​Oyuna Bak

      ​Oyuna Bak

      Hedef İngiliz'in Hedefi (Bizim Yok).
      İngiliz'in 250 Yıllık Hedefi:
      Dünyadan Türk adını silmek, hem Türkiye'de hem dışarıda. Hem Haçlı kafası, hemde ödleri kopuyor,
      Türklerin hepsi kendilerini bir toparlarlarsa, kaynaklar ellerinde, pazarlar ellerinde, Avrupa batar. Avrupa'da bir şey yok ki; ne kaynağı var, ne pazarı var, bir şey yok.
      Türk ve Müslüman ülkelerden geçiniyor Batı, Türkler bir uyansa Avrupa'nın işi bitti, Avrupa bizden yardım dilenecek. Aman ne olur sizin birliğinize, gümrük birliğinize girelim diye gelip kapımızda yalvaracaklar.
      Onun için adamların niyeti"Türk" lafını tarihten silmek. Silmek için yapacağın iş bellidir: Eğitim dilini İngilizce yaparsın, bir - iki nesil sonra Türkçe biter.
      Türkçe bitince "Türk" lafı biter. Ne Türk kimliği kalır, ne kültürü, ne tarih bilinci, ne kendi ülkülerin.
      Gayet basit. Tarihte misali çok.Herkesin bu konuyu dava edinmesi lazım.

      Hedef Türkiye!
      Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
      Resimler
      • Prof.. Dr. Oktay Sinanoğlu.jpg

        35.3 kB, 650×343, 261 defa görüntülendi
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      Saptırmak İçin Her Kesimin Sahtesini Kullanırlar

      Bazıları "Türkçü", "milliyetçi" falan geçinir. Bunları söylerken herkesi kasdetmiyoruz. Her kesimde samimi insanlar var. Ama bilhassa yöneten takımda, birtakım sahteleri var. İşi saptırmak için kullanılırlar. Biz düzgünlerinden bahsetmiyoruz, tepelerdeki "ayarlılar"dan bahsediyoruz.
      Bizde her şeyin sahtesi vardır. Sahte "Türkçü", sahte "solcu", sahte "milliyetçi:, sahte "dinci", sahte "laik", sahte "Atatürkçü" vardır. Bunların hepsinin kuruluşları da vardır. Bunların sahtelerini teşhis için tabana bakılmaz, üst tabakalarına bakılmalı...Dolayısıyla böyle oyunlar çevrilmiş. Toplum mühendislerinin en derin oyunlarından, en zararlı oyunlarından biridir bu. Çünkü bu çok yaygınlaşmış, her kesimi kapsamış. Osmanlı' nın son dönemlerinde böyle oyunlar sahte aydın sınıfına münhasır kaldı, tabana doğru genişlemedi. Onun için İstiklal Savaşı yapılabildi. Ama şimdi böyle oyunlarla ta dibe kadar inilmiştir. İşin köküne, köylere bile (çok şükür sadece kısmen) inilmiştir.Bunlar kasıtlı. Bir kere bu işler Müslümanlık'la bağdaşmaz. Kuran'ı Kerim'de "Sizi tăife-tăife, çeşitli milletler, kabile-kabile yarattık, ta ki birbirinizi tanıyasınız" denilmektedir. Bu insanlığın zenginliğidir. Dinimizin ne kadar büyük bir din olduğuna bu sözler yeter.Bu çeşitlilikten hayatın zenginliği doğar. Hal böyleyken, dinimiz böyleyken, bunu bozmak için hem "milliyet" kavramını yıkıyorlar, hem de dini bozuyorlar.Bunlarla bizim uğraşmamız, bu toplumu yeniden birleştirmemiz, eskiden olduğu gibi kafa ve gönül birliğimizi, milli birlik ve beraberliğimizi sağlamamız lăzım.Ve bu milli birlik ve beraberliğimizi sağlayan kültür ve din meselelerine yeniden eğilip çok sıkı uğraşmamız lăzım.
      Çünkü bunlar üzerinde son derece büyük tecavüz, alabildiğine, içten ve dıştan, yürütülüyor.
      Hedef Türkiye!
      Prof. Dr. Oktay SİNANOĞLU
      Resimler
      • Sinanoğlu.jpg

