarındaki ilişkilerle ifade ettiği
ön görüsü ve kabullenişi ile de Antik Çağ Matematiği ve Mantığı ortaya atılmıştır. Bu ikili ise
ortaya konula gelen önermeler dizisi ile günümüz felsefe tanımı ve gerçeğe , anlam ve tanım
arayan sorgulama biçimlerini doğurmuştur. Dört temel elementin hâlleri va bu hâlleri fark et
mek ; İnsanın bilgi ve bilgiyi edinme bilinci ile sınırlıdır. Varoluşa ait temel biçim, insanın du
yularını kavrayan bilinci ile sınırlı olarak algılanır. Varoluşun biçim sorgulaması ise insanlar
arasında "SÖZ" ile sürdürüle gelmiştir. Herşey önce "SÖZ ( Kelâm )" idi. SÖZ / ses anlatıyı ;
Anlatı, biçimleri ; Biçimler, şekilleri ; Şekiller, sembolleri ; Semboller, yazıyı ; Yazı, yazılmış
olanları yarattı. Yaratılana ve öyküsünün en basit hâline dönebilmek için aynı yoldan gerisin
geri gitmek gerekiyor. ( Bu bir ironidir ki, ilerlemek aslında bu olmalı.) Anlamak için bilmek,
denemek ve yaşamak, sırası ile fark edilen bilgi ve bilinç hallerini de yaratır. Bilgi, duyular ve
duygulanımlar olmadan, anlayış da olamaz. Anlayış ise coşkularla ve düşlerle ortaya çıkan
dır. Düşünce ile şekil kazanır, SÖZ ile anlatılır !.
Akla düşen, öğrenilen, bulunan ve fark edilerek bilinir kılınan her ne olursa olsun, ifade edil
medikçe biçimsizdir. İfade, biçimi kazandırır. Biçim, yaşamın içinde hareketle, şekli ortaya çıkartır.
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:47 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60517]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
1) Zaman Enerjisi kozmozun dört temel enerjisinden biridir, öteki üçü ise; ruh, hayat ve fizik enerjilerdir ki bunların hepsinin yönetimi ruhsal enerjinin elindedir. Ruh varlığı yaratıcılık işlevini zaman enerjisi aracılığıyla gerçekleştirir. Her şey, ruhun gözetiminde ve yönetiminde olarak (kuşkusuz, İlahi İrade Yasaları çerçevesinde olmak üzere) zaman enerjisinin etkisiyle; gelişir, değişir ve olgunlaşır. Ruh varlığı, bilgisini, belli bir mekanda Zaman Enerjisi aracılığıyla tezahür ettirir; ama önce, o mekanı bilginin orada tezahürüne elverişli hale/kaliteye getirir. Yazımızın temasını oluşturan alan oluşumlarında da Zaman enerjisi temel ögelerden biridir. Bir alanın oluşumunda Zaman Enerjisi birinci ögedir; ötekiler ise mekan ve varlıktır. Zaman, Mekan(fizik) ve Varlık(lar) üçlüsü bir alan/zemin oluşumunun olmazsa olmaz üçlüsüdür. Bir ruhsal planın zeminin de bu üçlü oluşturur.
(Aşağıdaki ifadeler bir alıntıdandır)
Ruh varlığının kozmik görevi, ruhsal alemlerle maddesel alemler arasındaki iletişimi gerçekleştirmektir. Ruhsal alemden maddesel aleme, maddesel alemden ruhsal aleme tesir (bilgi) alışverişi (İLETİŞİM VE ETKİLEŞİM) enkarne ruh aracılığıyla olur. Bu iletişim sayesinde maddesel alemler de gelişir. Ruh varlığı söz konusu iletişim işlevini bedenlenerek (enkarnasyon) yapar. Enkarne bir varlık; ruhsal alan ile, maddesel alan arasında bir “ara plan” dır.
Bu iş tüm evrenlerde planlar halinde yapılır. Plan toplulukları halinde bulunan ruh varlıkları belirli bir zaman-mekan kesitinde, iradesi ve iktidarı sayesinde uyum sağladığı bir ortama yönelir (şuurunu yansıtır). Bu yönelişi belirleyen faktörler; seçme özgürlüğü, planı içindeki vazife yapma hakkı ve o zaman-mekan kesiti içindeki İHTİYAÇLARIDIR. Bu ihtiyacını, büyük ölçüde, özündeki bilginin (maddesel ortamdaki, günlük yaşamdaki) kullanılabilirlik yüzdesini artırma eğilimi belirler.
