Venekdere Erenler Köyü

      Venekdere Erenler Köyü

      (VİRANDERE-VENEKDERE-ERENLER)

      Geçmişi yaklaşık 1810–1830 yılları arasında büyük köyden Mehmet isminde bir kişinin gelmesi ve oraya yerleşmesiyle önce VİRAN DERE ismiyle anılmaya başlanmış ve daha sonraları VİRAN DERE’YE “VENEK DERE” denilmeye başlanmıştır.

      Viran dere boş ve kimsenin oturmadığı bir yer anlamına gelmektedir. Viran dere ismi oradan gelmekte olup tahminen bu isim 120 yıl kullanılmıştır. Köyün tam ortasında köyü ikiye ayıran güzel bir dere akmakta olup, yerleşim alanı açısından tercih edilen sebeplerden biri ve en önemli olduğu söylenir. Çünkü suyun olmadığı yerde hayatın zor olacağından su hayatı ve yaşamı beraberinde getirmiştir. Yerleşim üç-beş hane ile başlayıp üç yüz hanelik bir tek muhtarlık şeklinde büyük bir köy şeklini almıştır. Erenler köyü önceleri Pazar ilçesinde resmiyette bağlı olup 1950’li yıllardan Pazar ilçesinden çıkartılıp Çayeli ilçesine bağlanmıştır. Yakınlık sebebiyle resmi kaydı Çayeli’ne alınmıştır. 1980 den sonra Erenler muhtarlığına bağlı Yavuzlar (zoğopo), Zafer (Veiçor) ve Çınar tepe (sinor) bu üç mahalle Erenler köyünden ayrılarak kendi muhtarlıklarını oluşturmuşlardır.



      1914 yılında 1. Dünya savasında erenler (venekdere) köyünden birçok insanın savaşa (seferberlik) gittiği ve geri gelmedikleri yani şehit oldukları söylenir. 1. Dünya savaşı sonrası tüm Türkiye de olduğu gibi köyde de geçim zorlaşmaya başlamıştır. Yine köyün büyük ve iş yapabilecek erkekleri büyük şehirlere başta İstanbul’a gidip iş bulup çalışmak için göçe başlamış ve köyden kentlere gurbet başlamıştır. Köyde kalanlar odunculuk, kömürcülük, hayvancılık, kerestecilik ve en önemlisi yaylacılık; (çünkü yaylacılık masrafı az verimi yüksek olan bir göçtü o zamanlar) en önemli geçim kaynağı durumundaydı.



      Erenler köyü şehir (Çayeli) merkezi 13–14 km. mesafe uzaklığındadır köyden akan dere Melyat’tan denize dökülür. Köylüler odun yapıp satabilmeleri için odun ve keresteleri döküp sürükleyerek Melyat’a götürüp istif edip satarak geçim sağlamaya çalışılırdı. Bu iş günlerce sürerdi. Kestane ağacından kömür yapıp; yapılan kömürleri, Çayeli’nde (mapavri) bakırcılık ve demircilik işi yapan esnafına satıp parasıyla eve yiyecek ve ihtiyaç malzemesi alırlardı. İhtiyaçlarda çarşıda ya bulunur veya bulunmazdı. Köy dağlık olduğundan dere içerisi düz arazıdır. Bu sebeple mısır ekimi her yerde yapılamazdı. Ekin ekilen yerler ihtiyaca cevap verecek kadar yeterli değildi. Mısır bahçelerini Domuz- Çakal ve Kargalar tarlaları talan ederler ve hava yağışları da mısır fidelerini kırardı. Tarlalar öküz ve sapanlarla sürülürdü.yapılan işlerde insan emeği büyük ölçüde fazla idi. Çayeli (mapavri) ulaşım 1963 çe kadar tamamen ayakla yapışırdı. Hatta köyün yaşlı çınarlarının ifadesiyle çarşıya kömür satmaya giderken şafak sökmeden yola çıkılıp, Çayeli ne varıp ikinci bir defa daha kömür götürülüp, tekrar geri dönülürdü diyor. İnsanlar omuzlarında 3 mt. boyunda 5 cm. kalınlığında kalas tahtayı Çayeli ne satmaya götürürlerdi diyor. Köyde ve diğer köylerde kendir ekilir ve onun ipliği yapılık feretiko denilen bez dökülür onunla elbise yapılı ve giyilirdi. Arıcılık, tavuk diğer hayvancılık faaliyetlerindendi. Köyün merkezine 80 metre kare cami vardı. Köylüler imam tutup ücretin verirlerdi.



      Köyde büyük ahşap evler iki katlı ve yanlarında nayla denilen şimdiki tabirle serende bulunur ve aileler kışlık yiyeceklerini sene boyu oraya muhafaza ederlerdi. Evlerde büyük bir oturma odası olur misafir oraya ağırlanırdı. Köye bir misafir gelince köylüler misafir olduğu eve toplanır sohbetler olurdu. Şehre ulaşım yaya yapılırdı. Hastalar at ile taşınırdı. Sıtma, boğmaca (koço denilir), ateşli hastalıklar, nüzul (felç) kan çıbanı, pire, bit kene çok olurdu, doğumlar köy ebeleriyle yapılırdı.Doğumdan kaynaklanan ölümler meydana gelirdi. Köye sünnetçi gelir ne olduğu belli olmayan elinde çanta ile gelen sünnet ederlerdi. Paslı bir makas la sünnet yaparlardı, sarı bir toz döker dikme vesaire yapılmazdı.