        8.37 kB, 218×232, 219 defa görüntülendi
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      İnsan Gücümüz Sınırlıdır
      Türkiye’de yetişmiş değerli insanlarımız çoktur. Her dalda Türkler dünya çapında kendilerini göstermiş bulunuyorlar. Yalnız nüfusumuza göre ve sorunlarımıza oranla bu insan gücümüz gene de sınırlıdır. İnsan gücü kaynağımızın her parçacığından faydalanmamız gerekmektedir. Peki, çeşitli ülkelerin çağdaş uygarlığına büyük katkıda bulunan dışarıdaki bu Türkler, Türkiye için çalışmak istemezler mi? Vatanlarını unutmuşlardır da onun için mi dışarılardadırlar? Maddi gelir peşinde koştukları için mi oradadırlar? Hayır arkadaşlar, buna inanmayınız! Yıllardır ülke ülke, bucak bucak dolaşıp yıllardır Türk mühendislerine, Türk doktorlarına, Türk bilimcilerine rastlıyorum. Bilemesiniz! Ne kadar içleri yananlar vardır. Bilemesiniz ne vatan özlemi içindedirler. Bilemesiniz nasıl çırpınırlar; “ Türkiye me gideyim oraya hizmet edeyim.” diye; “Ben ne için bu kadar okudum. Bunca didindim?” derler.Ama dönemeyişlerinin, bu yazıda işlenmeyecek kadar çeşitli nedenleri vardır.Kimi genç yaşında gönderilmiş, altı-yedi yıl kalmış, mesleğimde biraz tecrübe edineyim demiştir. Kimi, mesleğinde ilerlediği halde Türkiye’de adam yerine konulmamıştır. Ortada bir gerçek var ise, şimdi, bu, Türk insan gücünün dışarıda özlemler içinde çırpındığı, Türkiye’ye faydalı olmak için can attığıdır.

      El Ele Verme Zamanı Geçiyor
      Bu güçten artık faydalanmalıyız. Onların uzmanlıkları, bilgi ve görgüleri bize lazımdır. İçerde olsun, dışarıda olsun, Türk bilimcileri, Türk mühendisleri, Türk doktorları el ele vermelidirler. Türkiye kalkınmadıkça, hiçbir Türk mesut olamaz, nerde olursa olsun rahat edemez.
      Bye Bye Türkçe
      300.000 Baskı
      Prof.
      Dr. Oktay Sinanoğlu
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu: Asyalı olmakla övünüyorum
      Aydınlık 18 Kasım 2001 SAYI: 748"11 Eylülden kısa bir süre önce Avrupa'da bilim adamlarıyla yapılan toplantıda bir konuşma yaptım: "
      AB sizin olsun. Ben Asyalıyım ve Asyalı olmakla övünüyorum" dedim.

