Hemşin Müze Projesi

      Hemşin Müze Projesi

      Kültürümüzü Geleceğe Taşıyabilmek Adına, Atalarımızdan Miras Kalan Emanetler Müze Evinde Korunmaya Alınmalı...
      Kültür Bakanlığı’ndan Alınan İzin İle Uzman Bilgisi Dâhilinde Belediyemiz Bu Projenin Sahibi Olmalıdır.

      Güzel Günler Yarınlarda Saklıdır
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      Bu konuya benzer bir konuyu daha önce ban yazmıştım. Ama sayfalar arasında kaybolup gitti.
      Hemşin müzecilik açısından bulunmaz bir kaynaktır. Bu müzelerden biri elbette ki Kuku'nun teklifi doğrultusunda oluşturulabilir ama en güzel müze yaşadığımız evlerdir. Hemen her evin de müze özelliği vardır. Bu sebeple yapılacak müze dışında alınan bir kararla eski evler ve içerisindeki eşyalar mutlaka koruma altına alınmalıdır. En azından her mahallede terkedilmiş bir kaç tane ev müze haline getirilmelidir.
      Benim daha önceki teklifim ise Hemşin'i dünyanın bilim merkezi yapacak bir müzeye kavuşturmaktır. Bu müze de TABİAT TARİHİ MÜZESİDİR.
      Bu açıdan Hemşin dünyanın en zengin kaynaklarına sahip ender bölgelerinden biridir.
      Hemşin Bölgesi Türkiye'deki 4600 çeşit endemik türün 2200 tanesini barıdrımaktadır. Bu kadardar bir alanda bu kadar çok endemik türün bir arada olduğu dünyada başka bir bölge yoktur.
      Hemşin'de böyle bir müze kurulması için çok büyük bir masrafa da gerek yoktur. Şu anda bazı sınıfları boş olan Lise binasının birkaç odası şimdilik bu iş için yeterlidir.
      Müzeye konulacak malzeme için de çok fazla dolaşmaya gerek yoktur. Hemen elimizin altındas yüzlerce tür vardır. Bilenli Kardeşimizin çektiği fotoğraflarda bile onlarca tür endemik canlı mevcuttur.
      Tek eksiğimiz bu konuda uzman bir kişidir ki bu yardımı da üniversitelerden alabiliriz.
      Belki bu gün beceremedim ama bu işin peşini bırakmaya asla niyetim yoktur. Bu güne kadar kendileri ile görüştüğüm bölgemizin üniversitelerinin mutlaka bu düşünceme bir gün katılacaklarına inanıyorum.
      Hala tanımamışlar / Hemşin'deki BİZ'leri / Hemşin temizleleyecek / İçindeki TİZ'leri...

      Özel Müzeler ve Özel Müzecilik

      Yasal sınırlılıklar, bu iş gerekli niyet ve emeğin çokluğu, elektronik ortamın olanaklarıyla birleşince, bir şeyleri biriktiren ve onları toplumla paylaşmak isteyenlerin önüne bambaşka bir ufuk açıldı: "Elektronik ortam müzeleri".

      --------------------------------------------------------------------------
      BİA Haber Merkezi
      14/10/2006 Mustafa SÜTLAŞ
      --------------------------------------------------------------------------
      BİA (İstanbul) - Gezip gördüğüm yerlerdeki özel müzeleri ve müze niteliğindeki koleksiyonları yazarken bir yandan da "İnternet"in olanaklarından yararlanarak, bu işin ne olduğunu ve ülkemizde ne durumda olduğunu araştırmaya çalıştım.

      Bu yazımda size bulduklarımı ve öğrendiklerimden söz edeceğim. Aslında bu araştırmamda; önceki yazılarda söz ettiğim yerlerde "neden buraların gerçek birer müze" olmadığı sorusunun yanıtını arıyordum. Çünkü gezdiğim dolaştığım o yerleri oluşturan kişilerin, hemen hepsi anlattıklarının bir yerinde bu işin çeşitli "zorlukları"ndan ama özellikle de "bürokratik sıkıntıları"ndan söz ediyorlardı. Bu nedenle örneğin "Müze" sözcüğünü kullanamadıklarından yakınıyorlardı.

      "Devletin korunması"

      O nedenle önce bu işin mevzuatını araştırdım. Gördüm ki "korumacı" yaklaşım başka alanlarda olduğu gibi "devletin korunması" anlamına geliyordu.

