Rize Hemşin Yöresi Osmanlı Mezar Taşları Ve Kitabeleri-2

      Rize Hemşin Yöresi Osmanlı Mezar Taşları Ve Kitabeleri-2

      Bugünkü coğrafyamızda Çamlıhemşin ve Hemşin olarak yer alan ilçeler
      1946'dan önce Hemşin olarak anılırdı. Ardeşen, Fındıklı, Çayeli, Pazar ve İkizdere'nin yüksek köylerde Hemşin'e bağlı yerleşim yeriydiler.


      Yöreye 1071 öncesinde Orta Asya’dan BÜYÜK GÖÇLE Türk boylarının (Tanrı dağî Türkleri) göç ve yerleşimleri olmuşsa da, Hemşin ilk olarak 1071 de Malazgirt meydan muharebesi sonunda Alpaslan tarafından Selçuklu Devleti topraklarına katılmıştır.
      Savaş sonrasında 1072'de Alpaslan tarafından bölgeye 70.000 yaylacı ve göçer Türk yerleştirilmiştir.
      Cevdet TÜRKAY Başbakanlık Arşivi Belgelerine göre Oymak, Aşiret ve Cemaatler Kitabında bölgeye Yörük Taifesinden Tanrı Dağı Yörüklerinin yerleştirildiğini yazmaktadır. Bölge 1184'te Trabzon-Pontus İmparatorluğu sınırları içinde gözükse de arazının dağlık ve ormanlık olmasından dolayı işgalden etkilenmeden, Türk gelenek ve göreneklerini Fatih Sultan Mehmet’in 1461'de Trabzon'u feth ederek bölgeyi yeniden Osmanlı topraklarına katmasına,-kadar-sürdürmüşlerdir.
      Tarih kaynakları, doğu Karadeniz'in bu dağlık bölgesinde yaşayanlar hakkında Müslüman’ı kadım,1461 öncesi Müslümanları olarak bahsetmekte ve Tarih kaynaklarını bölgede bulunan Osmanlı mezar taşlarının kitabeleri ve Koç heykelli mezar taşlarının varlıkları, çeşme ve konakların kitabeleri ve Osmanlı tahrir defterleri doğrulamaktadır.
      Dr. Hanefi Bostan 15 ve 16. asırlarda Trabzon Sancağında sosyal ve İktisadi hayat kitabında, 1486 tarihli Osmanlı Tahrir defterinde Hemşin Zaiminden bahsedilmesi. 1515 tarihli defterde de Hemşin Zaimi ve Seraskeri ve "Hemşin-i Bala" adlı kale yöneticilerinden bahis edilmesinin o tarihlerde Hemşin’in kaza olmasından kaynaklandığını 1515- 1532 tarihlerini taşıyan Tımar İcmal Defterinde "vilayet-i Hemşin" ve "nahiye Hemşin" tabirlerinin geçmekte olduğunu yazmakta ve nüfusu hakkında bilgi vermektedir. 1520 de Hemşin Kazasına tabi 3 nahiyede yaşayan tahmini toplam nüfus 3619 kişi bunun 2288'i Hıristiyan 1331'ide Müslüman’dı. Aynı tarihte Rize İlçesi’nin toplam nüfusu 39.378 bu nüfusun 36.706 sı Hıristiyan 2676 sı Müslüman, Atına (Pazar) İlçesi’nin toplam nüfusu 19.837 nüfusun 17.505’i Hıristiyan 2332 sı Müslüman olarak geçmektedir. 1554'te Hemşin deki Müslüman nüfusta azalma Pazardaki Müslüman nüfusta çoğalma görülmektedir buda Hemşin'den Atına (Pazara) inen ailelerin varlığı ile doğrulanmaktadır. 1515–1532 tarihlerini taşıyan Tımar İcmal Defteri'nde "vilayet-i Hemşin'in hane sayısı 679'dur. Bölgeye Fatih Sultan Mehmet Kanuni Sultan Süleyman ve 2. Abdul Hamit döneminde 1876-1909 yerleşimler olmuştur,.
      25.8.1931 Tarihli 35571 sayılı Başbakanlık arşiv belgesinde Hemşinli 18 hane halkının Kars sınırından iltica ederken Rus tarafından üzerlerine ateş açıldığı Mültecilerle Karakol efradının karşı mukabelede bulunduğu Posof Kaymakamının ateşi kestirdiği mültecilerin sığırlarının Rus tarafında kaldığı belirtilmektedir.
      5.11.1933 Tarih 15223 sayılı belgede eski Artvin Vilayeti dâhilinde göçebe bir halde bulunan Hemşinli 89 ailenin göçebelikten kurtarılmaları iskân edimleri için yazılan belgede Dâhiliye vekâletinin 16.10.1933 sayılı kararı ve Reisi Cumhur Gazi Mustafa Kemal’in imzası bulunmaktadır.

      1520–1566 Kanun-î Sultan Süleyman devri başlarında, Trabzon Livasının ayrı bir kazası olan Hemşin'in üç nahiyesi; Hemşin, Kara Hemşin ve Aksenos'tan müteşekkil olup (Mirliva) Tuğgeneral rütbesinde yöneticisi vardı. Aynı dönemde Hemşin'in yöneticisi Osmanlı Sipahisi büyük tımar sahibi Mahmut Çelebi ve baş askeri de Ali Koruk idi. Ali Koruk'un ve Mirliva Mahmut Bey'in adamı Mahmut Nalbant Bosna'nın Mora sürgünlerinden olup, Hemşin'e Mezrak Ailesi ile birlikte gelmişlerdi.
      O tarihlerde Hemşin bölgesinin mahsulâtı devlet merkezinden gelen bir emirle götürü olarak tespit edilirdi. Kaynaklara göre (Rugan), Deri (Şira), Yelken Bezi, Süzülmüş Bal, Bal Mumu (Niyabet Resm-i), Yönetici Parası (Resm-i), Maldan Hazinenin aldığı (Cerayim), Suçlulardan alınan (Arusiye), Yeniden Evlenenlerden alınan vergiler şeklinde idi. Hemşin kazası 34 köy, 671 hane idi.

      Hemşin hudutları dâhilinde iki kale bulunmaktaydı. Halk dilinde Zil Kale olarak bilinen kalenin asıl adı "Kala-i Hemşin-i Zır’dır zır. Başbakanlık Arşivi Trabzon Tahrir defteri no 387, sayfa 733,12 Cemaziyülâhır Hicri 926, Miladi 1519 Zil kale Pontus yapısıdır. Pontus kralı Mitridates VI uzağı gören tedbirli bir hükümdardı. Akıbeti düşünülerek pontus arazisi dâhilinde, bilhassa Karadeniz bölgesinde, erişilmesi müşkül, hattâ imkânsız mevkilerde kaleler yaptırmış ve bunların bazılarına hazinelerini de yerleştirmişti.
      Kalenin inşa tarihinin milattan önce 70 yıllarında rastladığı sanılmaktadır. Zil kale sonradan Trabzon Rum İmparatorluğu devrinde tamir edilmiştir. 1520 kayıtlarına göre kalede bir dizdar ( kale kumandanı) bir kethüda (dizdarın muavini) bir imam ve hatip, bir bevvab (kapıcı) bir fenari, bir haddad (demirci) bir topçu ve otuz üç merdan (kale eri) bulunuyordu. Bugün Yukarı Kaleye "Kale-i Bala", Aşağı Kaleye de "Zil Kale" denilmektedir. O tarihlerde Yukarı Kale'nin 40 neferi vardı.
      1876 Tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesi Osmanlı nüfus sayımında Pazar (Atına ) ve Hemşin'e bağlı köylerin tamamında yaşayanların Türk olduğu görülmektedir.

      Hemşin'in Adı:


      Hemşin, Şin kökenli bir kelime olup, Hem, Osmanlıca'da bir takı edatı olarak birleştirici anlamda kullanılmaktadır. Hem, Farsça ve Arapça isimlerin başlarına gelip Türkçe "daş" edatı gibi ortaklık, birlik gösteren sıfatlar teşkil eder. Örnek olarak Aramış: Dinlenen anlamındayken. Hemaramış: Beraber birlikte dinlenen anlamındadır. Nişin: Oturan anlamındayken, Hemnişin: Beraber, birlikte oturup, kalkan anlamındadır.
      XIII. Yüzyıldan günümüze kadar kitaplardan toplanmış, Türk Dil Kurumu basımı 1957 tarihli tanıklarıyla TARAMA SÖZLÜĞÜ IV. CİLT 1540 yılında Ni’metullah Efendinin tertip ettiği Farsça’dan Türkçe’ye LÜGAT-İ Nİ,METULLAHI kaynak göstererek Şin: Şen, ( Mamur) ; şenlikli yer, anlamında vermekte dır. Şen ( Mamur) ; şenlikli yer olduğüna göre Hemşin: Hemşen dağ başındaki şen kaleler, dağ başındaki köyler anlamındadır. Hemşin coğrafî olarak bir bölgeye verilen addır. Hemşinlide bir etnik kimlik değildir. Hemşinli dağlı anlamındadır.

      1072 -1074 tarihlerinde Türk Dil sözlüğünü yazan Kaş karlı Mahmut Divan-ı Lügat-ı Türk'te Emşen'in anlamını: Kuzu derisi, kürk yapılan deri olarak vermektedir. Hemşin'de yaşayış olarak hayvancılık egemen olduğuna göre, Hemşinliler (Emşinliler) kuzu derisi giyenler olarak da anılabilirler. Sonradan Hemşen veya Hemşin olarak değişim göstermiş olabilir. Çünkü Hemşin yöresinde kullanılan dil Divan-ı Lügat-ı Türk'te bulunan Türk ağzıyla aynı doğrultudadır.