      Bizim sömürge aydınlarımıza duyururum ki beni ayakta alkışladılar. Çünkü insan tabiatında vardır. Kendine itibarı olana herkes itibar eder. Sen kimliksiz, yılışık olursan kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla, kendi gönlümüzle birkaç sene içinde Avrupa'nın bir numaralı devleti oluruz.""Türk Aynştaynı" diye bilinen Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu, Ulusal Kanal'da "Büyüteç" programında Adnan Akfırat'ın konuğu oldu. 26 yaşında ABD'nin en ünlü Üniversitesi Yale'de profesör ünvanını kazanan, kimya, fizik, biyoloji alanlarında çok önemli katkıları bulunan Oktay Sinanoğlu, son yıllarda bütün enerjisini halkı uyandırmaya, kendine güvenmeyi öğretmeye harcıyor. Prof. Dr. Sinanoğlu, "Büyüteç" programında Atlantik uygarlığının ekonomik, kültürel ve bilimsel planda çöküşünü anlattı ve Asyalılığının bilincine varan Türkiye'nin Asya'ya önderlik ederek, ABD ve Avrupa'daki köleleştirilmiş halkları da kurtarabileceğini belirtti. Prof. Oktay Sinanoğlu Amerikan işbirlikçilerine de kuvvetli uyarılarda bulundu. "Ben yaptıklarımı önce bu halk için yapmışım, sonra insanlık için yapmışım. Hiçbir zaman ben profesör olayım, ünüm ortalıkta dolaşsın diye yapmadım. Hayatımla ilgili kitabı da halkımızın özgüveninin kazanılmasına katkım olsun diye yaptım. Benim kendime yakıştırdığım en güzel ünvan garibandır. Bu samimi bir histir. Bu Asya'da vardır. Samimi olarak vardır. Aşık Veysel ne güzel söylemiş: 'Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa."
      ADNAN AKFIRAT- 8 Aralık 1996 günlü Aydınlık dergisinde sizinle yapılan orta sayfa söyleşisinde Amerikan uygarlığının bilim, sanat ve kültür alanında büyük bir çöküşün içine girdiğini saptıyordunuz. 11 Eylül saldırısıyla birlikte bu saptama çok daha fazla kabul görmeye başladı. Atlantik uygarlığı yıldızı hep parlayacak uygarlık olarak tanıtıldı. Nasıl oldu da bu uygarlık çöktü?
      PROF. DR. OKTAY SİNANOĞLU- 1996'da İşçi Partisi'nin düzenlediği Avrasya Seçeneği Kurultayı olmuştu. Ben de orada konuşmuştum. O zaman Doğu ülkelerinden gelenler vardı. Orada şunu söylemiştim:
      Körfez Savaşı'ndan sonra baba Bush, "tek güç olarak biz kaldık" diyordu. O kadar büyük konuşuyorlardı ki, Osmanlı'nın çöküşünü hatırladım Sokullu Mehmet Paşa zamanında Osmanlı donanması ilk defa büyük bir yenilgiye uğradığında, devletin başındakiler "Bu millet isterse yeni donanmasının yelkenlerini atlastan, direklerini som altından yapar" demişlerdi. O laf çöküşün başlangıcıdır. Şimdi Amerika da böyle çok büyük laflar ediyor. Çöküşünü örtmeye çalışıyor.
      Ama çöküşün başlangıcı daha eskilere gidiyor. 1963 yılında Yale Üniversitesi'ndeyim, atom fiziğiyle ilgili nicel kuantumla ilgili yeni kuralları geliştiriyoruz. Bir gün akşam üstü aşağıya ana büroya indim. Baktım sekreterler garip bir halde. Hayrola dedim. Kenedy'yi vurdular dediler. O akşam saat 8.30 sularında çıktım sokakta dolaşıyorum. Baktım Amerika'lılar güle oynaya geziniyor, hiç umurlarında değil. Çok iyi hatırlıyorum. O gün, "Bugün Amerika'nın çöküşünün birinci günüdür" dedim. Çünkü o zamana kadar Amerikan halkı kendi devletine güvenirdi. O gün o güven yıkıldı. Devletin sürekli kendisine yalan söylediğini anladı. İkinci Dünya Harbi'nde Amerika halkı hiç savaşa girmek istemezken Pearl Harbour baskını tezgâhlandı. Donanmayı oturan ördek gibi oraya koydular. Saldırı olacağını kaç gün önceden biliyorlardı. Körfez Savaşı'nın nasıl tezgâhlandığını herkes biliyor. Yine bir tertiple katıldığı Vietnam Harbi'nde de Amerika perişan oldu.

      KUKLACILIK BİLİMİNİN KURAMI
      Buradan Amerikan işbirlikçilerine geçiyorum. Amerika'nın Güney Vietnam'de birtakım yerli işbirlikçileri vardı. Hiç unutmuyorum: Amerika oradan kaçarkan bu işbirlikçiler, helikopterlerin tekerlerine asılıyorlardı. Aman bizi de götürün diye. Bu sahneyi kimse unutmasın! Amerika daima kendi kuklalarını harcar. Kuklacılık biliminin kuramını yapmıştım. Kukla bir müddet sonra "vay ben neymişim" demeye başlar. Böyle deyince, Amerika 3- 5 sene sonra kuklayı temizler, yerine başkasını koyar. Kuklalara ilişkin bir Amerikan televizyonunda izlediğim başka bir olay daha var: New York'un ara sokakları çöplüktür, bir caddesi en zenginlerin oturduğu caddedir, bir arka sokağında en sefil insanlar oturur. New York'ta hangi caddede yürüyeceğini bilmelisin. Bilmezsen bıçaklanma ihtimalin çok büyüktür. Televizyonda böyle bir cadde gösteriyor. Orada yaşlı, Asyalı bir adam çöpçülük yapıyordu. Onu göstererek işte diyor "bu adam Vietnam'da çok büyük mevkide görev yapan bir adamdı". Bu sahneyi de kimse unutmasın. Bir ülkeyi mevki için satanlar bilsinler ki önce onlar harcanır.