      Anlayabildiğim kadarıyla "Uluslarası Müzeler Konseyi (ICOM)"un genel düzenlemeleri çerçevesinde ama "ülkemizin özel durum ve koşulları"na uygun bir müzecilik yapılabilmesi için üç önemli mevzuat bu alanı düzenliyor.

      * Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu Kanun Numarası: 2863 (Yayımlandığı R.Gazete : Tarih : 23/7/1983 Sayı : 18113 )

      * Özel Müzeler ve Denetimleri Hakkında Yönetmelik (Resmi Gazete Tarihi: 22.01.1984 Resmi Gazete Sayısı: 18289)

      * Milletlerarası Müzeler Konseyi (İCOM) Türkiye Milli Komitesi Yönetmeliği (Resmi Gazete Tarihi: 11.12.1970 Resmi Gazete Sayısı: 13691)

      "sınırlamalar ve kısıtlamalar" manzumesi

      Araştırmayı yaparken rastladığım; İlber Ortaylı'nın Sadberk Hanım Müzesi'nin kurucusu ve yöneticisi "Sevgi Gönül"le ilgili yazdığı "Bir müzecinin portresi" başlıklı yazıda "Koleksiyonlarını evinin dışına, herkesin önüne taşımaya karar verdiğinde; 'Özel Müze Yönetmeliği' taslağıyla zamanın kültür bakanının önüne çıktı. Çok kişi değil, hemen herkes bu özel müze işine kulp taktı. Daha ilginci, taraftar olanlar da nereye kadar taraftar olacaklarını bilmiyorlardı. Anane meselesi; müze ve koleksiyon dediğin devletin kılıcı altında gezilirdi." değerlendirmesini yapıyor ve yazının sonunu da "Özel müzecilik bir hizmettir, gönülden yapılırsa ülke sınırlarını aşan etkileri görülür. Bu bir meslektir. Hayat boyu sürecek bir meşguliyettir ..." diyerek bağlıyor.

      Bugün Topkapı sarayı Müzesi'nin başında olan ve yıllarını bu alana vermiş bir insanın bu değerlendirmesini bu alanda çaba sarf eden pek çok kişi de paylaşıyor. Söz konusu yasa ve yönetmelikler neredeyse bir "sınırlamalar ve kısıtlamalar" manzumesi olarak bu ülkeye ve insanın hizmet veriyor.

      97 "özel müze" var!

      Vatandaşına güvenmeyen ve tarihin, kültürün araştırılmasından aslında "pek de hazzetmeyen" bir devlet yaklaşımı nedeniyle olmalı Kültür Bakanlığı'mızın İnternet sayfasındaki "özel müzeler" başlıklı bölümde adları sıralanmış yalnız 97 "özel müze" bulunuyor.

      Bakmayın onların adlarının "özel müze" olmasına. Çoğu aslında Kültür Bakanlığı dışındaki; Başbakanlık, Milli Eğitim, Ulaştırma, Sağlık Bakanlığı gibi Bakanlıklar, Genel Kurmay başkanlığı gibi Askeri yapılar, İl valilikleri, Belediyeler, Üniversiteler ve özel yasayla kurulmuş kamu kurumu niteliğindeki yapılar gibi "resmi devlet birimleri"ne ait müzeler. Bazı vakıflar, sendikalar, bankalar da aslında bunların arasında yer alması gereken "kurumsal" yapılar. Gerçek özel müzelerin sayısı çok az.

      Kültür Bakanlığı'nın verdiği listeye göre "özel müze"lerimiz şunlar:

      Ankara Ülker Zaim Müzesi, Antalya Suna-İnan Kıraç Kaleiçi Müzesi, Aydın Fatma Suat Orhon Müze ve Sanat Evi, Çanakklale Adatepe Zeytinyağı Müzesi, Çanakkale Hadımoğlu Konağı Türk evi Etnoğrafya (Müze), Erzincan (Kemaliye) Ali Gürer Özel Müzesi, İstanbul Ayşe ve Ercüment Kalmık Müzesi, İstanbul Haluk Perk Müzesi, İstanbul Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi ve Sadberk Hanım Müzesi, Burgazada Sait Faik Abasıyanık Müzesi, Sakıp Sabancı Müzesi, İzmir Yaşar Resim Müzesi ve Sanat Galerisi, Konya A.R. İzzet Koyunoğlu Şehir Müzesi, Marmaris- Halıcı Ahmet Urkay Müzesi.