Bu yönelişle ruh varlığı enkarne olacağı ortamı etkisi altına alır. Kendi alanıyla yöneldiği alan arasında ortak alanı etkilemeyi “endüksiyon” yoluyla oluşturur ya da bu oluşumun zamanını bekler. Burada, zaman enerjisi ruhsal enerjinin sanki sağ kolu durumundadır… Yukarıda söz konusu edinilen iletişimin gerçekleşmesi için bu iki alanın en azından birbirine teğet olması gerekir. Bu asgari ve yeterli şarttır. Ama iki alan çemberinin kesişip iç içe olması daha güzeldir. Bu aşamadan sonra enkarnasyon mantal düzeyden fizik düzeye indirilmiş olur. Bundan sonra ruh ve madde arasındaki iletişim enkarnasyonlar süreci ve silsilesi içinde mensup olduğu planın genel vazife kapsamı içinde bir devrenin sonuna kadar sürüp gider.
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:48 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60518]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
| gelelim Kamil insan a:) |
13.03.2007 19:48 [SEÇENEKLER]
[YUKARI]
[AŞAĞI] |
"Kamil İnsan" Olmak
Esasında o kadar çok anlatılabilecek yönü var ki "Kamil İnsan"ın, hangisinden başlasam bilemiyorum, ama en güzeli önce ne olmadığını anlatmakta sanırım.
Bir kere "kamil insan" deyince akla ilk rüyalardaki ak sakallı dede modeli geliyor. Hani böyle nur yüzlü, tonton dedecik modeli vardır ya. Çoğumuzun da ilk çağrışımı o yöndedir. Aslında böyle bir dedecik olmak da zordur diye düşünüyorum. Çünkü kazayla bir ermiş muamelesi yapmaya başlasınlar sana, yandığının resmidir. İnsanoğlunun en sevdiği şeydir, bir şeyleri yüceltip en yukarılara çıkartmak, sonra da eller üzerinde taşıdığının altından aniden çekilip yere düşmesini sağladıktan sonra üstüne çıkıp tepinmek. Ve eğer ermiş muamelesi yapmaya başlamışlarsa size, bir kere hata yapma şansınız kalmaz ve en ufak hatada aynen "biz de adam sandıydık"ı yer ve alaşağı edilirsiniz. (Gerçi harbi ermiş
adam ne el üstünde olmaya aldırır, ne ayak altında.)
Bir de çevrenizdekiler sizden sürekli olarak mum gibi bir adam olmanızı beklerler. Böyle ortalarda çıkıp gönlünüzce tepinemezsiniz, bağıra bağıra şarkı söyleyemezsiniz, hatta kötü espri yapma hakkınız bile yoktur. Dahası bence ruhsal gelişimin en önemli göstergelerinden olan mizahı da (Şaklabanlık veya sululuktan bahsetmiyorum, yaşama gülümseyerek bakabilme yetisi bu.) kullanmanız size hak görünmez. Zaten bu yüzden benim gördüğüm çoğu "Kamil İnsan" yolunda diyebileceğim kişilerin, mizahsal açıdan ciddi problemleri vardı. Adam dünyalar güzeli, ahlaklıların ahlaklısı, ama espri yapmaya görsün. Hani kötü espri yapma hakkı vardır ama görüyorsunuz ki mizah kası çalışmadığı için gıcırdıyor. Neyse ki güzel gülümsüyorlar ve içten gülüyorlar da durum idare edilebiliyor. Yine unutmadan eklemek lazım, toplumda böyle kişilere pek "insan" gözüyle bakılmaz. Yani daha doğrusu onun da bir homo-sapien olduğu unutulur