      VİETNAM SAVAŞI ÇÖKÜŞÜ HIZLANDIRDI
      Vietnam Harbi'nden sonra özellikle Amerika'da büyük bir ahlaki çöküntü başladı. Aslında ondan önce Amerikan toplumu mazbut insanlardan oluşurdu. Televizyonlarda öyle açık saçık filmler göremezdiniz. Zaman geçtikçe Amerikan televizyonarında ahlak bozucu yayınlar arttı. Toplumun aile yapısı çöktü, iş ahlakı çöktü. İş yapmadan para kazanma anlayışı yerleşti. Bu arada Avrupa ekonomisi toparlandı, Asya ekonomisi büyümeye başladı, Japonya bir atılım yaptı. Daha önce Dünyada bütün teknik mamüller ilk Amerika'da yapılırdı. Fakat son yıllarda ne alsak başka bir ülkenin malı çıkıyor. Amerikan ve İngiliz malına kimse itibar etmemeye başladı.
      AKFIRAT- Bahsettiğiniz süreçte yönetici sınıfın da niteliğinin değiştiğini görüyoruz. Ticaret ve sanayi burjuvazisi kenara itildi, tekelci burjuvazinin rantçı, mafyalaşmış kesimi yönetimin merkezine geldi.
      SİNANOĞLU- Bu olay Reagan döneminde başladı. Amerika'da da üretim bitti. Avrasya Seçeneği Konferansı'nda şöyle demiştim: "Amerika iki şey üretir, biri silah biri film. Ama asıl silah filmdir" dedim. Amerika'nın içinden çürüdüğünü 1963'den beri anlatıyoruz.

      ARTIK BİLİMSEL GELİŞMELERİN MERKEZİ ABD DEĞİL
      AKFIRAT- Bilim ve teknolojideki üstünlüğü sürdükçe Amerika'nın yenilmesi mümkün değildir değerlendirmesi yapılıyor. Gerçekten böyle mi?
      SİNANOĞLU- 50 senedir büyük şeyler yaratmış bilim adamlarına bakarsanız çoğu Amerika'nın yerlisi değildir. Ayrıca Avrupa'da, Japonya'da da önemli bilimsel çalışmalar var. Son yıllarda Çin'de muazzam bir bilim atılımı çıktı. Amerika'daki takım da abartıldığı gibi değildir. Bunlar öyle akıllı adamlar da değildir. Kaç tanesine doktora yaptırdık. Hepsi şimde Avrupa'da, Japonya'da profösör. Doktorasını ağzına kaşıkla vere vere yaptık bu adamların.

      KÜRESEL KRALİYETÇİ TAKIM
      Amerika yüz boyutlu, önemli çelişmelerin yaşandığı bir yer. Tepede birkaç milyon insan var. Amerika'yı Amerika yapan bu ekiptir. Geri kalan 270 milyonun çoğu son derece cahil bırakılan insanlar. Amerikan halkı orada bir çeşit köledir. Üst tabaka ile halk arasındaki uçurum gittikçe büyüyor. Dünyadaki bir çok ülkenin parasını, kaynaklarını elinde tutarak, halkları insafsızca fakirleştiren insanlık düşmanı bir takım var. Ben bunlara yeni dünya düzenci ve "Küresel Kraliyetçi" takım diyorum. Bunlar sadece birtakım çokuluslu şirketlerle, tröstlerle sınırlı değil. Bunların ayrı dini, garip inanışları var. "Tek dünya devleti, tek bayrak" derler ama burda kastedilen bütün ülkelerin insanların katılımıyla gerçekleşen güzel bir dünya değil. Bu bir iki milyon insan, birkaç yüz sene önce gizli cemiyetler kurmuş, "dünyayı biz idare edeceğiz, dünyanın geri kalan insanları insandan bile sayılmaz, bunları istediğin kadar sömür, ne yaparsan yap" inanışında olan insanlık düşmanı bir alçak takımdır.

      Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu



      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      KÜRESEL KRALİYETÇİLERE İSYANLAR BAŞLADI
      AKFIRAT- Bu takım, kapitalizmin emperyalist karakter kazandığında ortaya çıkıyor değil mi?
      SİNANOĞLU- Kapitalizmi de ortaya çıkaran aynı zihniyettir. Bu yeni dünya düzeni yeni falan değildir. 11 Eylül'den 10 gün önce Avrupa'da bilim adamlarının katıldığı bir toplantıdaydım. Birçok ülkeden insanlar kendi ülkesinde yapılanları anlattı. Mesela Polonya'da son 10 yıldır seçim kanunları, partiler kanunları falan konmuş. Diyorlar ki bizim seçmiş gibi göründüğümüz ama aslında bizim seçmediğimiz birtakım adamlar bu kanunlarla bir yerlere konuyor ve bunlar da hep yeni dünya düzenci takımın kuyruğu oluyorlar. Bunlar hangi partiden olursa olsun hükümete gelir gelmez anayasayı değiştirelim, toprakları yabancı devletlere satalım önerileri getiriyorlar. Tahkimi getiriyorlar, ulusal hukuk yerine evrensel hukuku getirelim diyorlar. Bizim meslektaşlar ülke elden gidiyor diye ağlaşıyorlar. Tarımı, hayvancılığı yok ettiler diyorlar. Biz bunları dinliyoruz ve "Allah Allah biz bunları bir yerden hatırlıyoruz" diyoruz. Bir İngiliz kadın çıktı İngiliz çiftçisinin durumunu anlattı. İngiltere'de çiftçinin canına okumuşlar. Topraklarını birkaç banka gelmiş ellerinden almış. Kadına "200 yıldır Türkiye'de ne melanet olursa biz İngilizleri suçlardık vay canına size mi yapılıyor" dedik. Meğerse onlara da yapılıyormuş. Şu ülke bu ülke, şu hükümet bu hükümet diye düşünmemek lâzım. Çünkü özellikle son yıllarda bütün ülkelerde Küresel Kraliyetçi, onların maşaları, gizli örgüt üyeleri biryerlere konuyor. Bütün olaylar buradan çıkıyor. Dünyanın parasının büyük çoğunluğu, gıdanın yüzde 80'i iki üç bankaya yakın şirkete ait. Küresel Kraliyetçilere ait. Bu Küresel Kraliyetçi alçaklara karşı bütün dünyada isyanlar başlamıştır."Şu ülke bu ülke, şu hükümet bu hükümet diye düşünmemek lâzım. Çünkü özellikle son yıllarda bütün ülkelerde Küresel Kraliyetçiler egemen, onların maşaları, gizli örgüt üyeleri biryerlere konuyor. Dünyanın parasının büyük çoğunluğu, gıdanın yüzde 80'i iki üç bankaya yakın şirkete ait. Küresel Kraliyetçilere ait. Bu Küresel Kraliyetçi alçaklara karşı bütün dünyada isyanlar başlamıştır."

      GÜÇLERİ GİZLİLİKTEN GELİYORDU
      AKFIRAT- Fakat Küresel Kraliyetçilerin hesaplarının artık tutmadığını, büyük amaçlarına ulaşmaktan giderek uzaklaştıklarını da görüyoruz.
      SİNANOĞLU- Benim bir kuramım var. Büyük devletlerin asıl gücü gizlilikten gelir. Burada bir çelişki de ortaya çıkıyor. Gizli olabilmesi için az sayıda insanın bunu bilmesi lâzım, fakat bir sürü iş yapman için de birçok insana ihtiyacın var. Kadroyu genişlettikçe gizlilik azalır. O zaman şöyle yaparsın: Önüne gizli bir cemiyet kurarsın, onun önüne biraz daha az gizlisini kurarsın, onun önüne açık görünen ama gayesi gizli bir cemiyet kurarsın. Üsttekiler altakileri bilir fakat alttakiler üstekileri bilmez. Alttakiler robottur. Bütün bu tedbirlere rağmen bu bilgiler yayılmaya başladı. Güç gizlilikten geldiğine göre gizliliğin bitmesi gücün bitmesi demektir. İstediği kadar parası olsun. Çöküşü önleyemez. Dolayısıyla bu alçakların defterlerinin dürülme safhası başlamıştır. Türkiye burada Asya'ya önderlik edecek böylece Avrupalı, Amerikalı köle haline getirilmiş halkları da kurtaracaklardır.