      Pek çok "müze" niteliğindeki yapı listede yok

      Araştırmamda bunlardan bazılarına ilişkin bilgilere de ulaştım.Görüldüğü üzere bunların arasında medyadan bildiğimiz pek çok "müze" niteliğindeki yapı yok.

      İnternetteki bu araştırmamda "Erzincan Kemaliye Ocak Köyü Özel Müzesi" 'nden, işadamı Hilmi Nakipoğlu'nun, topladığı 900 fotoğraf makinesini "Nefus Nakipoğlu Zihinsel Engelliler Okulu"nda oluşturduğu müzede sergilediğini öğrendim.

      Fotoğraf makinesi deyince aklıma yılların usta fotoğraf sanatçısı "İsa Çelik" ve atölyesi geldi. Onun atölyesinde de hemen tümü çalışır durumda yüzlerce fotoğraf makinesi ve fotoğrafla ilgili çeşitli araç gerecin yer aldığı, aynı zamanda inanılmaz bir arşivi barındıran "atölyesi" aklıma geldi.


      Kültür Bakanlığı'nın listesinde adı olmayan ama web sitesinin bir başka bölümünden öğrendiğim "Şefik Bursalı Müze Evi" de aslında bu işe gösterilen ilgiyi göstermesi bakımından bana ilginç geldi.

      Sonra lisenin son sınıfında okuduğum bir "özel okul" gibi olan, Tarihi bir yapı içinde eğitim, öğretimini sürdüren ve geleneği olan Kabataş Erkek Lisesi'nde "okul müdürü"nün odasının karşısındaki "müze bölümü" aklıma geldi.

      Ben bu okuldan mezun olduktan yaklaşık 15 yıl sonra 1999 yılında açılan ve lisenin geçmişten gelen obje ve belgelerini yeni ve gelecek kuşaklara aktarmak amacıyla okul yönetimi tarafından oluşturulan ve Yıldız Üniversitesi Müze BölümBaşkanı Sayın Prof.Dr.Tomur Atagök'ün yönlendiriciliği ile açılan okul-müze aklıma geldi.

      İlk Müzecilik Bölümü

      Bu bilgiyi araştırırken daha önce ismini bile duymadığım Yıldız Teknik Üniversitesi'nin Sanat Tasarım Fakültesi bünyesinde kurulan ülkemizin ilk Müzecilik Bölümünü ve yukarıda adını andığım "Prof. Tomur Atagök"e ulaştım.

      Bu işin bilimini yapan bu değerli insanın müzeler ve müzecilik konusundaki görüşleri yaklaşımları ve önerdiği işlere ilişkin bilgi edinince, rastlantıyla ilgilendiğim bu konunun önem ve boyutunun bir defa daha farkına vardım.

      Bu değerli insan "Prof. Tomur Atagök" bu konuyu ele aldığı temel bir yazısında "eşit eğitim hakkını toplumun tüm kesimine yaygınlaştıramamış az gelişmiş, ya da hızlı değişmekte olan toplumlarda kültürel bilinçlenme yaşama dürtüsünün gerisinde kalmaktadır.

      Bu toplumların devlet yöneticilerinin önceliği, maalesef UNESCO önerilerine/convention'larına attıkları imzalara rağmen kültürel değil ekonomik kalkınmadır. Bu olumlu girişimlerin birçok ülke tarafından benimsenmesi, kalkınma planlarında kültür ile ilgili hedefler belirtilse de, toplumların kültürel okur-yazarlığı belli bir düzeye gelmedikçe kalkınma ekonomi ile sınırlı kalmaktadır".

      Tomur Hoca yaptığı genel durum saptamasını "Topraklarında çok zengin bir kültür birikimi bulunan ülkemiz, insana gereken bilgilendirmeyi ve bilinçlendirmeyi sağlayamaz. Çünkü müzelerimiz bu konuda ne eğitim ve iletişim uzmanlarına, ne de bir programına sahip değildir. Diğer bir ifadeyle, UNESCO toplantılarında önerilere imza atmamıza karşın ülkemiz, herhangi bir hareket planı yapmış değildir. Yapılmakta gecikilmiş hareket planı, hızla gündeme getirilmeli ve eyleme geçilmelidir. Yoksa kültürel talan şiddetini giderek arttıracak ve kimliksizliğe sürüklenen genç nesiller yurttaşlık bilincini hızla kaydedeceklerdir" diyor.