ve onların da insani ihtiyaçlarının olabileceğine pek kimse ihtimal vermez. Halbuki onlar da nefes alıp veriyordur, onlar da bir sindirim sistemine ve boşaltım sistemine sahiptir ve tabii ki üreme organları mevcuttur. "Kamil İnsan"ın ilk hecesinde "Kamil" vardır, ama ikinci hecesi "İnsan"dır, ama çoğu zaman "Kamil"e takınılır ve "İnsan" unutulur. Halbuki "Kamil İnsan" olmak, sadece "Kamil" olmaktan geçmez, önce "İnsan" olabilmek lazımdır ki siz sıfatı hak edebilesiniz. İşte bu nedenledir ki kendinize "İnsan"ım diyebildiğiniz nokta da "Kamil"lik yolunda yürüyebilirsiniz bence ve zaten "İnsan"ımı tüm hücrelerinizde hissettiğiniz anda "Kamil"lik falan umrunuzda olmaz ve o noktada da "Kamil İnsan" olursunuz. Benim kendi hesabıma en önem verdiğim konuların başında, dürüstlük ve güvenilirlik gelir. Bu noktada zamanında bir hocamın bize söylediği ve aklımdan hiç çıkmayan: "El-Emin" olun, sözünü hayatımda uygulamaya çalışırım. Bilmeyenler için söyleyeyim,
"El-emin", Kureyş kabilesinde Hz. Muhammed için söylenirmiş, herkes ona o kadar çok güvenirmiş. Ben, hayatımda da hep bu kelimeyi kendime yol gösterici tayin etmeye özen gösterdim, elimden geldiğince de uygulamaya çalışıyorum ki "Kamil İnsan"ın özellikleri denildiğinde aklıma gelen ilk değerlerden birisi "El-Emin" olmak diye düşünüyorum. "Kamil İnsan"ın kendi duruşu, kendi düşünceleri, kendi yaşam görüşü vardır ve diğerlerinden farklıdır da belki. Ama kimse onun kendisini satmayacağını bilir, arkasından iş çevirmeyeceğini, ikiyüzlü davranmayacağını ve asla da bir fiyatının olmayacağını bilir. Zaten herkesin güvenini kazanmak demek, herkesle aynı düşünüp, aynı hareket edeceksin demek de değildir, ama senle karşıt görüş de olan bile sana güveniyorsa, bu önemli bir şeydir. Yine çok sevdiğim bir söz vardır: "Küçük insan kişileri, normal insan olayları, büyük insanlar sistemleri sorgular" (Bu söz birebir böyle değil tabii, ama anlamı bu.) Ben bu sözü
duyduğumdan beri çevremdeki insanları gözlüyor ve onların nelerle uğraştıklarını gözlüyorum. Siz de kendinizde deneyin ve gözleyin. Siz yaşamınızda nelerle uğraşıyorsunuz. Kişilerle mi, olaylarla mı, sistemlerle mi? "Kamil İnsan", sorunu kişide görmez, zaten sorun olarak nitelendirilen şeyleri de sorun olarak görmez. Ha çevresine karşı duyarsız mıdır? Bu noktada dünyadan elini eteğini çekmiş, kendi aleminde mutlu mutlu yaşayan kişileri de ben "Kamil İnsan" tanımlamamda değerlendirmiyorum. Çünkü bizler öncelikle dünya gezegeninde yaşayan varlıklarız ve yaşadığımız dünyaya karşı da sorumluluklarımız var. Sorumluluk derken sıkıcı, kasıcı şeyler aklınıza gelmesin. Bu dünyanın daha "İnsan" bir gezegen haline dönmesidir amaç ve hepimiz burada öncelikle "İnsan" olmak, sonra da bu gezegeni "İnsan"laştırmak için buradayız. "Kamil İnsan" da yaşadığı dünyadan sorumluluk duyan ve her gece şu duayı eden bir kişidir: "Tanrım, bana bütün için kullanamayacağım ve bütüne
katkıda bulunmama yaramayacak hiçbir aydınlanma, farkındalık veya gücü verme. Ben varlığımı bütüne hizmet için adıyorum." (Bazılarınızın aklına "peki BEN nerede burada?" diye sorabilir ki bütüne hizmet kavramı çok da kafa karıştırmaya müsait bir konudur. Ama zaten bunu gönlünüzden hissettiğiniz ve yaşamaya başladığınız zaman bir bakıyorsunuz ki siz de kendi hayatınızı, tam da istediğiniz gibi yaşamaya başlıyorsunuz. Çünkü sizin bütüne hizmetinizin yolu, kendinize hizmetinizden geçer ve kendine hizmet de, kendinizi olduğunuz gibi yaşamanızdan.)