      Komşuluk ilişkileri çok iyi giderdi yardımlaşma vardı ve bunun adına meci (imce) denirdi, evlerde kandil yanardı fakırlıktan çok idareli yakıldığından ismini oradan almış veya değiştirilmiş olan “idare” lamba yakılırdı, daha sonraları şişeli lambalar geldi 6 numara ve 12 numaralı küçük ve büyük lambalar ama fazla yakıt yaktığından misafir gelince kullanılırdı, daha sonra lüküsler çıktı onlar daha fazla tüketime vesile olduğundan yine misafir gelince yakılırdı.



      Kadınlar işlerin çoğunu görürlerdi ev işleri, bahçe ve inek işleriyle uğraşan kadınlardı, işleri hem zor hem ağırdı. Erkekler gurbette olurdu genelde. Bazı aileler pahça denilen barikatlarda yaşarlardı, su evin kapısında akar ve tuvaletler evden dışarı olurdu gece insan tuvalete gitmeye korkardı. Hamamlarda evin ahır kısmında yani alt kısmında olur yine evden dışarıdaydı(!)



      Düğünler şenlikli ve kalabalık olurdu fazla iş olmayınca düğünlere iştirak fazla olması birazda ondan olabilir belki, ve düğünler 3 gün sürerdi. Yemek kaşıkları odun kaşıklardan olurdu ve insanın dudaklarını soyardı sert olurdu,tabaklar ve tencereler bakır dan olurdu tüm kaplar bakırdandı ve köye kalaycı gelir kapları ve kazanları kalaylardı, her zorluğa rağmen köylüler yaşama sarılmış mücadele vermişlerdir. Zevkli yanları da vardı. Belki şimdi her şey var ama birçok değer kaybolmuştur. Neyse diyor yaşlılarımız


      1950 den ekonomik şartların biraz iyileşmesiyle ve çayın rizeye gelip bahçelerin çay dikilmesi orman arazilerin sökülüp çay bahçesi yapılmaya başlanması ve çay tarlalarının yetişip verim alınmaya başlamasıyla köyde b yavaş ta olsa bir canlılık gelmeye sıkıntıların yerini refaha bırakmaya başlamıştır.





      Köyde ilkokul yapıldı, 200’e yakın öğrencisi bulunan okula öğretmenlerin gelmesiyle köye başka bir havayı beraberinde getirdi. 1969 yılında köy merkezinde köylüler tarafından Kur’an kursu yapıldı (halen bina duruyor) kursun yapılmasıyla farklı köylerden öğrencilerin gelmesine neden oldu ve kursa öğretmenler geldi, kurs yatılı idi. Köyde tek okul yeterli olmayınca yavuzlar ve çınar tepe mahallelerine iki tane daha okul yapıldı. Hem okul talebeleri ve hemde kurs talebeler köye fevkalade bir farklı hava verdi. Köy adeta şenlik havasına büründü. Akü ile çalışan hoparlör sistemi takıldı ve her mahalleye kablo çekilerek yaklaşık 1–1,5 km. mesafeye hoparlörler çekildi ezanlar ve ilanlar okunmaya başladı.



      Köyde 1935 li yıllarda beri bakkal bulunur küçükte olsa zamanla 1970 li yıllara gelindiğinde büyük bir bakkal haline geldi bugünkü market gibi yetmedi bir bakkal daha açıldı. Çay ocağı üç tane vardı her mahallenin bir çay ocağı vardı vatandaşlar oralara gelip gündüzleri oturur sohbet ederlerdi çaylarını içer evlerine dönerlerdi çay ocaklarında komar ve eğlence türü kötü alışkanlıklar oynanmazdı kesinlikle.

      1977 yılında elektrik’in gelmesiyle 4 adet kereste ve mobilya atölyesi kuruldu, bu atölyeler hem köyün ihtiyacı ve hemde komşu köylerin ihtiyaçlarına cevap veriyordu.

      1979 yılında yeterli olmayan ve eskiyen cami yeni bir caminin yapılmasına vesile oldu, köy merkezinde lojmanı ile birlikte yeni bir cami inşa edildi.



      1984 yılında telefonla konuşulmaya başlanıldı ve telefon santralı kuruldu her eve telefon çekildi, köylüler artık oturdukları yerden dünya ile görüşmelere başlamış oldular zaten elektriğin gelişiyle birlikte TV. da Gelmiş oldu.