      Atagök bunun ardından somut önerilerini de sıralamış, söz konusu yazısında. Onunla da kalmamış Prof. Atagök; arkadaşlarıyla birlikte 1999 yılında "İstanbul Sanat Müzesi Vakfı" nı da kurmuş Bu vakıf bir çağdaş modern sanat müzesi kurma çabasında.

      "Bir ülkenin okullardan önce müzelere gereksinimi var"

      Tabii bu arada "Sunay Akın"ı ve onun çabasıyla kurulan ilk "oyuncak müzesi"ni unutmamak gerekir.

      Sunay Akın Cumhuriyet gazetesinde 26.2.2006 tarihinde yazdığı "Müzeciliğin geleceği" başlıklı yazıda "Gelişmiş ülkelere baktığımızda, müzecilik konusunda bizden ileride, çok ileride olduklarını görürüz. Ülkemiz, o ülkelerin çektirdiği toplu fotoğrafta yer almak istiyor ve bunun için de yoğun çaba harcıyor; pek çok yasal düzenleme yapılıyor, her konuda önümüze konulan 'ayar'lar büyük bir iyi niyetle yerine getirilmeye çalışılıyor. Soru şu: Avrupa Birliği'ne üye ülkeler önce ekonomilerini düzelttiler, yani argodaki deyişle 'parayı buldular' da sonra müzelerinin yetersiz olduğunu fark edip 'Nasıl olsa paramız var' diyerek bu konuda düzenlemeler mi yaptılar; yoksa, önce müzeleri kurdular ve o müzelerden geçen nesiller mi o varsıllığı oluşturdular?

      "Sorunun yanıtı hiç şüphesiz ki müzelerin önceliğindedir. Bu pencereden baktığımızda, ülkemizin önüne konulan hedeflere varacak olan çocuklarımıza müzelerin önemini anlatmak, en önemli konu olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü toplumlar müzelerden, kütüphanelerden, kültür merkezlerinden geçerek aydınlığa ulaşırlar" diyor.

      Yazının devamında da gereksinimin ne olduğunu net olarak ortaya koyuyor: "Bir ülkenin okullardan önce müzelere gereksinimi vardır."

      "Elektronik ortam müzeleri"

      Yasal sınırlılıklar, bu iş gerekli niyet ve emeğin çokluğu, elektronik ortamın olanaklarıyla birleşince, bir şeyleri biriktiren ve onları toplumla paylaşmak isteyenlerin önüne bambaşka bir ufuk açıldı: "Elektronik ortam müzeleri".

      Yıllar önce yazdığım "Bir Dermatoloji Müzesi Kurmaya Ne Dersiniz?" başlıklı yazımın "ilham ve tahriki"yle, yıllardır büyük bir dikkatle biriktirdiği bu tıp alanına ilişkin çeşitli belge ve bilgileri bir "İnternet müzesi" şeklinde ortaya koyan; hocam, meslektaşım ve abim, Sevgili Doç Dr. Adem Köşlü'nün kanımca ülkemizdeki ilk elektronik ortam müzesi, bugün çok gelişmiş örneklerini gördüğümüz bir yolu açmış oldu.

      Bunların en önemlilerinden birisi Sanal Müze Koç, Sabancı, Eczacıbaşı gibi bir çok büyük sanayicinin aslında devletin kurduklarından çok daha büyük ve faal hale gelen "özel müzeler"in İnternet sayfalarını da bunlara ekleyince başlı başına bir "yeni alan"la karşılaşıyor insan.

      Beş yazıdan oluşan "özel müzeler"le ilgili bu küçük yazı dizisini yine Sunay Akın'ın sözleriyle bağlayalım:

      "Bir ülkenin en önemli zenginliği insanıdır. Türkiye bu 'hammadde' konusunda çok zengin bir ülkedir. Anadolu''yu oluşturan senfoni ve çok renkliliğin meclisi öncelikle müzeler olmalıdır. Demokrasi kültürünün temelleridir müzeler. Çocuklarımız, kendilerine öğretmek istediğimiz hoşgörü, farklı olana saygı, medeniyetler arasında köprü kurma gibi değerleri müzelerden geçerek alacaklardır. Bu yüzden okul çatısından çok, müze çatısına ihtiyacımız vardır." (MS/KÖ)