Yine "Kamil İnsan"ın en önemli özelliklerinden birisi "aklını kullanma" yetisidir. Zaten nerdeyse tüm kutsal metinlerde bu konunun altı sık sık çizilmiştir ve Kuran-ı Kerim'in de en temel öğütlerindendir bu husus. Ama insanoğlunun da pek hoşnut olmadığı bir konudur da bu aynı zamanda, çünkü aklını kullanmak, sorumluluk almayı da beraberinde getirir ve taşın altına elini koyabilme cesaretini gösterebilen de pek
fazla değildir maalesef. Fakat "aklını kullanmak" derken yapılan en önemli yanlış anlamalardan birisi, "aklını kullanma"nın "akılcılık" ile karıştırılmasıdır. "Kamil İnsan"ın bir ayağı maddededir, diğer ayağı manevide ve bu ikisi arasındaki koordinasyonu "aklını kullanma" yetisi ile sağlar. "Akılcılık" da ise ayaklar direk maddinin üzerindedir. Tıpkı yukarda bahsettiğim dünyadan elini eteğini çekmişlerden aslında farkları yoktur. Tek fark birisinde iki ayak da maddedir, diğerinde ise manevi de. "Kamil İnsan", bedenini bilir, aklını kullanır ve ruhuyla da yaşar. Bir nev'i (olumlu anlamda) her tarakta da bezi vardır diyebiliriz.
Gelelim "Kamil İnsan" kusursuz mudur sorusuna. "Kamil İnsan", hata yapar mı? Sonuna kadar yapar. Bir kere kişi hata yapmadan "Kamil İnsan" olma yolunda zaten yürüyemez. Hata yapmamanın tek yolu, hiçbir şey yapmamaktır. Eh "oturarak da başarıya ulaşan tek varlık, tavuktur" derler. Siz bir ömrü hata yaparım korkusuyla hiçbir şey
yapmadan geçirirseniz, hataların en büyüğünü yaparsınız ve koca bir ömrü boşa harcarsınız. Ama bunun tersi de hep aynı hataları yapıp durmaktır, nasılsa gelişimim için "hata yapmam lazımmış" deyip gidip gidip aynı duvara toslamaya kalkarsanız da yazık edersiniz. "Kamil İnsan" kafasını bol bol çarpmış, ama ikinci kez daha önce çarptığı yerle karşılaştığında, eğilerek geçmeyi öğrenmiş insandır. Bu bağlamda "Kamil İnsan" kafasını çarpmayan değil, eğilerek geçmeyi öğrenmiş insandır demek istiyorum. Aslında daha değinilebilecek çok yön var ama ben son birkaç cümleyle yazımı tamamlamak istiyorum. Bir yerlerde okuduğum ve aklımda kalan ve beni çok etkileyen bir söz var ki bence "Kamil İnsan" olmanın en temelinde her şeyden öte bu var: "Eğer dünya zenginleşmemişse, ben zenginim diye düşünme; eğer dünya akıllanmamışsa, ben akıllıyım diye gezinme; (burası da benim eklemem) ve eğer dünya "Kamil" olmamışsa, ben "Kamil" oldum deme."
Hasan "Sonsuz" Çeliktaş
___________________________________ Sitemizin Referans Sistemini kullanın*
Işığın gölgesi ile yetinme ışık ol!
|
|
13.03.2007 19:48 |
[Purkina şuan Offline]
[Yazılarını Ara]
[Konu No: 9859] [Mesaj No: 60519]
|
|
Purkina
[Bayan]
Hemşinliyiz Biz

Üyelik Tarihi 04.08.2006
Mesajlar: 1.187
Yaşı: 41
Ad, Soyadı: Gülay Dereci (Çepni) İkamet Edilen Yer: İstanbul Meslek: Serbest
Konu'yu Başlatan
 |
|
Gürman
Yaşanacak bir İstanbul depreminin ertesindeki dehşet kadar, insanın kanını donduran ve üniversite düzeyinde dahi cellat gölgeli bir "öldürme" açlığını yansıtan gazete manşetleriyle; siyasete özenen bazı delikanlıların TV'lerdeki abuksabukluk yarışını bir yana bırakalım.
Dünkü Milliyet'te -Yeni Şafak'la, ola ki birkaç gazetede daha- Türkiye'deki yönetim geleneğinin gizli nüfus kâğıdını ortaya koyan şöyle bir haber vardı:
"3 padişah 58 hükümet eskitti -İnebolu limanı inşaatı 124. yılında- 1882 yılında 2. Abdülhamit döneminde yapımına başlanan liman, bir aksama olmazsa bu yıl sonunda tamamlanacak"
* * *
Küçük Asya'nın liman öksüzlüğü konusunda herhangi bir doktora tezi yapılmış mıdır bilmiyorum ama; İnebolu limanı haberi bendenize, İnönü döneminde CHP Genel Sekreterliği de yapmış olan Memduh Şevket'i hatırlattı.
İstanbul'un İngiliz işgali sırasında aranıp duran Memduh Şevket, bir süre babamın Çamlıca ile Namazgâh arası, kuytu bir yamaçtaki evinde saklanmış, oradan da Anadolu'ya kaçmıştı.