      ASYALI OLMAKLA ÖVÜNÜYORUM
      AKFIRAT- Siz bundan birkaç yıl önce Avrupa'daki bir toplantıda "ben Asyalıyım" demiştiniz.
      SİNANOĞLU- Ben önce Amerika ile Avrupa ile çok haşır neşir oldum. Fakat 1975 yılında Japonya üstün bilimci ödülünü vermişlerdi, Japonya'ya gittim. Kendimi çok rahat hissettim. Kendi kültürümüze çok benziyor. Asıl uygarlığın Asya'da olduğunu gördük. 11 Eylülden kısa bir süre önce Avrupa'da bilim adamlarıyla yapılan toplantıda bir konuşma yaptım: "Şimdi siz diyeceksiniz ki 'biz bunları AB'ye almıyoruz', bana acıyorsunuzdur falan dedim. Ama ben AB falan istemiyorum. Halkımızın çoğu da istemiyor. Yine sizin dediğiniz gibi bizim de başımıza konulan birileri kaç senedir illa AB'ye gireceğiz falan diyor. AB sizin olsun. Ben Asyalıyım ve Asyalı olmakla övünüyorum" dedim. Bizim sömürge aydınlarımıza duyururum ki beni ayakta alkışladılar. Çünki insan tabiatında vardır. Kendine itibarı olana herkes itibar eder. Sen kimliksiz yılışık, olursan kimse seni ciddiye almaz. Kendi kafamızla, kendi gönlümüzle birkaç sene içinde Avrupa'nın bir numaralı devleti oluruz. "Amerika daima kendi kuklalarını harcar. Kuklacılık biliminin kuramını yapmıştım. Kukla bir müddet sonra "vay ben neymişim" demeye başlar. Böyle deyince, Amerika 3- 5 sene sonra kuklayı temizler, yerine başkasını koyar. Bir ülkeyi mevki için satanlar bilsinler ki önce onlar harcanır."

      ASYA KÜLTÜRÜNDE BİREYCİLİK YOK
      AKFIRAT- İş Bankası yayınlarındançıkan sizin hayatınızı konu alan "Türk Aynştaynı" kitabınızı hazırlayan Emine Çaykara özel hayatınızla ilgili bilgi almanın çok zor olduğundan şikayet ediyor. Bu da bir Asya kültürü. Siz 26 yaşında profösör olmuşsunuz, dünyanın çeşiti yerlerinde öğrenciler yetiştirmişsiniz. Kamuoyu bunları bilmiyor.
      SİNANOĞLU- Ben bunları önce bu halk için yapmışım, sonra insanlık için yapmışım. Halkımızın özgüvenin kazanılmasına katkım olsun diye yaptım. Hiçbir zaman ben profesör olayım, ünüm ortalıkta dolaşsın diye yapmadım. Bu kitabı da halka faydası olacağını umduğumuz meseleleri anlatmak için görev olarak hazırladık. Deneyimlerimizden çıkan sonuçları, onların yolunu açmaya faydası olabilir diye anlatıyoruz. Kendimizi övmek için değil. Benim kendime yakıştırdığım en güzel ünvan garibandır. Bu samimi bir histir. Bu Asya'da vardır. Samimi olarak vardır. Aşık Veysel ne güzel söylemiş: "Güzelliğin on para etmez şu bendeki aşk olmasa"
      AKFIRAT- Çok teşekkür ederiz.

      Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu

      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      Hedef Koymak

      Bilişim teknolojisinde kaydedilen olağanüstü¸ gelişmeye yol açan ilk Kennedy oldu. J.F. Kennedy. O zaman diyeceksiniz; Kennedy 1963'de vuruldu, bunların çıkması ise 1980'den sonra. Kendininkinde ne dahli var bunda? Kennedy milletine hedef gösterdi; dedi ki: 10 yıl içinde aya gideceğiz”. O zamanlar herkes, “Olur mu? dediyse de,Kennedy bu hedefi gösterdi. Kaynak sağlandı; büyük çapta ve birçok sanayi, birçok Üniversite, bir çok araştırıcı, herkes, hedef için gerekli olan bir sürü¸ bilim ve Teknolojileri geliştirmek, zere çalışmaya başladı. Şimdi, füzeleri göndermek için biliyorsunuz bir güdüm sistemi lazım ve bunu da yönetecek bilgisayarlar lazım. Şu iki oda dolusu bilgisayarı füzeye koyarsak yerinden kımıldayamaz, onun için küçük olması gerekiyordu. O sıralarda zaten geçir geç” yani transistor icat edilmişti; onuda kullanarak çok küçük, ama güçlü¸ bilgisayarlar yapıldı, bu uzay meselesi için ve bu gelişme sırasında bir sürü yan sanayii doğdu, bir sürü¸ yan gelişme oldu. Ayla hiç alakası olmadığı halde. Çok büyük iş. Olur mu? Aya gitmek de öyle oldu; adam 10 sene dedi, 7 sene de bitti