      Ailelerin çoğalmaya başlamasıyla işsizlik sorunu ortaya çıkmış oldu ve aileler küçüldü geçim daralmaya çay bahçeleri yeterli gelmemeye başlayınca köylü vatandaşlar çareler aramaya başladılar ve çare eskiden Almanyalara ve büyük illere olan göçler yeniden başladı. Köyde çay bahçelerinin çoğalmasıyla birlikte havancılık ve ot meraları azalma gösterdi ve hayvancılık sadece ihtiyaca endekslendi, yaylacılık fevkalade azalma gösterdi, neredeyse tamamen kesildi, böyle olunca da göçler yeniden yeniye yavaş yavaş başladı, nereye? Büyük illere, başta İstanbul’a ve kısmen Çayeli merkeze.

      Göçle birlikte dağılan ailelerin okuyan çocuklarında şehirlere yerleşmesiyle okula giden çocuk sayısında büyük oranda azalma başladı, okullar kapanma aşamasına geldi ve sonunda üç okulda kapatıldı. Kalan öğrenciler taşıma usulüyle merkezi okullara alındılar.

      Göçle birlikte köyün mahalleleri kendi muhtarlıklarını kurdular ve erenler köyünden ilişkilerini kestiler. Köy küçüldü yaklaşık 150 haneye indirgendi ve göle birlikte şimdiki haliyle 10 haneye kadar daralma oldu. Yaşlıların barındıkları yerleşim yeri haline geldi. Şu an köy nüfusunun %80 yaşlılardan oluşmaktadır. Derede çok kaliteli alabalık yaşar köylüler balık ihtiyaçlarını onunla azda olsa giderirlerdi. Köyün kuzeyinde Çayeli güneyinde Hemşin ilçesi vardır. Hemşin ilçesi köye 20 km. mesafededir. Çayeli Hemşin karayolu köyün ortasından geçer. Çaydan önce köyde fındık olurdu, ceviz, kara üzüm (kokulu) ve diğer meyveler olurdu kışlık meyveler hurma ve çeşitleri dayanıklı armut, elma vs. üzümden ve hurmadan pekmez yapılırdı, bol miktarda turşu yapılırdı kışlık yiyecek olarak.

      KÖYÜN MAHALLELERİNİN ADLARI

      Boğaz, Poncut, Karoğli, Sinor, Peşukçi, Doyusuf, Hacoğli.



      KÖYÜN BİTİŞİK KOMŞULARI

      Zoğopo (Yavuzlar), Veiçor (Zafer), Sınor (Çınartepe), Demirciler, Arsefos (Aşıklar).



      KÖYÜN ETRAFINDA BULUNAN DAĞLAR

      Ceğalver, Kayadibi, ardına meşe, Huhut, Dağvali,



      KÖYDE KABİLE İSİMLERİ
      Doyusuf.Muçolar, karoğli, cabirler, likoğli, keserumler, peşukçi, pasturma, yayalar, maraba, filoğli, guloğli, gilimor,
      HERKES HEMŞİNİ SEVEBİLİR AMA HERKES HEŞİNLİ OLAMAZ
      HERKES HEMŞİNLİ SEVEBİLİR AMA HERKES HEMŞİNLİ ALAMAZ

      Doğrularımı götürücek kadar yanlış yapmadım bu hayatta çok sıkıştığım yerlerde boş bıraktım soruları... şimdi bıraktığım boşlukların birindeyim kimsenin doğrusunu götürmedim ve en önemlisi kimsenin yanlışı olmadım..!
      mekanları cennet olsun ...
      hatırlarım o dönemlerde çoçuktum benn..
      HERKES HEMŞİNİ SEVEBİLİR AMA HERKES HEŞİNLİ OLAMAZ
      HERKES HEMŞİNLİ SEVEBİLİR AMA HERKES HEMŞİNLİ ALAMAZ

      Doğrularımı götürücek kadar yanlış yapmadım bu hayatta çok sıkıştığım yerlerde boş bıraktım soruları... şimdi bıraktığım boşlukların birindeyim kimsenin doğrusunu götürmedim ve en önemlisi kimsenin yanlışı olmadım..!

      Hemşin Mayıs 2009

      Gençliğimin Yıllarında Kurtbey Dayımla Zamanın Nasıl Geçtiğini Anlamadığım! DoYusuf Dedemin Köyü, Venekdere
      Resimler
      • DoYusuf Venekdere.jpg

        1.35 MB, 0×0, 39,823 defa görüntülendi
      • Venekdere Kamil TAÞÇI.jpg

        1.34 MB, 0×0, 69,951 defa görüntülendi
      • Venekdere\'den Bakýþ.jpg

        1.38 MB, 0×0, 38,412 defa görüntülendi
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      üsteki süvit benim :)
      HERKES HEMŞİNİ SEVEBİLİR AMA HERKES HEŞİNLİ OLAMAZ
      HERKES HEMŞİNLİ SEVEBİLİR AMA HERKES HEMŞİNLİ ALAMAZ

      Doğrularımı götürücek kadar yanlış yapmadım bu hayatta çok sıkıştığım yerlerde boş bıraktım soruları... şimdi bıraktığım boşlukların birindeyim kimsenin doğrusunu götürmedim ve en önemlisi kimsenin yanlışı olmadım..!