      Şen: Ferit Develioğlu'nun Osmanlıca- Türkçe sözlüğünde; 1) Göze ve gönül'e hoş görünen hal, 2) Ferahlı, olarak verilerek Şenle eş anlamlı olduğu belirtilmiştir. Şen'in Türkçe karşılığı ise Bal mumu olarak verilmiştir.

      Hayat yayınları Büyük Türk Sözlüğü Şen'i; 1) Meskûn, İşlenmiş şen bir memleket 2) Ferah, aydınlık, şen bir yer olarak vermektedir.

      Örneklerin tamamı Hemşin veya yöresel deyişle Hemşen'in adını Dağ başındaki Köyler veya dağ başındaki Şenlik yer anlamına geldiği yönündedir ki bu da Hemşin'in dün ve bugünkü coğrafi konumuna da uygundur.

      Bu konuda bize en önemli yol gösterici 1862 tarihinde Hacı Memiş Paşanın inşa ettirdiği Yaltkaya Köyü (Gomno) Papager Mahallesi cami kitabesi olmuştur.

      Gomno Köyü Papager Mahallesi Cami Kitabesi


      Ya latif ber mecd için pek emel işmişim bu meyde mümin
      Etti ona tarh temel eltaf-ı rabbülalemin
      Bir mirmiran heman inşaya edip ihtimam
      Bu nokta Hemşeni etti temam şerefle hemnişin
      Tarih ta mim söyledi Behçet Ahmet yaptı
      Ğali mabedi Hacı Memiş Paşa hemin
      1279/1862
      Hemnişin'in beraber, birlikte oturup kalkan olduğunu sözlüklerden yukarıda vermiştik.

      Doğu Türkistan'da da dağ başında yerleşimin yoğun olduğu bölge Hemşin olarak adlandırılmıştır.
      Bölgede bulunan Osmanlı dönemine ait eserler ile bölgeden çıkan bilim adamlarının şüphesiz bağlantısı vardır.
      Padişah II. Mahmut devrinde 1828- 1829 Osmanlı Rus savaşının Yeniçeri ocağının kaldırılması ile otaya çıkan asker ihtiyacını karşılamak amacı ile Trabzon Vilayetinde bulunan ağalara bizzat mektup yazarak asker ister ve ağlar bu isteğe hemen cevap verir.
      Bu harbe Hemşin den 1000 asker gönderilir. Bu ağalar (Badire köyünden) bugün ki Hemşin ilçesinin bahar mahallesinden Halit Ağa 450 asker, Senoz deresinden, Muhtar Mahmut Ağa 350 asker, Kırhısaroğlu (Kumbasaroğlu) Süleyman Ağa 100 asker, Fare oğlu Memiş Ağa 100 Asker gönderen Hemşin’li Ağalardır.

      Derya Kaptanlığından Sadrazam olan Damat Mehmet Ali Paşa, Hemşinli dır. Hacı Ali oğulları ailesinden Fındık Tüccarı ve Galata Baş Ağası Hacı Ömer Ağanın oğludur. 1813 tarihinde Hemşin'de dünyaya gelmiş 1852 senesinde sadrazam olmuştur. Damatlığı, II. Mahmut'un kızlarından Adile Sultanla evlenmiş olmasındandır.
      1804 yılında Hemşin'de doğan Gamsız Hasan Bey deniz eri olarak katıldığı donanmada sağladığı başarılarla albaylık rütbesine kadar terfi etmiştir.
      Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün Erzurum Kongresine çağırdığı Mehmet Necati Memişoğlu Bey. Hemşin'lidir. Bugünkü Çamlı Hemşin ilçesinin Çinçiva yeni adı Şenyuva köyünden Memiş zâde Reşit Beğ İle Hatice Hanımın oğludur. 1303 (1887) baharında doğdu. İlki köyünde okuduktan sonra, Erzurum'da fırıncılıkla uğraşan akrabasının yanında kalıp, Yetim hoca Medresesi'ni birincilikle bitirdi; Arapça ve Farsça'yı da iyi öğrendi. İstanbul'a gidince, Medresede okudu. Ayrıca Dârülmu"allimin'den mezun oldu; "İzmir Pâye-i Mücerredi'ni ve "İstanbul Pâyesi'ni kazandı. Muallimlik ederek, Hukuk Fakültesi'ni de bitirdi. 1914'te Kafkas Caphemiz'de Gönüllü Mücahidiler ile birlikte Ruslarla savaştı. Tabur İmâmı olarak Rumeli Osmanlı Müfrezemizin Hocası; 1918 Mayısında da Batum'u kurtaran Tümenimizin Müftü ve Fâsihi (Öğütçüsü) oldu.
      Batum'da çıkan "Canbigarbî Kafkas Hükümeti Nâşiri Efkârı" olan SADAYİ MİLLET" gazetesinde milli birlik yolunda yazılar neşretti. Erzurum Kongresine, Rize Mümessili olarak katıldı; "Manda" aleyhindeki olumlu çalışmaları ile kendisini sevdirdi. I. Meclise Lazistan / Rize Mebusu olarak katıldı: 1921'de izin alarak, bir Gönüllü Çetemizin başında Yunanlılar ile mücadele etti. 1922'de Dumlupınar Muharebesi'nde bir tepedeki yunan topunu, yedi erimizle birlikte teslim aldı. Kırmızı Yeşil Şeritli İstiklâl Madalyamızın sahibi oldu.

      Bursalı Mehmet Tahir Efendinin "Osmanlı Müellifleri" adlı eserinde bulunan Abdullah Efendi Hemşinli olup Arabî ilimlerin mütehassıslarındandır. 1776 yılında İstanbul'da vefat etmiş doğum tarhı bilinmemekte dır. Yayınladığı eserler; "Hâşiye"alâ Ebi'l "Feth, Risâlemine'l-Ferâiz, Risâle fi'l- ihtiyâri'l-Cüzî, Risâle mine'l-Hisâb,, Hâşiye'a lâ muhtasari'l-Müntehâ" dır.
      Sadık Albayrak'ın 5 ciltlik "Son Devir Osmanlı Uleması" eserinde Rize bölgesinde yetişen 21 Osmanlı âliminin 19 tanesi Hemşin bölgesindendir.
      Son Devir Osmanlı Uleması eserindeki Osmanlı Âlimleri Abdul Aziz Efendi, Bağcı oğlu Rençper Halil Ağanın oğlu olup 1837 tarihinde Hemşin'de doğmuştur. Ahmet Galip Efendi, Laz Ali zade Süleyman Ağanın oğlu olup 1845'te Hemşin'de doğmuştur.
      Mehmet Hurşit Efendi, Ardahan'dan Hemşin’e Muhacir olarak gelen tüccar Ali Ağanın oğlu olup 1846 yılında Hemşin'de doğmuştur.
      El-Hac Ahmet İslâm Efendi, Mahmut Hamdı Efendinin oğlu olup 1851'de Hemşin'de doğmuştur.
      Mehmet Hurşit Efendi, Temuşoğlu Hasan Efendinin oğlu olup 1851 tarihinde Hemşin'de doğmuştur.
      Ömer Hulusi Efendi, Mektep hocalarından Abdülaziz Efendinin oğlu olup 1852'de Hemşin'de doğmuştur.
      Yusuf Talat Efendi, Poduroğlu Mustafa Ağanın oğlu olup 1853 senesinde Hemşin'de doğmuştur.
      Ahmet Hamdı Efendi, Erzurum Müftüsü Hacı Ali Efendini oğlu olup 1855'te Hemşin'de doğmuştur.
      Hafız Reşit Efendi, Hamza Yahuza Ağanın oğlu olup 1855'te Hemşin'de doğmuştur. Ali Necip Efendi, Ahmet Efendinin oğlu olup 1859 yılında Hemşin'de doğmuştur.
      Recep Fehmi Efendi, Kürt zade Ali Galip Efendinin oğlu olup 1859 senesinde Hemşin'de doğmuştur.
      Yusuf Efendi, Yusuf Nadir ve Yusuf Dehri adlarıyla da anılır. Feyzullah Dehrizade, Abdülkadir Efendinin oğlu olup 1868'de Hemşin'de doğmuştur.
      Mehmet Hulusi Efendi, Temüşoğlu Mehmet Arif Ağanın oğlu olup 1871'de Hemşin'de doğmuştur.
      Ahmet Edip Efendi, Numan Efendi zade Abdülkadir Ağanın oğlu olup 1872 tarihinde Hemşin'de doğmuştur.
      Erdem Efendi, Demirci oğlu Mehmet Efendinin oğlu olup 1872 tarihinde Hemşin'de doğmuştur.
      Hüseyin Avni Efendi, Naip zade Süleyman Efendinin oğlu olup 1878 senesinde Hemşin'de doğmuştur.
      Ahmet Mithat Efendi Mehmet oğlu Süleyman Efendinin oğlu olup 1878 senesinde Hemşin'de doğmuştur.
      Mehmet Şükrü Osmanlı dönemi şairlerinden olup 1840 yılında Hemşin de doğan Mehmet Şükrünün ilk hocası Hemşin li Müftü oğlu Osman dır Şairin basılmamış divanı bardır
      Hacı Hafız Yusuf Osmanlı dönemi şairlerinden olup 1850 tarihinde Hemşin’in Molaveyıs köyünde dünyaya gelmiş babasının adı Miktat dır. Şairin Kulak küpesi adıyla yayınlanmış eseri bulunmaktadır
      Ahmet Galip Efendi, Tüccar Ali Efendinin oğlu olup 1881'de Hemşin'de doğmuştur. Ömer Lütfü Efendi, Behlül Vehbi Efendinin oğlu olup 1882'de Hemşin'de doğmuştur.
      1911 yılında Hemşinde doğan İmamoğlu ailesinden Tevfik İlerinin desının evinin önündeki iki mezarda bulunan kitabelerden biri Ali oğlu molla Süleyman, dıyeri Asan oğlu Ali beşedir. Ölüm tarihleri 1732 olarak yazilmiştır.
      Köy isimleri yöre ağzının dışında kitabe ve salnamelerde yazıldığı şekilde yazılmıştır. Örneğin; Çingit, Çinkit, Padara, Badire, Canava - Sanova, Şamelli, Sahmerli gibi.