      eski.bianet.org/2006/10/13/86515.htm
      Doğru olsam ok gibi,Uzağa atarlar beni
      Eğri olsam yay gibi,Elde tutarlar beni
      Hz. Mevlana
      Sevgili Naci abi Şakir abi ve Name....çok güzel bir fikir bende katılıyorum..sizlerde biliyorsunuzki ben kendımde hemşin festival etkınlıklerınde azda olsa kültürümüzü yansıtmak amacı ile bize kalan emanetlerı hazırlıyorum görüşe..bundan üç sene öncede ben bu ıstegı dıle getırdım ve sıtantımı zıyarete gelen Rize Trabzon kültür bakanlıgından beyfendıler stantımı çok begendıler ve en kısa zamanda evımede zıyarete geleceklerını soylemıştıler halada gelıyorlar..sayın başkanımız ve halkegıtım müdürümüz lede görustuk geçen yaz da KATÜ den hocalar ve öğrenciler gelecektıler aradılar benı kabul ettık onlarda hala gelıyorlar..sözde kalmamalı bazı şeyler gönul hep ıyı olanı olsun ister..bende inşallah olur demiyorum olsun dıyorum..kuku abim gibi imzayı atıyorum..selamlar

      BEN DEĞİL BİZ VARIZ
      Geçenlerde TV'de haber seyrediyorum. Haberin altında Türkiye'deki 2. Tabiat Tarihi Müzesi yazıyor. Merak ettim ve tamamını seyrettim.
      Bitlis'te 2 genç öğretmen bir ilkokulda Türkiye'deki 2. Tabiat Tarihi Müzesini kurmuşlar.
      Yaptıkalrı iş ise çok basit. Öğrencileri toplayıp bir minübüse dolduruyor ve yakındaki bir dereye götürüyorlar. Burada etrafa dağılan çocuklar çeşitli bitki ve otları topluyorlar. Derede ve etrafta çeşitli böcekleri bulup öğretmenlerine gösteriyorlar. Onlar da bulunan materyalleri alıp okuldaki müze olarak düzenlenen bölüme getiriyorlar.
      Bitlis'in endemik türleri ne kadar fazladır bilmiyorum ama Hemşin ile dünyada bu anlamda yarışabilecek bir başka bölge yok. Çünkü Türkiye'deki 4600 çeşit endemik türün 2200 tanesi Hemşin'de bulunuyor. Yani başımızı çevirip baktığımız her yerde butlaka birkaç tane endemik tür var. İşte bunları toplayıp Hemşin'de kuracağımız bir Tabiat Tarihi Müzesinde sergilemek Hemşin'i bilimsel turizmin merkezi bile yapabilir. Çünkü dünyada bu kadar dar bir alanda bu kadar türün birarada bulunduğu bir başka yer yok. Sadece kelebeklerimiz bile başlı başına büyük bir zenginliktir.
      Şu anda adını vermeyeceğim bir canlı türünün ölüsüne Avrupa'da 400 Euro veriyorlar. Bir başka canlıyı ise 100 Eurodan topluyorlar. Neden bu kadar tür varken kendi müzemizi kurmayalım.
      Türkiye'de ilk Tabiat Tarihi Müzesini MTA kurdu ama orada geçmiş dönemler sergileniyor. Oysa biz bugünü sergileyeceğiz. Bunun maliyeti de öyle at ile deve değil. Çok küçük bütçeler ile bunu başarabiliriz. Bunun için önce Hemşinlilerin olaya inandırılması sonra da üniversitelerimizden teknik destek gerekiyor ki bu da o kadar zor olmasa gerek.
      Hala tanımamışlar / Hemşin'deki BİZ'leri / Hemşin temizleleyecek / İçindeki TİZ'leri...

      Türkiye'den Kaçırılan Mili Servet

      Yabancılar Gözünü Bunlara Dikti

      Çukurova Üniversitesi tarafından flora ve fauna kaçakçılığına yönelik yapılan araştırmada, Türkiye'ye özgü bitki ve hayvanların yabancıların gözdesi olduğu bildirildi.

      Buna göre, yurt dışına kaçırılan bitkiler arasında ilk sırayı
      aslanpençesi, ters lale, kaplanboğan, yersomunu, kardelen, nilüfer gibi
      endemik bitkiler alıyor.


      Araştırmayı yürüten Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Botanik
      Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Atabay Düzenli, AA muhabirine yaptığı
      açıklamada, Türkiye'nin 3 bin 500 endemik bitki türüne sahip olmakla
      birlikte endemik olmayan birçok bitkinin de gen merkezi olduğunu
      vurguladı.