Geçmiş yıllardan kalma eski bir dostluğumuz vardı Memduh Şevket'le. Üstelik ben de Ulus gazetesinde çalışıyordum; başbaşa oturup konuştuğumuz çok olurdu kendisiyle.
* * *
Memduh Şevket, aynı zamanda -siyasetçilerin yazarlardan hoşlanmadığını bildiği için hikâyelerini gerçek imzası yerine, adının sadece baş harfleriyle yayınlayan- üst düzey bir yazardı.
Bir gün bana gülerek şöyle demişti:
- Bizde 3 kişi toplanıp "oldu oldu" yaparlar. Oysa "oldu oldu" yapmakla, hiçbir zaman kalite kazanıp yükselmez ve netleşmez o iş, yahut o konu.
İnebolu limanı için de kimbilir kaç kez "oldu oldu" yapılmış olmalı.
* * *
TV kanallarında, kitlelerin zaman zaman çınlayan alkışlarını gördükçe de, bundan 2600 yıl önce yaşamış eski Yunan düşünürlerinden Bias'ın bir sözünü hatırlıyorum.
Bias da, herhalde bir ucunu omzunun arkasına attığı, beyaz bir çarşaf içinde, çok tanrılı dönem tapınaklarından birinin mermer merdivenlerinde oturmuş, çevresindeki çömezlere, "kozmoz ve akıl arasındaki ilişki"yi anlatan filozoflardan biri olmalıydı.
Bir gün çömezleri kendisini çok alkışlamışlar. O da şöyle demiş:
- Aşırı alkışlandığıma göre, çok saçmaladım galiba...
* * *
Arada sırada olduğundan daha bilgili görünmek için, metafizikten söz açmaya çalışan ve tanımlamasını merak etmediği birtakım soyut kavramları bulamaca çeviren gençlere rastlıyorum.
O zaman da aklıma bundan 2300 yıl önce yaşamış olan zavallı Epikür geliyor. Üstünlüğü tartışılmaz tek erdemli gerçeğin, "zevk almak" olduğunu iddia etmesinden ötürü; adı lanetlenmiş, yüzeysel ve gövdesel kaba zevklere tapınan, -Rumeli deyimiyle- bir "sefa pezevengi" olarak damgalanmış bir düşünürdü.
Oysa Epikür, yaratıcı zekâ ile pratikte düzgün bir tutarlılığın, insanda sağladığı doyumlu üst düzey bir zevkten söz ediyordu.
Ve böylesi bir zevk, özlenen üstün bir zevkti.
Epikür, belki biraz da inadına, hiçbir zaman anlaşılmadı ve adı hep bir "sefa pezevengi" olarak kaldı.
* * *
Binlerce yıldan bu yana Epikür denir denmez, devreye hemen Zenon girer. Başına gelecek her türlü bela ve acıya sımsıkı dayanarak; servete de, hastalığa da, felakete de hiç mi hiç aldırmadan, sadece aklın tutarlılığı rotasında kalırsan özgür ve rahat yaşarsın, diyen "stoik" felsefenin öncüsü Zenon...
* * *
Ne yazık ki galiba genç kuşaklar ve onlardan filiz verecek politikacılar; akıllarına estiği gibi kullandıkları soyut kavramların evrensel tanımlamasını, hiçbir zaman merak edip netleştirmeyecekler ve sadece dolandıracakları bir "aferin" ile çınlayacak alkışların avcılığına koşacaklar...
* * *
Eski bir Osmanlı paşasının konağındaki mutfakta, cinsini bilemedikleri bir tavuk hakkında bir tartışma çıkmış aşçı çırakları arasında.
Kimi:
- Hint tavuğu, diyormuş.
Kimi:
- Çin tavuğu...
Aşçıbaşı:
- Susun, demiş; gidip paşa hazretlerine soralım...
Çıraklar:
- Peki bilir mi paşa hazretleri, demişler.
Aşçıbaşı:
- Bilmese de ziyanı yok, demiş; nasıl olsa her dediği doğru sayılır paşa hazretlerinin...
* * *
Enseyi hiç karartmayalım; 124 yıl sonra bile olsa, İnebolu limanı gibi bir gün ortaya çıkıyor "oldu oldu" yapmakla, neyin ne kadar olduğu...
Cetin Altan,in bugünkü yazisini eklerken,düsüncelerine kisaca cevap vermege calisacagim.Bence toplumu | | | |