      Kaş karlı Mahmut'un Divanü Lügat-it Türk adlı eserinde ve Yusuf Has Hacib'in Kutadgu Bilig adlı eserinde 24 Türk boyu arasında yer alan Çigil: Çiyil, Uğrak boyları ile Çingit köyünün halkının dolayısıyla Hemşin halkının bağlantısı olduğu muhakkaktır. Yine (Çingit) Uğrak köyünde bulunan Karahan ailesinin Karahanlı Türkleriyle bağlantısı olduğu düşünülmelidir.

      Şüphesiz Hemşin'de ulaşamadığımız birçok mezar olduğu gibi tespit edemediğimiz Hemşin'in yetiştirdiği birçok ünlü kişilerde vardır. Amacımız, bölgede bulunan Tarihi belgelerle anlatmak kültürü tanıtmak ve bölge tarihine ışık tutmaktır.
      Harf inkılâbından sonra Osmanlıca yazılı belgeler okunamadığından, bilinçsizce bölge halkı tarafından yok edilmiştir.
      Ulaşabildiğimiz birkaç fermanıda yayınlamayı uygun bulduk Hemşin Seraskeri Ali Koruk'un torunu Sayın Abdullah Doruk'un evinde bulunan fermanlar bölge tarihi açısından çok önemli belgelerdir. Doruk, Divanı Lügat-it Türk'te "Uç Beyi" anlamındadır. Doruk Ailesinin o zaman ki soyadı Ali Koruk'un soyadından da anlaşılacağı gibi Doruk olarak değiştirilmiştir.

      Vehbi GÜNEY’İN 1969 tarihli Hemşin dergisinde "Tarihten Bir Yaprak" adıyla yayınladığı yazısındaki Başvekâlet arşivi sayfa 79, hüküm 626, 1610 tarihli ferman da Hemşin'in tarihine yönelik çok önemli belgedir. Fermanda "Hemşin Kale ağası olan Hüsam ile oğlu Murtaza, Hüsam kale ağası olmadan önce Hemşin Kazasına bağlı Baş köy, İlivre ve Varoş köyleri halkının pek çok malını aldıkları, arazilerini de ellerinden alarak başkaların satmak sureti ile halkı perişan ettikleri; yukarıda adı geçen Murtaza ayrıca eşkıya olup bu köyler ahalisinin sığırlarını, keçilerini ve erzaklarını haksız yere zaptettiği baba ve oğlunu padişaha ait kaynakları muhafaza etmekte olan görevlilerin konaklarını basıp her çeşit kötülüğü yaptıkları bildirilmiş olduğundan durumun kanın çerçevesinde incelenmesini ve fakirlerin haklarının geri alınması hususunda yüce buyruğum çıkmıştır." Şeklinde devam etmektedir.

      Hemşin'de tespit ettiğimiz bir alım satım belgesi tezkire de bölgedeki yerleşimin ticari ilişkisi konusunda çok önemli belgedir.

      Tezkire


      Bu tezkire Hemşin kazasına tabi Makrevis adlı köy sakinlerinden Osman'ın oğlu Mehmet'in malı olan miri yerlerinden Dap toprağı adıyla bilinen topraktaki bir parça kendirlik yeri, bir taraf müşteri İbrahim, bir tarafı Küleb oğulları alt tarafı meşe başı bu hudutlar ile sınırlı olan toprağı Celine(?) köyü sakinlerinden Buçuk oğlu İbrahim'e on kuruşa satmıştır. O da bu satışı kabul etmiştir. Bizlerden satış işlemini tescil etmemizi istemiştir. Biz de padişah kanunu üzere ve on dirhem balmumunu toprak sahibine vermek ve öşürünü de vermek şartıyla bu satışı tescil ettik. Üçüncü şahıslar buna mü dahil değildir.
      Seyid Ahmet Hemşin vergi tahsildarı
      1164/1751

      Sayın Abdullah Doruk un evinde bulunan fermanlardan 1640–1648 Sultan İbrahim'in Saltanat süresi Osman Halife B. Hüseyin'e verdiği berat, Hemşin kazasına bağlı, Çötenez adlı köy halkının yeniden yaptırdıkları Camii Şerifin tamirat ve tadilattan geçmesi için verdiği berat evde bulunan fermanlar arasında bölge tarihine ışık tutacak çok önemli bir belgedir. 1640–1648 gibi çok eski bir tarihte bu kadar ulaşımı zor olan dağlık bir bölgede eski caminin tadilatı ile ilgili bir beratın verilmesi bölgede yaşayan halkın etnik kimliği ve inancı konusunda değerlendirilmesi gereken diğer belgelerle birlikte çok büyük anlam teşkil etmektedir.

      Başbakanlık Arşiv Umum Müdürlüğü (Mulğa divanı hümayun sicil atından 173 numaralı şikâyet defterinin 77 inci sahi fesinden 1959 tarihinde çıkarılan Rumi tarihli 1159 (Miladi 1746) tarihli Hemşin köyleri arasındaki Palovit (Bal vadisi) yaylası ile ilgili Köyler arasındaki ihtilafın çözümü konusunda verilen fermanda Müslüman şahitlerin şahadetleriyle tespit olunmuştur ki bu yayla minel kadimden beri Meles kur karıyesı tarafından kullanıla gelmektedir. . Şeklindeki yazılan karar bölge halkının kimliği konusunda çok önemli belgedir.

      Padişah Abdul Hamit dönemi -(1876)- (1906) Tuğrası bölgeye yerleştirilen ailelere ait ferman Bodollu köyünde İnce oğlu ailesinin muhafazasındadır
      İş bu belge ceride-i Osmanlının bilgisi dâhilinde olup Hemşin efradının şeceresidir.
      Alıyül husus tezkirede belirtilmiştir. Osmanlı Devleti azası Hemşin efradının Cevbioğulları takririnden olup dini İslam olduğu ümmi şeriye (şeriat) kurallarına dâhil olduğu bu belge ile ispata müttekaddimdir. Rus Osmanlı muharebesinde Kafkas civarında Türk oldukları tatbik edilen ailelerin ikamete tabı tutulmasını belgelemektedir. Ermenileri soradan gelenlere tecavüzleri engellenecektir.

      Hemşinde Osmanlı Mezarları


      Mezar taşları ve kitabeler halk kültürümüzün ve tarihimizin en kıymetli eserlerindendir. Bu objelerin bizlere geçmişle ilgili tarih, sanat ve kültür yönünden belge niteliği taşıyan, kaynak teşkil eden özellikleri vardır.

      Mezar kültürü değişik din ve milletlerde farklı bir biçimde gelişmiştir. Türk - Osmanlı mezar kültürünü ele alırken İslâmiyet öncesi ve sonrası olarak değerlendirmek uygun olacaktır. Türklerde İslâmiyet öncesi mezarları, Orta Asya'da Göktürk ve Uygur mezarlıklarına, Türklerin mezar üzerine taş dikme geleneğine, kutsal sayılan at, koç, koyun gibi evcil hayvanların taştan yapılmış heykellerini mezar taşı olarak yaptırmaları ve göçtükleri yerlerde ölen ilk beylerinin mezarlarına koç heykelini mezar taşı olarak dikmeleri atalarımızın nerelerde yaşadığını belgeleyen tarihî eserleridir.

      Müslümanlığın ilk yıllarında mezarların kalıcı bir şekilde yapılması günah sayılmış, insanın topraktan gelip yine toprağa döneceği inancıyla mezar yapımı yasaklanmıştır. Sadece ölülerin gömüldükten sonra vahşi hayvanlar tarafından çıkartılmaması için mezarların üzerine taş koymaya müsaade edilmiştir. İslâmiyet'in yayılma döneminde Türklerce mezarla ilgili kurallar ilgi görmemiş ve alışıla gelmiş mezar kültürleri devam etmiş ve mezar yapımlarına mezar taşları ile İslâm'ın ölüm sonrası ölüye karşı Tanrının bağışlayıcı gücünden, dua ve rahmet beklentilerinin eklendiği gözlenmiştir.

      Osmanlı'larda mezar taşı geleneği çok eski dönemlerden başlayıp diğer Müslüman ülkelerde benzeri görülmeyen bir sanat eseri kimliği kazanmıştır. Mezar taşları ölenin cinsiyetine göre yapılmış; erkek mezarlarında başlık ön plana çıkartılmış, kadın mezarlarında süslemeler İslâm öncesi Türk kültürünün izlerini taşımaktadır. Osmanlı mezarlarındaki bu etkilenmenin Orta Asya Türk Şaman kültüründen kaynaklandığı konusunda Osmanlı mezarları üzerine araştırma yapan uzmanlar ortak görüş içindedirler.

      Çamlı Hemşin'in Ülkü köyünde ve (Aşağı Vice) Aşağı Çamlıca mahallesinde bulunan koç heykelli mezar taşları Malazgirt Meydan Muharebesi öncesi, bölgede Türk varlığının birer delilidir.
      Doğu Karadeniz bölgesinde bulunan koç heykelli mezarlardan Ülkü köyündeki mezarın taşı Rize ATAÜRK müzesine getirilmiştir.
      Bölgede tespit edebildiğimiz 200'e yakın mezar taşının içerisinde Eski adıyla Molla veyis yeni adıyla Ülkü köyünde Rize Hemşin yöresinde bulunan Osmanlı mezarlarının en eskisine rastlanmıştır.
      Hacı Abdullah Zade Mü sellim Hacı Osman Efendinin mezar taşı 1111 (1699) tarihlidir. Hacı Abdullah zade Müsellim Osman efendinin mezarı ile (Çin git) Uğrak köyünde bulunan Hasan Beşe oğlu Mahmut Beşe'nin ölüm tarihi 1703' Mezarlar bölgede tespit edebildiğimiz en eski kitabeli mezarlardır.
      Hemşin. Mezarlarında bulunan kitabelerin tarihleri Karadeniz Bölgesinde bulunan en eski tarhlı mezar taşları kitabelerindendir. (Mü sellim Yönetici anlamındadır.) Yine koç heykeli bulunan (Aşağı Vice), Aşağı Çamlıca mahallesinde bulunan camî duvarındaki eski caminin minber taşında 1700 yılında Mehmet Kızı Hatice Hanım tarafından Caminin yaptırıldığı yazılmaktadır.1700 Yılında Hemşin gibi dağlık ve ulaşım zorluğu olan bir yerde bir kadın tarafından camının yaptırılmasının önemi bölge tarihî açısından tartışılmaz.