      Türkiye'nin bu floristik özelliği ve zengin gen kaynaklarının tüm
      dünyanın ilgisini çektiğini ifade eden Düzenli, "Bu ilgi daha çok ilaç
      ham maddesi olarak kullanılan bitkiler üzerine yoğunlaşmakta. Çünkü
      dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar kaliteli ve tedavi gücü yüksek bitki
      bulunmuyor" dedi.

      Düzenli, sanayileşme nedeniyle doğal kaynaklarını hızla tüketen gelişmiş
      ülkelerin "doğalın vazgeçilmez çekiciliğini" fark ederek, diğer
      ülkelerin doğal kaynaklarına göz diktiğini söyledi.

      Buna bağlı olarak Türkiye'nin doğal kaynaklarının hedef konumda olduğunu
      belirten Düzenli, şunları kaydetti:
      "Yetersiz bilimsel politika ile bitki ve hayvan kaçakçılığı konusundaki
      eksik önlemler, Türkiye'yi kolay hedef haline getiriyor. Türkiye'de,
      dünyanın hiçbir yerinde bulunmayan 3 bin 500 endemik bitki ve birçok
      hayvan türü, hakkında kayıt tutulmaması, istatistik oluşturulmaması
      nedeniyle çeşitli amaçlar için dışarıya kolayca kaçırılıyor. Bitki
      üzerinde doku kültürü çalışmalarıyla gen şifreleri çözülerek farklı renk
      ve görünümlerde yeni bitkiler üretiliyor. Kaçırılan bitki ve
      hayvanlarımız patentleri alınarak o ülkelerin malı haline getirilip,
      tekrar bize satılıyor. Bu sayede, malı üretenler bu mallara ihtiyacımız
      olduğunu bildiğinden bizi kendilerine bağımlı hale getirmek için sürekli
      olarak ülkemizden bitki kaçırıp genetiği ile oynayıp bize pazarlayarak
      kar sağlıyor.

      Genetiği değiştirilen türlerin tohumundan yararlanılamıyor. Örneğin 20
      yıl öncesine kadar kendi tohumu ile sürekli bahçelere güzel görünüm
      veren menekşemiz artık tohumundan filizlemiyor. Kaçakçılıkla mücadelede
      sorunlar var. Ancak, bu zenginliklerimizin gen şifresi çözülerek yeniden
      bize pazarlanması ve yabancılara muhtaç konuma düşürülmemiz daha da
      acı."


      -EN ÇOK KAÇIRILANLAR-

      Düzenli, Türkiye'de yetişen endemik bitkilerden birçoğunun ilaç ve
      kozmetik sanayinde ham madde olarak kullanıldığını ifade ederek, şöyle
      devam etti:
      "Meme, prostat ve lenf bezi kanserine karşı önleyici ve tedavi gücü
      yüksek özelliğe sahip Aslanpençesi, nadide olan Ters lale, zehirli olan
      ve yumruları ilaç sanayisinde ham madde olarak kullanılan Kaplanboğan,
      yumruları ilaç ve kozmetik ürünlerinde kullanılan, kış mevsiminde de
      çiçek açabilen Yersomunu en çok kaçırılan bitkiler arasında yer alıyor.

      Ayrıca lale, kardelen, orkide, arapsümbülü, iris/süsen, Manisa lalesi,
      şakayık, censiyan, çiğdem, yılan yastığı, kum zambağı, nilüfer,
      sığla/günlük ağacı gibi bitkiler de ilgi görüyor."
      Düzenli, Anadolu'ya özgü hayvan türlerinden özellikle Toros kurbağası,
      Silifke kirpi faresi, Bombus arıları, engerek yılanının yurt dışına
      kaçırıldığını bildirdi. Düzenli, Türkiye faunasındaki endemik hayvan
      türlerinden başta Malatya kelebeği olmak üzere çok sayıda kelebek
      türünün de koleksiyon için kaçırıldığını vurguladı.

      Düzenli, yurt dışına kaçırılan bitki ve hayvanların genetik ıslah
      projelerinde kullanıldığını belirterek, "Buna örnek olarak Hollanda
      gösterilebilir. Hollanda, seralarda tozlaşmayı sağlayan Bombus arılarını
      bizden kendi ülkelerine götürerek, seri üretim yapıp bunları tekrar
      ülkemize pazarlar duruma geldi" dedi.