      Hedef Türkiye!
      Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000
      GENÇLER,
      Türkiye' de adet haline gelmiş göstermelik işlerden kaçının. Sırf üniversite bitirdi desinler diye, ananız babanız Amerika'da mastır yaptı diye öğünebilsin diye yükseköğrenime gitmeyin..Sonunda ancak kendinizi kandırırsınız. Temel gayeleriniz, kendinizin ufak çıkarları ötesinde, kendiniz dışında, bu ülke, bu ulus, Türk dünyası, Avrasya, insanlık için olsun. Yüksek hedefleriniz için çalışın. O zaman, kendi durumunuz da kendiliğinden düzelecektir. Maddiyat ve maneviyatı dengeleyin. Formülünüz 'bilim' + 'gönül'dür. Bu iki kanadın biri eksik olursa ne kendinize ne de insanlığa hayrınız dokunur. Gündelik siyaset, çıkar grupları, dışarıdan güdümlü gizli veya açık 'cemiyet'lerden uzak durun. Atatürk'ün dediklerini bol bol okuyun, onları işte bu günler için demiş, yazmış. Türkiye'nin şerefli, refahlı, itibarlı ve bağımsız geleceği için Atatürk yolumuzu çizmiştir.Dış ülkelerden, onların yerli kuyruklarından medet ummayın. Gayeleri bize yardımcı olmak değil, Türk adını tarihten silmektir.Dünyanın neresinde olursanız olun, kimliğinizi, Türk dilini, Türk tarih ve kültür bilincini, binlerce yıllık geleneğini kaybetmeyin. Dış ülkelerde ne kadar kimliğinizi korursanız yabancılar da size o kadar itibar edecektir.Başkasını taklit etmeyin. Kendi yolunuzu çizip azimle yürüyün. O zaman herkes sonradan sizi taklit edecektir. Eğitimde önce bir meslek, gerçek bir beceri, bir altın bilezik sahibi olmaya bakın. Ne yaparsanız yapın en iyisini yapın. Siyasetçinin bilimcinin en kötüsü olunacağına tamircinin parmakla gösterilen en iyisi olmak yeğdir. Bulabilirseniz Türk okuluna, eğitimin Türkçe verildiği okullara gidin.Konulara merak sarın, not için çalışmayın. O meslekte yararlı olacak bir yabancı dili öğrenin. Bülbül gibi konuşup yabancıdan ayırt edilemez hale gelmek hiç şart değil.Unutmayın ki Türk olmak bir kafa gönül işidir. Türk kültürüyle, diliyle, ata sevgisiyle Türk'tür. Soy sop meselesi karıştırarak, o her şeyimizi borçlu olduğumuz şerefli atalarımızı karalamaya çalışan iç düşmanların kitaplarına, yaygaralarına kulak asmayın. Kültür genleri, ırk genlerinden daha önemlidir. Vatani, milleti için her türlü fedakarlığa hazır bir taban gerekiyor. Bu taban son elli yılda hayli eritilmiş, kafası, gönlü karıştırılmış, birbirine düşen kesimler, dışa bağımlı sahte aydınlar, içinde vatanının geleceğini düşünmeyen, daha da acısı vurdum-duymazlaşmış kalabalıklar oluşturulmuştur. Bu durumda gerçek bir önder çıkabilse bile başarılı olma şansı pek azdır. Simdi yapılacak iş hızla bu toplumun yeniden kaynaşmasına, bilinçleşmesine, vatanını, milletini kendisinden önce düşünen insanların çoğalmasına önayak olmaktır.Türkiye'yi tekrar Kuvayi - i Milliye ruhu, Atatürk ruhu kurtaracaktır.
      Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu
      Ben Değil Biz Varız
      Naci KOBAL 2000