      Rize Hemşin bölgesi Osmanlı mezar taşlarında bulunan yazılar inanç gereği Allah'ın adıyla başlamaktadır. (Hüvel Baki) "Baki olan Allah'tır' şeklinde yazılan mezar taşları çoğunluktadır. (Ah minel mevt) "Ah acı ölüm" genellikle genç ölenlerin mezar taşlarında bulunmaktadır.
      Mezar taşlarındaki unvanlar genellikle Hacı Ağa, Ağa, Bey, Molla, Beşe, Efendi, Hacı Efendi, Çelebi, Zade, Usta şeklindedir.

      Erkek mezar taşlarında en çok kullanılan unvan "Ağa'dır. Ağa Türklerde akrabalık derecesini belirten bir unvan şeklinde ise de çoğunlukla üst tabaka için kullanılan geniş toprak sahiplerine verilen addır. Bu unvanın, Osmanlıda sarayda bulunan görevlilere, Yeniçerilerin en üst düzeyinde görev yapanlara verildiği Osmanlı mezarları üzerine araştırma yapan uzmanların ortak görüşleridir.
      (Badire) Köyü Bahar Mahallesinde bulunan Hacı Ahmet Oğlu Hacı İbrahim Ağa Serdengeçti Ağasıdır. Ölüm tarihi 1778'dir. Serdengeçti, Osmanlı'da askeri bir unvandır. Ağadan sonra erkek mezarlarında bulunan ikinci unvan ise efendidir. Efendi ise, belli eğitim alanlara verilen unvan olup bazılarının mezarlarında yaptıkları görevlerde yazılmıştır.
      Çamlı Hemşin'in (Yukarı Vice ) Yukarı Şimşirli Mahallesinde bulunan Hacı Yunus Efendinin mezar taşında Hemşin Naîbi yazılmıştır. Naip Osmanlılarda vekil kaymakam veya vekil kadılara verilen görevlerdir. Hacı Yunus Efendinin ölüm tarihi ise 1865'tir.

      Yörede bulunan Beşe unvanlı mezar taşı adedi 4 tane olup en eski tarihlisi (Çinkit) Uğrak Köyünde bulunmaktadır. Hasan Beşe Oğlu Mahmut Beşe'nin ölüm tarihi 1703'tür.
      Beşe unvanı, Osmanlıda paşa unvanının alt türü olarak kabul edilmektedir. Beşe'nin lügat karşılığı büyük erkek evlat şeklinde olup 13. 14.yy Türkçe sinde Başkan, Emir anlamında kullanıldığı bilinmektedir. İstanbul mezar taşları üzerine araştırma yapan uzmanlar, Yeniçerilerin üst düzey komutanlarının mezar taşlarında Beşe unvanlı mezar taşlarına rastladıklarını belirtmektedirler.

      Diğer bir unvan ise zadedir. Zade, eski mezarlarda soyadı yerine kullanılmış olup tanınmış kişilerin kullandığı oğul, soy anlamını taşımaktadır. Kelime Farsça kökenlidir. Kör han zade, Ferah zade vb. gibi.

      Çelebi unvanı Osmanlı devletinin ilk devirlerinde şehzadelere verilen unvan olup, okuryazar, şehir terbiyesi almış kimselere ve Mevlevi tarikatının başı Mevlâna’ya ve Hacı Bek taş soyundan gelen kimselere de Osmanlı'larda Çelebi denilmektedir.
      Çelebi unvanlı mezar taşı, Hemşin ilçesinin (Badire) Bahar Mahallesinde bulunmakta
      Molla Ahmet oğlu Eyüp Çelebinin ölüm tarihi 1746'dır.
      Molla unvanı, lügat ta 1.Müderrislikten Kadılık payesi kazanan ulema, büyük kadı, birinci derecede kadı. 2. Büyük âlim Hoca şeklindedir. Molla unvanı Hemşin mezarlarında Molla ve Molla oğlu şeklinde görülmektedir.

      Badire köyündeki Eyüp Celebi'nin babası Molla Ahmet'tir. Pazar ilçesine bağlı (Çinkit) Uğrak köyünde bulunan Züheyla Hanımın babası Molla Ali'dir. Züheyla Hanım'ın ölüm tarihi 1807'dir Aynı köyde Molla Aliler olarak anılan aileler bulunmaktadır. (Meles kur) Orta yol Köyünde Molalar diye anılan aile olup aile mezarlıklarında bulunan Mat oğlu Ahmet'in mezar taşında "Ceddim Hoca, Atam Hafız, ha diyecek yoktur neslime" yazılması ailenin soyunun mollaya dayandığını desteklemektedir.
      Yine aynı köyde Körhanzade sülalesinin kollarına Bilallar, Azizler, Molla Ömerler gibi lakapların verilmesi sülalede Molla olduğunu doğrulamaktadır. Molla Ömer'in doğum ve ölüm tarihine ulaşamadık. Molla Ömer'in oğlu Azizin doğum tarihi 1806'dır.

      Rize Hemşin’de ki mezarlara birer kültür hazinesi olarak bakıp, gerek mezarların gerekse mezar taşlarının bir sanat eseri niteliği taşıdığını kabul etmek gerekir. Mezarların çevre duvarları yontma taşlarla işlenmiş olup yörede Horasan harcı diye bilinen kireç, kum, yumurta akı ve pekmez karışımıyla elde edilen haçla yapıldığı yaşlı ustalar tarafından söylenmektedir. Bu karışımın yöredeki kemer köprülerin ve konakların yapımında da kullanıldığı görülmektedir.

      Mezarlıklar genellikle cami çevresinde bulunmaktadır. Şen yuva köyünde ve Ortan köyünde köprü ayağına yapılmış mezarlıklar bulunsa da Şen yuva caminin etrafında da tarihi mezarlıklar vardır. Birçok mezarlık orman içlerinde bulunmakta olup, arazi yapısı nedeniyle ulaşılamamıştır. Örnek olarak (Meles kur) Orta yol köyü caminin arkasında dikenler temizlendikten sonra 5 adet Osmanlı mezarı daha tespit edilmiştir. Fakat görüntüleme ve okuma imkânı bulunamamıştır.

      Mezarların yapımında kullanılan mezar taşları beyaz mermer olup, yörede bu özellikte taş bulunmamaktadır. Taşların nereden gelmiş olabileceği sorularımıza yöre halkının yaşlıları İstanbul, Trabzon ve Rusya olarak cevaplandırmışlardır.
      Mezar yapımının masrafı göz önüne alınırsa, yörede sadece ekonomik yönden güçlü ailelerin mezarlarının yapılmış olduğu bir gerçektir.
      Mezar taşlarındaki süslemeler, özellikle kadın mezarlarında uygulanan sanatsal çizgiler, birer sanat şaheseri olup, gerçekten hepsi birbirinden ihtişamlı görünümdedir.

      Erkek mezarındaki başlıklar, büyük sarıklı olanlar Ulema ve Paşaları uzun külah üzerine sarık tasvirliler, Derviş ve Tarikat Şeyhlerini, sadece ince sarıklılar, Köy Ağalarını, Üstü geniş ve altı dar kavuk biçiminde olanlar, Yeniçeri Ağalarının mezarı olduğunu işaret etmektedirler.

      Özellikle Bahar Mahallesi'nde ve Pazar İlçesine bağlı Orta yol Köyü Pirim oğlu mezarlığında bulunan kadın mezarlarındaki taşlarda, hat sanatının çok ince özellikleri görülmektedir. Süslemeler çoğunlukla ayak taşında uygulanmış olup, baş taşlarında metnin etrafı süslenmiştir. Kadın mezarlarındaki birçok mezar taşı sade bir şekilde yapılmış, başlıklar yarım baş şeklinde olup metinler çerçeve içerisine alınmıştır.

      Erkek mezarlarının en ihtişamlısı Uğrak Köyünde cami arkasında bulunan Hacı Hüseyin Ağanın mezarıdır. Sıçan oğlu Hacı Hüseyin Ağa Rusya ile 1789 yıllarında başlayan harp dolayısıyla Kafkasya'daki Soğucak ve Anapa şehirlerine gitmeleri emredilen Doğu Karadeniz Bölgesi Âyanları arasında yer almakta ve Sıçan Hacı Hüseyin Ağanın bu savaşa 100 askerle katıldığı Osmanlı kaynaklarında belirtilmektedir.

      Mezar sandık şeklinde iki parçadan meydana gelmiş olup baş ve ayak taşları sandukayla bir bütünlük içinde yapılmıştır. Baş taşı ve ayak taşı, 1m. Yükseklikte 50cm. Eninde 10cm. Kalınlığında sandukanın çevresi 1m. Yükseklikte, 75cm. Eninde 120cm. Uzunluktadır. Sandukanın etrafında 10cm. Kalınlıkta kenar bırakılarak içi oyulmuştur. Bu mezar taşının, bulunduğu yere hangi olanaklarla getirildiğinin cevabını bulmak zordur.