      -KAÇAKÇILIK YÖNTEMLERİ-

      Düzenli, endemik bitki türleri ve Anadolu'ya özgü hayvan türlerinin yurt
      dışına kaçırılmasında 3 farklı yöntemin izlendiğini vurguladı.

      Bunlardan en yaygın olanının turist kılığındaki doğa casusluğu olduğunu
      anlatan Düzenli, şunları söyledi:
      "Doğa ile ilgilenen araştırma merkezlerinde çalışan biyolog, çevre
      mühendisi, ziraat mühendisi, peyzaj mimarları, turist kimliğine
      bürünerek ilgili habitatlara ulaşıyor. Diğer bir yöntem ise Dışişleri
      Bakanlığı tarafından verilen izinle bilimsel çalışma için buraya gelen
      bilim adamlarının doğa araştırması sonucu topladıkları bitkilerden
      belirli sayıda örneği ülkelerine götürebilmeleri. Ayrıca, kişisel
      koleksiyon oluşturma amacı ile Türkiye'ye gelen amatör koleksiyoncular
      da bu bitki ve hayvanları ülkelerine götürebiliyor."
      Köylerde ve yaylada yaşayan yerli halkın bu konuda bilgi sahibi
      olmadığını, kaçakçılara bilmeden yardım ettiğini dile getiren Düzenli,
      "Kaçakçılar genelde insanlara iyi niyetle yaklaşıp, bu bitki ve hayvan
      türlerinin yerlerini öğreniyor. Çoğu zaman bu iş için para ödeyen
      kaçakçılar aynı zamanda halk için geçim kaynağı haline bile gelmiş"
      dedi.

      -ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER-

      Düzenli, TÜBİTAK bünyesinde "Ulusal Biyoçeşitlilik Veri Tabanı"
      oluşturulduğunu, ancak, kaçakçılığın kesin olarak önlenemediğini anlattı.

      Bunun yanı sıra kaçakçılığı engellemek için 1983 ve 1988'de iki farklı
      Bakanlar Kurulu kararnamesi çıkarıldığını anımsatan Düzenli, buna göre,
      Türkiye'den bilimsel amaçlı bile olsa bitki ve hayvan materyali toplama
      ve yurt dışına çıkarmanın belli izinlere tabi tutulduğunu, kaçakçılara
      20 bin YTL ceza verildiğini, yabancılara ise 5 kat daha fazla ceza
      uygulandığını bildirdi.

      Kaçakçılığın engellenebilmesi için resmi kurumların yanı sıra sivil
      toplum örgütlerinin de destek sağlaması gerektiğini ifade eden Düzenli,
      şöyle konuştu:
      "Resmi ve sivil toplum örgütlerini, basit gibi görünen fakat ülkemiz
      açısından büyük öneme sahip olan konuda bilgilendirmek gerekir. Endemizm
      ve çeşitlilik bakımından zengin olan doğal alanlar milli park ilan
      edilmeli. Sınır kapılarında daha dikkatli olunmalı ve buralarda uzman
      biyologlar görevlendirilmeli. Endemik bitkilerin mevcut olduğu
      bölgelerde yaşayan halk kaçakçılık konusunda uyarılmalı ve koruma
      yönünden bilinçlendirmeli. Doğrudan sökme yerine üretim çalışmalarına
      hız vermek gerekir. Üretimi yapılabilenlerin doğrudan sökümleri
      yasaklanabilir."

      w9.gazetevatan.com/haberdetay.…et_190727_7&Newsid=190727
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000

      SON DERECE GÜZEL BİR DÜŞÜNCE

      Hemşin halkının geçmişten günümüze günlük yaşamında kullandığı araç,gereç ve her türlü malzemeyi,giyim-kuşam örnekleri v.s. den oluşabilecek hemşin müzesi fikri gerçekten önemli.Hayata geçirilebilirse harika olur.Ancak bu konuda ciddi bir çalışma ve dayanışma olmak zorunda.Bu konuda yapılabileceklere desteğe herkes hazır olmalı.Selam ile.
      wowturkey.com/forum/viewtopic.php?p=661957