      Rize Hemşin yöresi mezar taşlarını araştırırken, mümkün olduğu kadar bütün mezarları fotoğraflayıp, metinleri de koymayı tercih ettik. Ancak çıkmayan fotoğrafların yeniden çekimini yapamadık. Bize göre Hemşin mezarlarının hepsi tek başına doktora tezi olabilecek özelliktedir ve Kültür Bakanlığınca mutlak suretle korunmaya alınmalıdır.

      Yörede bulunan cami, konak, çeşme ve kitabeler de korunması gereken kültür eserlerindendir. Bölgede bulunan tarihi Osmanlı camilerin 150–300 yıl olan yapım tarihleriyle, gerek iç mimarı, gerekse dış mimari olarak incelenmesi ve ebedileştirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu tarihi camilerin bazılarının yıkılıp yeniden yaptırıldığına dair fermanlar vardır.

      Aşağı Çamlıca mahallesinde bulunan yeni caminin arka duvarında,1700 tarihinde yapılan eski caminin taştan oyma olarak yapılmış minber taşının, köşe taşı olarak yeni camiye kullanıldığını gördük. Yine Orta yol Köyünün caminde, eski caminin taşı, sonradan yapılan caminin duvarına monte edilmiştir. Eski taşın üzerindeki yapım tarihi 1859, sonradan yapılan caminin yapım tarihi 1896'dır.

      Konaklardaki kitabeler; çoğunlukla yapım tarihleriyle ve hayır dualarıyla ilgili olup her odasında hamam olması bölge halkının din ve etnik kimliği hakkında belge niteliğindedir.1876 Tarihli Trabzon Vilayeti Salnamesinde tespit edilen nüfus sayımı sonuçlarında bölgenin etnik kimliğini tespit ederek belgelemiştir.
      Bu bölgedeki doğal coğrafî koşullar bölge halkını sürekli gurbetçiliğe ve göçe zorladığından Hemşin'in nüfusunun çoğunluğu 1830 dan sonra Hemsin dışında gurbetçi olarak yaşamak zorunda kalmıştır.
      Kaçkar in kuzey yüzündeki köy ve yaylalarda yaptığımız araştırmaları Rize Hemşin Osmanlı mezar taşları ve kitabeler olarak yayınladık. 200 civarında tespit etiğimiz mezar ve çeşme konak kitabesinden oluşan Kitabın yayınlanmasından sonrada onlarca yeni Osmanlı dönemi mezarı daha tespit etme imkânı bulduk. Bu çalışmalarımız sadece Hemşin ve Çamlıhemşin’i yansıtmaktadır. İkizdere Çayeli Ardeşen ve Fındıklıda da Osmanlı dönemine ait mezarların varlığı bilinmekte ve en kısa zamanda tespitleri yapılarak yeni basılacak kitap da yayınlanacaktır.
      Hemşin’le ilgili araştırma yapmak isteyenler yanlı ve yanlış yapılan çalışmaları kaynak göstermek suretiyle yazacaklarına, yöreyi görerek, gerçekleri yazarlarsa daha doğru iş yapmış olurlar.

      Bu şekilde belgelere sahip olan Hemşinliler, belgelerin birer fotokopilerini bize ulaştırmaları halinde hem tarihe ışık tutacaklar hem de kitaplarda ebedileşeceklerdir. Gelecekte Hemşinle ilgili daha derin araştırmaların yapılması dilek ve temennisiyle, kaynaklarından yararlandığım değerli araştırmacılara şükranlarımı sunuyorum.

      Veysel ATACAN
      veyselatacan@yahoo.com / veyselatacan@hotmail.com
      Adres: Hoşdere Cad. Reşat Nuri Sok. 2 / 11
      Y. Ayrancı / Ankara
      Tel; 0312 4676363 Faks; 0312 4675098
      Resimler
      • 1.jpg

        47.91 kB, 0×0, 2,725 defa görüntülendi
      • 2.jpg

        60.18 kB, 0×0, 106,380 defa görüntülendi
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000

      Mezar taşları neden önemli ?

      Balbal’dan Şahide’ye Türk Mezar Taşları

      Küreselleşmeye Karşı Sembollerimize Sahip Çıkalım: Mezar taşları tarihimizin ve sanatımızın suskun tanıklarıdır. Tarihi mezarlıklarımız açık hava müzesidir ve dünya mirasıdır. Belediyelerin elinden kurtarılarak tarihi sit alanı ilan ettirilmelidir. Iraklı Kürtlerin Kerkük’de tarihi mezar taşlarını sökerek yerlerine Kürtçe yazılı taşları koyduklarına dair duyumlar alınmaktadır. Bu bize geçmişte yapılan yanlışlıkları çağrıştırmaktadır.

      Gelmiş geçmiş bütün hükümetler, valiler, belediye başkanları, sıkı yönetim komutanları yol açma uğruna ve diğer sebeplerle kültür katliamı yapmışlardır. Her yere medeniyet götüren yol Türkiye’de medeniyet götürmüştür. Bizde bilinen ilk mezarlık katliamı Bursa’da Ahmet Vefik Paşa tarafından gerçekleştirilmiştir. Delidolu paşamızın kısa süren Paris sefirliği sırasında tanımış olduğu Baron Hausmann’ın yıkımlarından ilham aldığını kitaplar yazmaktadır. Ancak ittihatçılar bu konuda Tanzimatçıları da geçerek tahribatı kudurganlık derecesine vardırmışlardır. Vali Rahmi bey İzmir’de yüzlerce dönümlük tarihi Uluyol mezarlığını yok edip bir de bununla övünmüstür. Yaklaşık 1000 yıllık bir arşiv olan bu büyük mezarlıktan arta kalan son parseli de rahmetli Gazi Paşamızın Agora kazılarını başlatmak için 1927 yılında kaldırttığını arkeologlarımız iftiharla söylemektedirler. Maalesef, arkeologların bazıları Anadolu’daki Türk dönemi kültür mirasının düşmanı gibidirler. Gazi Paşa’mız bir gaflete düşmüş olmalıdır, bugünleri görseydi büyük pişmanlık duyardı.
      Şimdi İzmir’in tarihi Türk mezarlığı yoktur. Yalnızca Basmane semtinde Emir Sultan olarak bilinen çok küçük bir mezarlık vardır, bu mezarlık belediye ve İzmir Araştırmaları Enstitüsü tarafından incelenmiş, mezar taşlarının 700 yıl öncesine kadar tarihlendiği anlaşılmıştır. Kurtulabilen diğer sanatlı taşlar da İzmir’in tarihi camilerinin hazirelerinde bulunmaktadır. Emir Sultan haziresi ise şimdi kaderine terk edilmiştir, buradaki taşları halkın şamanlıktan kalma alışkanlıkla türbeye bağladığı çaputlar korumaktadır. (Malazgirt’ten kısa bir süre sonra Türkmen atlılarının Çesme kıyılarına ulaştıkları ve Çaka Bey’in ilk Türk donanmasını kurduğu biliniyor; peki bu öncülerin mezar taşlarına ne oldu? ) 1928 yılında da Afyon Mezarlığı kaldırılmıştır. Bu büyük arşivden geriye kalan az sayıda Türkmen mezar taşı şimdi Afyon müzesindedir ve İslam öncesi Türk sanatının izlerini halen taşımak bakımından çok önemlidir.(İlerde Ege’de İyonya Cumhuriyeti kurulacağına göre Türkmen mezar taşlarına ne gerek var değil mi?)
      Kendilerini muhafazakâr ve mukaddesatçı olarak tanıtan kesim de kültür ve tarih kıyımında ne kadar yaman olduklarını 1994’teki belediye seçimlerinden sonra uygulamalarıyla ispatlamışlardır. İstanbul Belediyesi tarihi Karacaahmet mezarlığını çirkin bir taş paravanla çevirip halktan kopartmıştır.
      Çiçekçi’de yol ortasında kalmış olan Osmanlı Askeri Bürokrasi’sine ait olan taşları da diğerleri gibi söküp yerlerini satarak mukaddesattan ne anladıklarını pek güzel göstermişlerdir. Bu olayda basından pek az ses çıkmıstır, herhalde Menderes dönemindeki yıkımlar sırasında da basın böyle yapmıştı. Sonuçta: Yahya Kemal iyi ki bu günleri görmedi, çünkü artık “Biz ölülerimizle yaşarız” diyemeyecekti. Ve bundan böyle yetişen nesiller “Balbaldan Şahideye” Türk mezar taşı geleneğinin İslami formlarının güzelliğini bilemeyecek, çünkü onları görmeyecek, satılık tarih var, yok mu alan? Bizim gördüklerimiz yalnız İstanbul’daki kıyımdır, Anadolu’da olanları bilmiyoruz. Aynı tarihlerde; bazı Alevi dernekleri, iddia uğruna bu yer bize aittir, mahkeme kararımız var diyerek Karaca Ahmet Sultan türbesinin haziresindeki şahideleri söküp güzelim türbenin dibine kiliseye benzeyen çirkin bir cemevi inşa ettiler (Alevi dostlar da lütfen gücenmesinler). Yok ettikleri taşlar büyük bir ihtimalle Bektaşi ileri gelenlerine ait olmalıydılar ve eğer öyle idiyse, Sultan II. Mahmut’tan sonraki ikinci büyük zulmü yaşadılar. Dileriz bir gün Karaca Ahmet Sultanı incittiklerinin ve mukaddesatçı İstanbul Belediyesi gibi kabir düşmanı Vahabi zihniyetine hizmet ettiklerinin farkına varırlar.(Bugün için Türkiye’deki tek arkeolojik sit alanı ilan edilen Osmanlı mezarlığı İzmir’in Foça ilçesindedir, iki dönem önceki SHP’li Belediye Başkanı Hasan Dirim’in gayreti ile gerçekleştirilmiştir ).
      Oryantalistlere göre Türk mezarlıkları hüzünlü yerler değildir, sağa sola eğilmiş mezar taşları sanki tatlı bir sohbete dalmış gibidir, onların tarihi mezarlıklarımıza olan hayranlık ifadeleri kitaplar dolusudur. Türkolog dostumuz Jean Paul Roux İslamiyetin ölülerin vakit geçirmeden ve tören yapılmadan yazısız bir taşın altına gömülmesini emrettiğini, ama Türklerin buna aldırmadığını bu yüzden cenaze ve gömüt sanatının Türk egemenliğindeki topraklarda en güzel örneklerini verdiğini yazmaktadır. Osmanlı Rönesans’ı olduğu öne sürülen III. Ahmet döneminde (Lâle devri) Batı’dan gelen Barok ve Rokoko üslupları mermer yontucularımızı da etkilemiş ve ustalarımız bu akımları mahirane bir değişikliğe uğratarak küçücük mezar taşlarına sığdırmışlardır. Avrupalı’nın insanı adeta ezen devâsa Barok’unu sanki yeniden yaratmışlardır. Türk mezar taşında bir kaç plastik değerin bulunduğunu bir türlü anlayamayan bizim Batı’ya fena şartlanmış aydınımız (!) niye heykelimiz yok diye hayıflanır durur. Anlaşılan bu güzellikleri fark edememek için Türk olmak gerekiyor. Dünyanın bütün şehir plancıları, heykeltıraşları ve müzecileri bir araya gelseler ve 100 yıl uğraşsalardı böyle bir açık hava müzesini yaratamazlardı. Bu açık hava müzeleri eğer Fransa’da olsaydı çoktan dünyadaki 8. harika ilan edilirdi. Sanat değerini anlamasak da, bizler için bir şey ifade etmese de (ki gerçek ne yazık ki öyle) arşiv değerlerinin çok önemli olduğunu artık bilmek zorundayız. Grafik sanatçısı Prof. Dr. Zeki Kuşoğlu’nun dediği gibi “Dede bir vatan bıraktı, torun ona bir mezar taşını çok gördü.” Kültür Bakanlığı tarihi mezarlıklarımızı sit alanı ilan ettirmelidir ve defin yasağı koydurmalıdır. Tarihi mezarlıklarımız belediyelerin insafına terk edilmiştir ve tam bir arpalıktır. Antika mezar taşları yollara mıcır olmakta, kireç ocaklarına gönderilmekte ve çalınmaktadır, seyirci kalırsak gelecek nesillere ait emanetler yok olacaktır, suçlu durumda oluruz. Dirimize saygımız olmadığı gibi ölümüze de saygımız yok, bari bir taşçı kalemi ve balyozla o şaheserleri yaratan ustalarımızın emeği ve alınterine saygı duysaydık, ne gezer? Sanayicilerimiz ve entellerimiz Afrodisyas’ı kurtarıyorlar, yüksek sosyete Venedik’i kurtarmakla meşgul, siz hiç Ahlat ve Mardin’deki Selçuklu mezarlıklarını veya Mardin’i ya da Kula’yı kurtarma derneği kurulduğunu duydunuz mu? Hiç değilse biz de gördüğümüz tahribata karşı 2863 sayılı Kültür ve Tabiat varlıklarını koruma kanununa muhalefet edenleri Cumhuriyet Savcılıkları’na ihbar edelim, ne dersiniz? Ben kendi hesabıma ihbar ediyorum da…
      NAZAN SEZGİN
      sevimnazan@ttnt.net.tr

      Kaynaklar
      1. Modernleşme Sürecinde Osmanlı Kentleri, Beatrice Saint Laurant
      2. Orta Asya, J.P.Roux
      3. Türkiye’de Sanatlar ve Zeneatlar,19.yy. sonu, Pretextat Lecomte
      4. Rumeli’den İzmir’e Yitik Yaşamların İzinde, İzmir Belediyesi Kitaplığı
      5. Ahlat Mezar Taşları, Beyhan Karamağaralı, Sanat Tarihi Dizisi, Kültür Bakanlığı
      6. Afyon Yöresi Türkmen Mezar Taşları, Arkeoloji ve Sanat Tarihi Yayınları
      7. Mezar Taşları, Zeki Kuşoğlu, Pimapen Yayını

      Tecina'da Osmanlı Mezarları

      Köyümüzdeki Osmanlı Mezar Taşlarından üçünün resmini çekebildim;ama onları okuyamamanın ezikliğini de derinden hissettim.
      Resimler
      • Tecina CAMÝSÝ yanýndaki mezar.jpg

        154.86 kB, 0×0, 5,106 defa görüntülendi
      • Yakupoðullarý Mezarlýk-1.jpg

        158.01 kB, 0×0, 98,948 defa görüntülendi
      • Yakupoðullarý Mezarlýk-2.jpg

        153.57 kB, 0×0, 120,375 defa görüntülendi
      "Gelecek de, birgün gelecek"

      CVP: tarihi eserlere verilen değerden utanıyorum etrafta çok hemşinliyim diye dolaşan var.!!!!!

      Yazar: TULUMCİ_53 Tarih: 10.06.2006 Saat: 08:23

      ban göre tarihimizle fazla ilgilenmiyoruz yoremizde bulunan ve bakımsızlıktan dolayı tarihi esrden çok harabeyi andıran CİHA KALESİ ve tarihi efsane olan GELİNKAYA gibi görmeye değer yerlere ulaşım bile sağlanamıyor.isteğim çamlıhemşin yöresindeki tarihi mekanlara nasıl ilgi gösteriliyorsa bunlarada aynı özenin gösterilmesidir.ilgililere iletilmesini çok çok önemle rica ederim.


      Evet tarihi eserlerimizle yeteri kadar ilgilenmiyoruz.Ama bildiğim kadarıyla Ciha Kalesi için bi çalışma başlatılmıştı.Bizim evin tam karşısına denk geliyor.Eskiden bir orman gördüğüm yerde en son gittiğimde 2 yıl önce hafif kalenin surlarını gördüğümü hatırlıyorum.Hatta orayı açacakları konusunda da bir sohbet dönmüştü.Ulaşım konusuna gelince bence kesinlikle ilgilenilmesi gereken bir konu.
      Bize Osmanlı mezar taşları ve kitabeleri hakkında bilgi toplayan ve bunları bizlerele paylaşan Veysel Abimede sonsuz teşekkürler.
      ...............

      The Ottoman Gravestones and Epitaphs of Rize Hemşin Region

      The cities, known as Camlihemsin and Hemsin in our geography today were known as only Hemsin before the year 1946.High villages of Ardesen, Fındıklı, Cayeli,Pazar and İkizdere were depadent on Hemsin.Firstly Hemşin was joined to Selcuklu Empire by Alparslan after Malazgirt War in 1071.After the war 70.000 immigrants settled in that region in 1072.
      According to documents of prime minister archieve Cevdet Turkay wrote in his book ‘’Burrow ,Tribe and Communes’’ that in Hemsin region generally Tanrı Mountain people settled in that area. In 1184 Hemsin was seen as a part of Pontus Trabzon empire but it did not affected from the occupation thanks to its mountainous and forested lands. Thet kept Turkish traditions until Fatih Sultan incorporated these people as kadım or muslims before 1941 and the ottoman gravestones epitaphs ram headed gravestones fountains mansions and ottoman book social and economic life in the flogs of Trabzon in 15th. and 16th. centuries about Hemsin zaimi in ottoman tahrir book the book dated 1515 he also urote about hemsin serasker zaimi and Hemsin-i bala a fortress of monagers are betting that time is Hemsin’in accident was caused by the 1515-1532 dates with the grooming of ıcmal book vilayet-i Hemşin and town ship Hemşin phrase of the past and provides information about population. In 1520 subject to the Hemşin total estimated population who lived in region was 3619 people 2288 of them were Christian and 1331 of them were Muslims on the same date total population of Rize province was 39,378,36.706 of them were Christians and 2676 of them were Muslims at the Atina (Pazar) province the total population was 19.837 , 17.505 of them were Christian and 2332 of them were Muslims there is a reduction in the Muslim population in Hemşin andonincreease in Pazar and it is canfirmed by the presence of families moving from Hemşin to Pazar with the dates 1515-1532 in grooming icmal book the number of house holds of vilayeti.Hemşin is 679 in the periyod 1876-1909 there were some settlemets at the time of fatih sultan Mehmet Kanuni Sultan Süleyman and 2. Abdulhamit
      In the dated 25.08.1931 numbered 355571 prime ministry archive document it is stated that 18 households from Hemsin from the border of Kars while asylum by the Russians opened fire on police in the refugee in the reaction against the Posof governor cut the fire of the cattle of refugees in the Russian side.
      In the document dorted 5.11.1933 and numbered 15223 it is stated that with the Artvin province of the former even if a nomad in the 89 Hemşin family be recovered from nomadism to settlement act written document reisi Cumhur Gazi Mustafa Kemal’s sighature is located in 1520 1566 the beginning of Kanuni Sultan Süleyman‘s period Hemsin a separate city in Trabzon liva had three villages; Hemsin ,Kara Hemsin and Aksenos also (mirliva) the manager of had the rank of brigadier general.
      In the same period the manoger of Hemsin was Mahmut Celebi who was the great lord of the monor and also ottoman sipahi and head of the military was Ali Koruk .Ali Koruk’s and mirliva Mahmut Bey’s man was Mahmut Nalbant who exiled from mora Bosna and he came with mezrak family to Hemsin ın that time the production of Hemsin region was detected us olumg an order in the center of the state according to sources (patent leather) leather (şiral),sail cloth ,strained honey,honey candles (niyabet resm-i) , exaecutive Money (res-i),the goods received from the treasury (cerayim),from jews (arusiye) who married again received were in the form of taxes Hemsın was consitedof 34 villages and 671 households .there were two fortresses within Hemşin border the castle known as zil castle in the vulgar tonque actually is called kala-i Hemsin-i Zır .prime ministry arehive Trabzon Tahrir book no 387 page 733.12 hicri 733.12 cemaziyülahr miledi 1519 the zil castle is a strueture of Pontus the Pontus king mitriades 6 was a far prudent king.thinking of the fate of the lond within Pontus especially in the black sea region they made fortresses to Access the chancery even in impossible positions and placed their treasure in same of these fortresses it is supposed to coincide with the construction of the castle 70 years before christ the zil castle was later repaired in the period of Trabzon greek empire according to records in 1520 in the castle there was a dizdar (castellon) a kethuda (dizdar the second) an imam and a preacher a bevvab (custodien) a fenari a haddad (blacksmith) an artillery and thirty-three merdan (castle soldier).today the castle above is called as the kale-i bala and below as the Zil castle in those years the castle above had 40 private soldiers. In the report of Trabzon province dated 1876, it is stated at all villages connected to Hemsin and Pazar (Atina) had Turkish population