      Tamamını buraya asmak uygun olmaz sanırım. Ancak yukarıdaki adrese baktığımızda memleketimizden nelerin kaçırıldığını görmek mümkün.
      Bizler müze kurulsun derken devletin önce bu değerlerine sahip çıkması gerekiyor.
      Acaba bu güne kadar herhangi bir turistin çantasına bakıldı mı? Bir bitkinin sökülmesi sebebi ile herhangi bir turiste ceza verildi mi? Bu konuda yasal mevzuat var mı? Varsa bu yasa uygulanıyor mu? ....
      Memleket gerçekten sahipsiz...
      Özellikle Hemşin Yaylaları yolgeçen hanına dönmüş. Kim nerden gelir, nereye gider, gittiği yerde ne yapar... vb soran yok. Gelenlere rehber bile veremeyen Hemşinliler ise zengin kaynakların fakir bekçiliğini yapmakta..
      Hala tanımamışlar / Hemşin'deki BİZ'leri / Hemşin temizleleyecek / İçindeki TİZ'leri...
      HEMŞİNDE MUZU FIKRI ÇOK GUZEL BİR FIKIR BUNUN HEMŞİNE YARAR LI BİR ŞEY OLACAĞINI DUŞUNUYORUM VE HEMŞİNDE KULANILMAYAN BİR OKULU KOYLERDE DE OLA BILIR MUZEYE ÇEVIRE BILIRIZ HERKESIN EVINDE TEK PAÇADA OLSA BİR ESKI EYŞA VARDIR BUNLARI ORDA DEYERLENDIRE BILIRIZ BUNA BENZER ŞEYLERDE ILAKI INSANLAR BAĞIŞLAYACAK TIR DIYE DUŞUNUYORUM HEM YORENIN GENÇLERINI HEMDE ORAYA DIŞARDAN GELEN INSANLAR GEÇMIŞIMIZI ANLATIM AŞANSI VE TANITMA ŞANSI BULURUZ VE BUNUN FAZLA DA BİR MALIYETI OLDUĞUNU SANMIYORUM VE ZATEN KULTUR VE TURIZM BAKALIĞI BU GIBI PORJELER DESTEK OLUYOR YETERKI BİR BAŞLANGIÇ YAPMAK GEREKIIYOR BUNUN YANI SIRA DA YORESEL EL SANATLARI DA BELIRLI GUNLERDE SERGILENE BILIR VE BUTUR ŞEYLER BEKIRLI GUNLERDE INSANLARIN ORAYA GELEMSINI SAĞLAR VE ORDAKI INSANLAR DA EN AZINDEN ELERINDEKI URETILŞERI ŞEYLERI SATMA ŞANSI OLUR DIYE DUŞUNUYORUM BUNLAR GÜZEL ŞEYLER UMARIM BU HAYALIMIZ BİR GUN GERÇEK OLUR
      Resimler
      • Resim çilem 3 202.jpg

        166.34 kB, 0×0, 301 defa görüntülendi
      • Resim çilem 3 191.jpg

        161.83 kB, 0×0, 264 defa görüntülendi
      • Resim çilem 3 206.jpg

        159.15 kB, 0×0, 280 defa görüntülendi
      nerede hemşin sevdalıları yoksa bu konuda hemşıne zararmı verıyor mobese kamerası gıbı enuz anlamış değılım burda bir konu açtık mobeseyle ılgılı ama azdah 3 cu dunya savaşı çıktı nedense hadı dıyelım onun hemşıne bir faydası yok ama bu konunun hemşine faydası olur dıye duşunuyorum hem hemşindekı tarıhı eşyalar koun muş olur hemde bır muze kazanmış oluruz ya ınsanlar sanatçıların gıydığı elbıselerı bıle muzede sergılıyorlar ama biz bir muze bıle açamıyoruz bence hemşınde bir hemşın tarıhı ve kultrel varlıklarını korum aderneğı kurulsa daah ıyı olur dıye duşunuyorum bu konuda fıkır ve goruşlerınızı burada paylaşalım arkadaşlar lutfen eleştırıve onerılerınız kımseyı uzmeden kırmada yaparsanız sevınırım teşekurler
      Resimler
      • Resim çilem 3 189.jpg

        158.47 kB, 0×0, 263 defa görüntülendi
      • Resim çilem 3 219.jpg

        161.53 kB, 0×0, 240 defa görüntülendi
      • Resim çilem 3 204.jpg

        132.09 kB, 0×0, 242 defa görüntülendi

      Atalarımızın Göz Nuru

      Bahar Mahallesi ( Badire Köyü), İbaların Evi
      Koç Başı - Kurt Başı


      Kapı Menteşeleri.
      Hemşin Muhtarlar Derneği Başkanı Sn. Onur ŞALVARCI arkadaşımıza EKİM 2012 Hemşin müzesi adına teslim edilmiştir.

      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000