      The Name of Hemsin


      Hemşin a word oring of Şin, is used as a unifying means of preposition in Ottoman Turkish it comes to the beginning of preposition an Arabic names like das preposition in Turkish and provides adjectives showing unity and partnership as an example Aramıs means listened but Hemarmıs means listened together with the rest .Also nişin means sit in a sense but hemnişin means together and shield since XIII. Century until today gathered from books 1957 edition of the Turkish language institution of witnesses screening glossary IV. In 1540 the composition of nimetullah Efendi Lügat-i Nimetullah from Persian to Turkish is a pervasive reference for Şin. It means Sen (flourishing) festive place .So Hemsin means breezy mountalin top castles mountain villages in the head .hemsin is a name given to a geographical region .hemsinli is not an ethnic identity , it means Hillman.
      Emşen means in Turkish: lamb leather, leather for making coat. Hemşinliler (Emşinliler) can be referred to as the wear lambskin as their working life dominated by a livestock. Changes as may be shown or Hemşin Postpay Hemşen. Because the language used in the region Hemşin show parallelism with Divan-ı Lügatı Türk.
      Şen: In Ottoman-Turkish dictionary by Ferit Develioğlu 1) pleasing to the eye, and the case to heart, 2)As has been stated to be with freshness synonymous with giving Sen. Şen mean in Turkish is bee wax.
      In Large Turkish Dictionary by Hayat Publishing defined ŞEN as a residential, a place with sunshine, a place with fun.
      Example of the whole or local Hemşin word means Mountains village or the mountain festival . Hemşen location means the festival is the direction in which the geographic location is suitable Hemşin yesterday and today.

      In this regard, the most important guiding is the Hacı Memis Pasha Yaltkaya”s village which is founded in 1862(Gomno) Papager neighborhood of the mosque has inscription.

      Inscription of the mosque Gomno Village Neighborhood Papager


      This ambition was much work for ya latif mecd ber believers in mey
      Her bed was not the basis eltaf-rabbülalemin
      And care to build a mirmiran hema
      This point of honour with my theme Hemşeni was hemnişin
      Ta mim said date was Ahmet Behçet
      Haci Memis Pasha he's Gali temple
      1279/1862
      Hemnişin also means living together was given above.
      East Turkestan is concentrated in the mountain regions of the early settlement which was known as Hemşin.
      Works in the area belonging to the Ottoman period, the scientists from the region has undoubtedly connected.
      In Sultan II. Mahmuts term the Yeniçeri barrack was removed then there is need for new troops. Sultan writes a mail for needs of troops to Trabzon governorship. Aga”s in Trabzon was send a 1000 troops to sultans command. Halit Aga send 450 from Badire Village, Muhtar Mahmut Aga send 350,Kırhısaroğlu Süleyman Aga send 100 and Fareoğlu Memiş Aga was send 100 troops to sultans command. They are lived in Hemşin.
      Damat Mehmet Ali Pasa, the sea captain also who is Sadrazam is from Hemşin. Hacı Ali sons family and Galata Hazelnut Merchant Network Top Box is the son of Hacı Ömer Ağa.
      Yusuf Talat efendi was the soon of Poduroğlu Mustafa Aga and born in hemsin in the year 1853.
      Ahmet Hamdi Efendi was the son of Hamza Yahuza Aga and born in Hemsin in 1855.
      Hafez reşit efendi was the son of Hamza yahuza aga and born in hemsin in 1855.ali necip efendi was the son of Ahmet efendı and was born in 1859 in hemsin
      Recep Fehmi efendi was the son of kürtzade ali gaip efendi and was born in Hemşin in 1859
      Yusuf efendi is also known as Yusuf nadir and Yusuf dehri Feyzullah dehrizade was the son of abdulkadir efadi and was born in Hemşin in 1868
      Mehmet Hulusi efendi was the son of temüşoğlu Mehmet arif efendi and was born in Hemşin in 1871.
      Ahmet edip efendi and was the son of Numan efendi zade abdulkadir aga and born in Hemşin in 1872.
      Erdem efendi was the son of Demircioğlu Mehmet efendi and born in Hemşin in 1871 .
      Hüseyin avni efendi was the son of naipzade Süleyman efendi and born in hemsin in 1878
      Ahmet Mithat efendi was the son of the Mehmet oğlu Süleyman efendi and born in Hemşin in 1878
      Mehmet sükrü was one of the poet of the ottoman period and born in hemsin in 1840 .his first teacher was Osman the son of hemsin’s religion head and he has unpress book.
      Hacı hafız Yusuf was one of the poet of ottoman period and born in molaveıs village hemsin in 1850 his father’s name ia miktat .he has a published work named as kulak küpesi.
      Ahmet galip efendi was the son of merehant ali efendi and born in hemsin in 1881.ömer lütfü efendi was the son of behlül son of behlül Vehbi efendi and was born in Hemşin in 1882
      İn the two graves in front of Tevfik ileri’s grandfather home, who is from İmamoğlu family and born in 1991 there were two epitaphs one of them is alioğlu mullah soloman and the other is asan oğlu beşe.date of death as written in 1732.
      Outside the mouth area of the village name is written in the inscription was written and salname for example; Çingit, Çinkit, Padara, Badire, Canava - Sanova, Şamelli, Sahmerli etc. İn kasgarlı mahmud’s divanü lüga-it türk and in Yusuf has hacip’s kudatgu bilig omong 24 türkish tribe ,çigil ;çiyil uğrak tribe and çingil village people hence hemsin people has some connections .
      Again the karahanli family in çingit (ugrak) village is in connection with the turkish karahanli tribe.
      Indeed there are many groves and famous people that we count reach or detect .our aim in the region is to promote the culture and history to explain documents and to shed light on the region
      After letter inkilabi many ottoman documents were destroyed unconsciously by local people.
      In addition, a 1610 dated enactment, an article called “A Page of History, in ”Vehbi Güney’s 1969 dated magazine, the premiership archive, page 79, adjugment 626; is a significant document considering the history of Hemşin.
      In the enactment, it is stated that Hemşin castle landowner Hüsam and his son Murtaza had taken many possessions and lands of the people of İlivre and Varoş and sold them to other people before he became the landowner “aga”. Furthermore, it continues as, by becoming a bandit, Murtaza had illegally deforced the beefs, goats and stores of the village people and by attacking suddenly to the houses of the security guards, the father and the son had made all the evil things. As this was an informed event, “it should be examined within the rules of law and may supreme command has been passed regarding the poor’s reclaim of their rights”.
      A contract note we have detected in Hemşin is a significant document about the relationship of the settlement in the region with the trade issues.

      Contract Note


      This note has been sold to İbrahim, the son of Buçuk, with a fee of 10 Kuruş. He has accepted this sale. He has wanted us to register this process. So, we have registered it, as the Sultan had commended, by giving 10 dirham wax and Islamic tithe to the landowner. Third parties are not involved in this.
      Seyit Ahmet- Tax Receiver of Hemşin
      Of the imperial enactment found in the house of Honourable Abdullah Doruk, the charter that 1640- 1648 Sultan İbrahim gave to Osman Caliph B. Hüseyin considering the restoration of The Mosque Sherif belonging to the Çötenez village of Hemşin district is a crucial document, illuminating the history of the region.
      The passing of such a charter considering the restoration of the old mosque in a region hard to Access, dated 1640- 1648, means a lot as it examines the ethnicity and faith of the people of the region along with other documents.
      Prime Ministry File Agency writings are important documents for the identity of the public living there.
      The Sultan AbdülHamit period signature -(1876)- (1906)- is under the protection of İnceoğlu family, which shows the enactment about the families placed to Bodollu village.
      Osmanlı recordings are aware of this document and it is the genealogy of Hemşin.
      Terms are stated in the “tezkire” work. With this document, it is presented that he is from the Cevbioğulları genealogy of Hemşin district of Ottoman State and his religion is Islam and, and this is appropriate for the religious laws.
      This certifies that during the Ottoman- Russia war around the Caucasian region, the people known as Turks in the area must be subject to residency rules.

      Ottoman Graves in Hemşin


      Gravestones and epigraphs are the most valuable works of our culture and history. These objects have such features as carrying the documentary qualities of history, art, culture and also being a kind of source.
      Grave culture has developed differently in different religions and nations. It would be wise to examine Turkish- Ottoman grave culture as before and after the advent of Islam.
      The graves of Turkish people before Islam, graves of Gokturk Empire and Uygur State in the Middle East, the traditions of erecting stone on the graves, making grave stones of such domestic animals as horse, ram, sheep; and erecting grave stone of ram to the first master in the place where they have migrated are all historical documents certifying the places where our ancestors have lived.
      In the early years of Islam, it was considered to be a sin to build a permanent grave due to the faith which advocates that human beings come from dust and shall return to the dust. Only putting a stone on the grave so as to hinder the beasts to take out the dead was allowed. During the expansion period of Islam, the rules concerning the graves did not attract attention among Turks. The habitual grave culture continued and it is observed that Islam’s expectations of forgiveness, prayer and mercy of God after death was attached to the present culture of grave stones.
      Beginning in ancient times, the tradition of grave stones in Ottomans has obtained a unique identity of a work of art that is unprecedented in any other culture. The grave stones were built due to the sex of the dead; in men’s graves the heading was put forward, and the decorations in women’s graves bore the traces of pre- Islam culture. The experts investigating the Ottoman graves are in agreement in that this influence above in the graves of Ottomans is the result of the culture of Middle East Shamans.
      The grave stones with ram statues in Çamlı Hemşin’s Ülkü village and Aşağı Çamlıca street are the evidences of Turkish existence in the region before the Battle of Malazgirt.
      Among the grave stones with ram statues in the Eastern Black Sea region, the one in the Ülkü village has been brought to Rize Atatürk Museum.
      Among the about 200 grave stones in the region the oldest Ottoman grave was found in old name Molla veyis, new name Ülkü village.
      Haji Abdullah Zade Mü sellim Haji Osman’s grave stone dates from 1111 (1699). The graves that bear the date of 1703 of Müsellim Osman, son of Hacı Abdullah ,and Mahmut Beşe, son of Hasan Beşe in Uğrak Village, have the oldest epigraphs that we have detected.
      The dates of the epigraphs found in the Hemşin graves are the oldest grave stone epigraphs in the Black Sea Region (“Mü sellim” means administrator). What’s more, on the Stonehenge of the old mosque with a ram statue, it is stated that it was built by Hatice Lady, daughter of Mehmet in 1700. It is inarguable that this is a vital thing for the history of the region since a mosque was built by a lady in a highland and inaccessible place.
      The writings in Rize- Hemşin Region begin with the name of God as a result of the faith. Grave stones written as (Hüvel Baki), which means “God is eternal”, are predominant. (Ah minel mevt), meaning “O bitter death” is found in the graves of young people.
      The titles in the gravestones generally include Hacı Ağa, Ağa, Bey, Molla, Beşe, Efendi, Hacı Efendi, Çelebi, Zade, Usta.
      The title mostly used on men’s graves is “Aga”, which means “landowner”. Although “Aga” is a kind of title depicting the relationship degree within the family, it is most commonly used for the landowners in the upper circle. It is a common view among the experts that this title was given to the officials in the Ottoman Palace and janissaries who had the highest position.
      Hacı İbrahim Ağa, son of Haji Ahmet, is the Aga of Serdengeçti, in the Badire Village Bahar Street. His date of death is 1778. Serdengeçti is a military degree in Ottomans. Following Aga, the second title on the Ottoman gravestones is Efendi, which means “Master and Sir”. It was given to some certain fields of education, and under this title, these duties were written on the grave stone.
      Hemşin Naîbi, meaning “the regent of Hemşin”, is written on the grave stone The following illustrations show the grave stones and their epigraphs, written in Ottoman Turkish of Hacı Yunus Efendi, in Çamlı Hemşin’s Yukarı Şimşirli Street.
      Regent (Naip) is a duty given to the deputies, district governors and procuratrixes. Haji Yunus Efendi’s date of death is 1865.
      There are 4 grave stones including the title of Beşe in the region and the oldest one is in the (Çinkit) Uğrak village. Mahmut Beşe’s, son of Hasan Beşe, date of death is 1703.
      The title of Beşe is considered to be the subtype of “admiral or pasha”. Lexical meaning of Beşe is great son and it is known that this title was used for the correspondence of “chairman and command” in the 13th and 14th century Turkish. Experts exploring Istanbul grave stones state that they have come across Beşe titled gravestones in the upper cirlcle janissaries’ grave stones.
      Another title is “zade”. Zade is used on the old gravestones instead of the surname and bear the meanings of “son and descendance” of well- known people. The word is Persian – origin, such as Blind han zade, Ferah zade.
      The title of Çelebi was given to Sultan’s sons in the early periods of Ottomans. In addition, it was given to people who are literate, well mannered, and to people whose ancestors are Haji Bektaş and Mevlana, head of Mevlevi Sect. Çelebi titled grave stone can be found in the Bahar Street of Hemşin District.
      Eyüp Çelebi’s, son of Mullah Ahmet, date of death is 1746.
      The lexical meanings of Mullah are:
      1. Great kadi ( Muslim Judge) of all
      2. Great schoolman, all-knowing.

      This title is observed as Mullah or son of Mullah on the Hemşin grave stones.
      The father of Eyüp Çelebi in Badire village is Mullah Ahmet. Lady Züleyha’s father in (Çinkit) Uğrak village, Pazar District, is Mullah Ali. Lady Züleyha’s date of death is 1807. There are families known as Mullah Ali’s in the same village. There are families in (Meles kur) Orta yol Village known as Mullahs and taking the writing on Ahmet’s, son of Mat, grave stone into consideration, it can be argued that the descendance of the family stems from the Mullahs: “My ancestor is Hodja, My ancestor is Hafız (one who has memorized Quran), nothing wrong with my generation”.
      In the same village, such titles as Bilals, Azizes, Molla Ömers are given to the arms of the Körhanzade lineage, and this proves that there are Mullahs in the family. We was not able to reach Mullah Ömer’s date of birth and death. Aziz’s, son of Mullah Ömer, date of birth is 1806.
      We should consider the graves in Hemşin, Rize as a cultural heritage and the grave stones as a work of art. The exterior walls of the grave are made of cut stone. It is said by the old craftsmen that they are made of a mixture called “Khorasan Grout” including lime, sand, albumin and molasses. It is observed that this mixture is used in the construction of bridges and mansions in the region.
      Graves are generally located around the Mosque. Even though there are graves in the abutment of Sen Yuva and Ortan Village, there are historical graves around Şen Yuva Mosque. Many graves are within the forest, we have failed to reach due to the lay. For example, 5 more Ottoman graves were located after the thorns behind the mosque of (Meles kur) Orta yol Village had been cleaned. Yet, there was no chance to monitorize or read it.
      The stones used for the gravestones were marble and there is no such stone in the region. As a reply to our question concerning the appearance of marbles in the region, the old ones said “They may have come from Istanbul, Trabzon and Russia”.
      Considering the cost of grave making a grave, it is a fact that only wealthy families had such graves.
      The decorations in the graves, especially the artistic way in the women’s graves, are not only masterpieces but seem magnificent, as well.
      In the grave stones of the women, especially in Bahar Street and Orta Yol Village son of Prim graves, beautiful characteristics of calligraphy are observed. Decorations are generally implemented on the foot stone and the writings are generally decorated in the head stone. Most of the women’s grave stones are plainly decorated. The head stones are in a half way and the writings are enframed.
      The most magnificent man grave is Hacji Hüseyin Aga’s gravestone, behind the mosque in Uğrak Village. Haji Hüseyin Aga, son of Sıçan is among the Eastern Black Sea Region senate, who are ordered to go into Soğucak and Arapa cities in Caucasia, due to the war with Russia, beginning in 1789. It is stated in Ottoman sources that Sıçan Haji Hüseyin Aga went to the war with 100 soldiers.
      The grave is composed of two parts, in the war of a chest and the foot stones are made in a coherent way with the chest. The head and foot stone are 1 meter high, 50 cm. wide, 120 cm. high, 10 cm. thick, the girth of chest is 1 meter, 75 cm. high and 120 cm. wide. In thickness, the side parts are ignored and the inside part is curved. It is hard to answer how this grave stone was brought to its current place.
      While examining the grave stones in Rize- Hemşin District we preferred to photograph all the graves and put the writings as much as possible. Yet, we could not re- photograph the ones which were slightly visible. Up to us, all the graves in Hemşin alone can serve as a PhD. Dissertation and they should definitely be protected by The Ministry of Culture.
      The mosque, epigraphs, mansion and fountain are the cultural values that are should be protected, as well. We believe that the Ottoman Mosques in the region, which have a 150- 300 years of construction period, should be examined and eternalised both in terms of interior and exterior architecture. There are enactments concerning the collapse and reconstruction of the mosques in the region.
      In the back wall of the new mosque in Aşağı Çamlıca Street, the pulpit stone made for the old mosque, in the form of a glyptic art, in 1700, is now used in the new mosque as a cornerstone. What’s more, in the mosque of Orto Yol Village, the stone of the old mosque is installed to the wall of the one built later. The year of build of the old stone is 1859, and the one of the mosque is 1896.

      The tablets in the mansions, which include date of build and benedictions, have Turkish baths in all of the rooms and they serve as a kind of document in terms of religion end ethnicity of the people there. According to the national census in 1876, found in Trabzon city Annual, the ethnicity of the people is ascertained and documented. Since the geographical conditions have forced the people to migrate and be absent from home continuously, most of Hemşin’s population had to be absent from home after 1830.
      We have published the researchers we made in villages and plateaus, in the south of Kaçkar Mountain, as Rize Hemşin Ottoman grave stones and epigraphs. After the publication of the book composed of grave, fountain and mansion tablets around 200, we found the opportunity to find out many grave stones of Ottoman period. Our works solely reflcet Hemşin and Çamlıhemşin. The existence of Ottoman graves in İkizdere, Çayeli, Ardeşen and Fındıklı is clearly known and as soon as possible they will be detected and published in the book to be published.
      Those who want to explore Hemşin region, will perform a better one, if they write the truth by providing evidence and seeing the region.
      The people from Hemşin who have these documents will not only illuminate the history but also will be eternalised in the books if they let us have them.
      With my wishes to have further explorations of Hemşin, I express my gratitude to the researchers of whose works I have made use.

      Veysel ATACAN
      veyselatacan@yahoo.com / veyselatacan@hotmail.com
      Address: Selimiye cadesi no:1
      Y. Ayrancı / Ankara
      Tel; 0312 4676363 Fax; 0312 4675098
      Resimler
      • 1.jpg

        47.91 kB, 0×0, 2,288 defa görüntülendi
      • 2.jpg

        60.18 kB, 0×0, 60,124 defa görüntülendi
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000